Nasreddin Hoca bi gün...


Çıkmış kürsüye, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Bilmiyoruz” deyince, “E siz bilmeyince, ben size ne diyeyim ki?” diyerek, çekip gitmiş...

Ertesi gün aynı kürsüye çıkmış, “Ey ahali, bugün size ne diyeceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş; ahali, “Biliyoruz” deyince, “E madem biliyorsunuz, benim söylememe ne lüzum var” diyerek, yürümüş gitmiş... Daha ertesi gün, gene aynı kürsüye çıkmış, gene aynı soruyu sormuş, bu sefer ahalinin yarısı “Biliyoruz” yarısı “Bilmiyoruz” deyince de, “Ne âlâ” demiş... “Bilenler bilmeyenlere anlatsın o zaman!”

*

Başbakanımızın, İçişleri Bakanımıza habire “hocam” diye hitap ettiğini düşünürsek, yukardaki ahaliden ne farkımız var Allah aşkına?

*

Bilmiyoruz diyoruz, kızıyorlar.

Biliyoruz diyen, anlatmıyor.

Hoca desen...

“Teşekkür ederim” deyip, gitti.

*

“Bu basın toplantısının açılımını yapmak için ikinci bir basın toplantısı lazım” desek... E bu zaten ikinci basın toplantısıydı.

*

Ve, bana sorarsanız, üçüncü basın toplantısı Atatürk Barajı’nın gölünde yapılmalı mutlaka... İçişleri Bakanımız elinde bir çanak, içinde maya...