Küre’selleşme...


Belediye başkanı açıkladı:

“Spreyler ozonu deliyor, ondan.”


*

Hugo Boss istifa etsin kardeşim!

*

Calvin Klein gözaltına alınsın.

Ralph Lauren tutuklansın.

*

Rüşveti alıp, kaçak binalara ruhsatı veren Christian Dior değil mi sahi? Dere yataklarını ıslah etmeyen Dolce Gabbana değil de, kim? Gözümüzün içine baka baka, “Parolamız 3Ç... Çöpü, çukuru, çamuru yok etmeyen belediye, işini yapmayan belediyedir” demedi mi, Emporio Armani? “Çevrecinin daniskası” değil mi, Elizabeth Arden? “Sele sebep olan binaları istimlak edeceğiz ama, elimizi kolumuzu bağlıyorlar, mağduruz” deyip, öbür taraftan, işine gelmeyen haberleri yapıyorlar diye çatır çatır yıkmadı mı güzelim okulu, Jean Paul Gaultier? Hayatında kürek bile görmemiş eşine dostuna, ihaleleri dağıtmıyor mu babasının malı gibi, Issey Miyake?

*

Bu ülkenin namuslu insanları içeri tıkılırken, vicdanını kaleme alan gazetecilerin tasfiye listeleri havada uçuşurken, “Ben işadamıyım, bana ne, ben cebime bakarım arkadaş” demiyor mu, Donna Karan? Yves Saint Laurent değil mi, avanta kömürü makarnayı kapıp, hür iradesini satan?

*

Güya mübarek ramazan.

Kimdir bir yandan oruç tutan...

Bir yandan soyan?

*

Sizler, naklen seyrederken yağmacıları, boğularak ölenlerin altın dişlerini sökmediklerine dua ederken...

Kimdir Allah aşkına, “Yok öyle yağma mağma” diye fırçalayan?

*

E haliyle...

“Bunlar ozonu deldi” diyor.

Haklı adam.

*

Küre’selleşmedir...

İtiraz edilmeyen, aksine, alkışlanan bir zihniyettir aslında memleketi basan.

Add a comment
Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.

Akılda tutması zor bir cümle.


*

İnsan hafızası özürlüdür çünkü.

*

Bakın “görülmemiş afet” diyorlar.

Görüldü halbuki.

Hem de “görülmemiş” diyen basınımızın burnunun dibinde...

Basın Ekspres Yolu’nda görüldü.

*

Aynı yer, aynı dere.

1995’ti sene.

*

Kimdi belediye başkanı?

Şimdiki Başbakan.

Kimdi İSKİ müdürü?

Şimdiki Çevre Bakanı.

Asfaltta kayıkla geziyoruz...

Kimdi kayık müdürü o günkü?

Ulaştırma Bakanı bugünkü.

*

15 senedir İstanbul’u...

7 senedir ülkeyi yönetiyorlar.

Depremde, evden çık!

Karda, evden çıkma!

Yağmurda, üst kata çık!

Gözleri var görmezler, diyor ya...

Görülemiyor hâlâ.

*

8 artı 2 şehide gelince...

O görülmemiş değil.

Sıradan.

O nedenle birinci sayfalarda pek “görülmez” basınımız tarafından.

Add a comment
Alt tarafı kapı diil mi canım...


Sene 1937.

O sene...


*

Yabancının elindeki Şark Demiryolu’nu satın almış, Ziraat Bankası Kanunu’nu çıkarmış, Denizbank Kanunu’nu çıkarmış, kalkınmanın omurgası Sümerbank’ın Nazilli Basma Fabrikası’nı hizmete sokmuş, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni açmış, Karabük Demir Çelik’in temelini atmış, bugün kullandığımız “açı, çap, üçgen, artı, eksi” gibi Türkçe terimleri türeterek “geometri kitabı”nı yazmış, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nü kurmuş, dünyanın ilk savaş pilotu, evladı, Sabiha Gökçen’le birlikte Tunceli Pertek’te köprü açmış, sonra dönüp, İstanbul Dolmabahçe’de Türkiye’nin ilk resim galerisini açmış, Ankara Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi kurulması için kanun çıkarmış, Hatay’ın bağımsızlığını Milletler Cemiyeti’ne tanıtmış Mustafa Kemal... Hasta o sıralar... Ve, gitmiş Trabzon’a, o tarihi açıklamayı yapmış: “Bana ait olan tüm mal varlığımı
millete armağan ediyorum.”

*

O sene...

1937’de.

*

Bir kolu Erzurum’dan gelen, 15 subay ve 50 erden oluşan iki seçkin birlik, Serdarbulak Yaylası’nda buluşur. Hava bıçak... Mıhtepe rotasını takip edip, düz duvar buzullarıyla insanı gördüğünde bile ürperten Ahora Göçüğü’nden geçerek, “tarihi” tırmanışa başlar. Neden tarihi? Hiçbir Türk çıkmamıştır oraya çünkü... İlk, 108 sene önce, Alman profesör Friedrich von Parrot çıkmış, sonra, Rus çıkmış, İngiliz çıkmış, Belçikalı çıkmış, ama Türk hiç çıkmamış... Başlarlar tırmanmaya... Dedim ya, 15 subay, başlarında topçu kurmay binbaşı... Subayların arasında, bir de şair var, piyade teğmen... E 50 tane ere, 15 subay çok değil mi? Değil... Çünkü, bir Atatürk büstü taşımaktadırlar, ulu öndere teşekkür olarak... Ağır tabii... Sırt çantasında subayların, sırayla, değişe değişe...

Çıkarlar. Doruğa koyarlar.

Yanına bayrak.

*

Etekleri hep bizimdi...

O gün, doruğu da bizim olur.

*

Ağrı Dağı’dır orası.

Ararat değil, Ağrı...

Anadolu’nun doruğu.

*

Topçu kurmay binbaşı...

Cevdet Sunay.

Sonra, cumhurbaşkanı.

*

Şair teğmen desen...

Oturur oraya, bakar memlekete, memleketin çatısından, çıkarır kâğıdını kalemini, topçu kurmay binbaşı söyler, o yazar... Bir
metal şişenin içine konularak, Ağrı’nın doruğunda buzların içine gömülen o tarihi tutanakta, şu tarihi cümle yazar: “Türkiye’nin en büyük adamının büstünü, Türkiye’nin en yüksek dağına armağan ediyoruz!”

*

Fazıl Hüsnü...

Dağlarca’dır o teğmen.

*

Armağana, armağan...

Ruh, şuur, vefa, yurt sevgisi.

*

Ee-eeh bana ne be!

Di mi? Add a comment