Nasreddin Hoca bi gün...


Çıkmış kürsüye, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Bilmiyoruz” deyince, “E siz bilmeyince, ben size ne diyeyim ki?” diyerek, çekip gitmiş...

Ertesi gün aynı kürsüye çıkmış, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Biliyoruz” deyince, “E madem biliyorsunuz, benim söylememe ne lüzum var” diyerek, yürümüş gitmiş... Daha ertesi gün, gene aynı kürsüye çıkmış, gene aynı soruyu sormuş, bu sefer ahalinin yarısı “Biliyoruz” yarısı “Bilmiyoruz” deyince de, “Ne âlâ” demiş... “Bilenler bilmeyenlere anlatsın o zaman!”

*

Başbakanımızın, İçişleri Bakanımıza habire “hocam” diye hitap ettiğini düşünürsek, yukardaki ahaliden ne farkımız var Allah aşkına?

*

Bilmiyoruz diyoruz, kızıyorlar.

Biliyoruz diyen, anlatmıyor.

Hoca desen...

“Teşekkür ederim” deyip, gitti.

*

“Bu basın toplantısının açılımını yapmak için ikinci bir basın toplantısı lazım” desek... E bu zaten ikinci basın toplantısıydı.

*

Ve, bana sorarsanız, üçüncü basın toplantısı Atatürk Barajı’nın gölünde yapılmalı mutlaka... İçişleri Bakanımız elinde bir çanak, içinde maya...

Add a comment

Dana klonladık.

Az çünkü.

*

Koyun sayısı iyi!

*

Öküz de klonlayacaklardı aslında.

Baktılar...

Yeteri kadar var zaten.

*

Bilimsel çalışmayı gururla izliyorum ama, uçsuz bucaksız otlaklarımızda güzel besleyip çoğaltmak varken, boğanın kulağından şırıngayla hücre alıp tüpte dana yetiştirmeyi bi tek biz akıl edebilirdik... Mis gibi tavuk etine 1 lira vermek varken, tavuğun kanadına 3 lira ödemeyi becermemiz gibi.

*

İki ayaklı “büyükbaş” sayısı artarken, dört ayaklı büyükbaş sayısı azalıyor Türkiye’nin... 20 milyon taneyken, 20 senede, 10 milyona düştü. Avrupa Birliği senede adam başı 62 kilo yerken, biz 10 kiloyu zor buluyoruz o yüzden.

*

Eskiden boldu, ihraç ederdik.

Kuruttuk, ithal ediyoruz sığırı...

İşin hazin tarafı, ithalatın en büyük müşterisi de, bizzat Tarım Bakanlığı!

*

Güya, karkas et ithalatı yasak ama, sınırlardan şakır şakır kaçak girdiğini hepimiz biliyoruz. İran-Irak tarafı, yol geçen hanı... Bulgaristan’dan gelen otobüslerde ise et kolisi var, bavuldan çok... Bagajlar lop lop.

*

Yem desen, sanırsın havyardır; alamıyor çiftçi... El âlemin inekleri yanında Afrikalı açlar gibi kalıyor bizim inekler, bi deri bi kemik, avurtları çökmüş... Netice? İspanyol adam başı 110 litre süt içiyor senede, Yunanlı 65...

Biz 6.

*

Durup dururken yoğurdumuzun standardını bile değiştirdiler, ki, yabancı firma bi türlü satamadığı ayrandan hallice cıvığını kakalayabilsin ahaliye.

*

Özetle.

Eğer hakikaten geleceğimizi düşünüyorsanız, bir çocuk yeter kardeşim... Üç inek yapın!

Add a comment

Taş atılıyor.

Çakmak atılıyor.

İdrar dolu şişeler atılıyor.

Hakem görmezden geliyor.

Yüzünü çeviriyor.

Atılmıyormuş gibi yapıyor.

*

O hakem, iktidardır.

*

Saha, Türkiye.

*

Kendisini itip kakana bile hoşgörü gösterirken; "Kafama bunu attılar" diye gösterene, sarı kart gösteriyor... Küfür edene ses çıkarmıyor; "Bana küfür etti" diyene, "Kes sesini" diyor.

*

Fenerbahçe, biziz.

*

Gördüğünü söylemek, suç.

Adalet istemek, kabahat.

*

Açılım planlanıyor mesela...

Nerede?

Polis Akademisi’nde.

*

E bakıyoruz... Yakasına Atatürk rozeti takan AB vatandaşı Daum’a "Atarım seni dışarı" diye gözdağı veren 4’üncü hakemin asıl mesleği, polislik!

*

Matrağın böylesi mi desem...

Kaderin cilvesi mi.

*

Ve, işin özünde, Diyarbakırlı olmak filan değildir sorun... Öyle olsa, Aziz Yıldırım’a niye taş atsınlar? Türk-Kürt de değil mesele... Yoksa, niye Brezilyalı Santos’a küfür ederken, Kamerunlu Tazemeta’yı alkışlasın? Diyarbakırsporlu-Fenerbahçeli olmak desen... Sorun olsaydı, "Biji Fenerbahçe" pankartları açılır mıydı?

*

Peki nedir...

"Basiretsiz yönetim"dir.

*

Ha futbol.

Ha hayat.

Bu ülkede kanunlar, sadece kanunlara uyanlar için geçerli kardeşim... Evrensel kuralları uygulamaya korkan, suç işleme özgürlüğüne "çanak tutan"dır asıl sorun.

Add a comment