abd ergenekon yargiclari silivri225

İstanbul’u titreten savcı : Marlon Kemal!

Bir makam, o koltukta oturanın yaptığıyla değer kazanır.

17 Aralık Operasyonu’ndan sonra savcılar gündemde. Başbakan Erdoğan bir dönem altına zırhlı otomobilini verdiği savcı Zekeriya Öz’ü iş takibi yapmakla itham etti. Savcılar, artık kudretli olmakla saygı görmek arasındaki farkı anlamıyor. 1970’li yılların İstanbul’unda nam-ı diğer “Marlon Kemal” adında bir savcı vardı.

Cinayete kurban giden Kemal Şimşek, gücün saygıyı garanti edeceğini sanan savcılardandı…

Nam-ı di­ğer “Mar­lon Ke­ma­l”… Sav­cı Ke­mal Şim­şek… Ai­le­si Of’­luy­du…

Ba­ba­sı, mek­tep­siz sey­yar diş­çiy­di. İki­si kız, üç ço­cu­ğu olun­ca ge­çim der­di art­tı; so­lu­ğu o da çoğu hem­şeh­ri­si gi­bi İs­tan­bu­l’­da al­dı.

Ke­mal Şim­şek 1938’de ba­ba­sı­nın işi ne­de­niy­le ya­şa­dık­la­rı Bay­bur­t‘­ta doğ­du; İs­tan­bul Ba­la­t’­ta bü­yü­dü.

İçin­de yok­sul­lu­ğun ver­di­ği bü­yük bir öf­ke var­dı. Ya­ra­maz­dı. Ma­hal­le­de her­ke­si dö­vü­yor­du. “Us­lan­sı­n” di­ye ma­hal­le­den ağa­bey­le­ri Has­köy boks ku­lü­bü­ne gö­tür­dü.

Bok­su sev­di; sa­bah­tan ak­şa­ma ka­dar ring­den in­me­di; özel­lik­le sağ yum­ru­ğu çok güç­lüy­dü. Ar­tık öf­ke­si­ni kum tor­ba­sın­dan alı­yor­du. Ya da boks yap­tık­la­rın­dan. Bir gün Coş­kun ad­lı ar­ka­da­şı ta­ra­fın­dan na­kavt edil­di. Ye­nil­gi­yi haz­me­de­me­di; ken­di­ne ge­lin­ce Coş­ku­n’­un üze­ri­ne yü­rü­dü; zor ayır­dı­lar. Son­ra hal­te­re me­rak sar­dı. Fi­zik ola­rak çok güç­lüy­dü.

Bir o ka­dar da ça­lış­kan.

İs­tan­bul Hu­kuk Fa­kül­te­si öğ­ren­ci­si ol­du. Fa­kat fa­kül­te­de me­de­ni hu­kuk der­sin­de sı­nı­fa ke­di so­kun­ca Prof. Dr. Fe­rit Hak­kı Soy­me­n‘­in hış­mı­na uğ­ra­dı. Atıl­dı. Öğ­re­ni­mi­ne An­ka­ra Hu­kuk Fa­kül­te­si­’n­de de­vam et­ti…

1950’li yıl­lar…

Genç­le­rin ila­hı; 8 Os­car ödü­lü ka­zan­mış “Rıh­tım­lar Üze­rin­de­” fil­miy­le Mar­lon Bran­do­‘y­du. Film­de Bran­do, “Terry Mal­lo­y” ad­lı genç bir bok­sö­rü oy­nu­yor­du.

Üni­ver­si­te öğ­ren­ci­si Ke­mal Şim­şek, Mar­lon Bran­do­’ya ben­zi­yor­du; üs­te­lik bok­sör­dü. Ve o gün­den son­ra ya­kın çev­re­sin­de­ki adı “Mar­lon Ke­ma­l” ol­du! Ar­tık film kah­ra­ma­nı “Tery Mal­lo­y” gi­bi gi­yi­ni­yor; onun gi­bi yü­rü­yor ve sa­çı­nı onun gi­bi ta­rı­yor­du.

Bi­ti­rim ya­ta­ğı, de­li­kan­lı­lar be­şi­ği Ba­la­t’­ta bü­yü­yen Ke­mal Şim­şe­k’­e bu ka­rak­ter tam otur­muş­tu. Ma­çoy­du, sert­ti ve sö­zü­nü sa­kın­maz bir is­yan­kar­dı.

*** *** ***

Ga­ze­te­ler :  Kah­ra­man Sav­cı!

“Mar­lon Ke­ma­l” hu­kuk fa­kül­te­si­ni bi­tir­di. Sav­cı ola­rak Ana­do­lu­’yu do­laş­tı; Ol­tu, Gün­doğ­du, Çer­kez­köy ve İs­tan­bul Eyüp.

İs­tan­bul mu onu yol­dan çı­kar­dı yok­sa şöh­ret mi?

Şöy­le…

Eyüp Cum­hu­ri­yet Sav­cı­sı olan Ke­mal Şim­şek, bu­ra­da gö­rev ya­par­ken şöh­re­te ka­vuş­tu! Gün­ler­ce ga­ze­te­ler­de ha­ber olan “Ha­ya­li Ha­liç Te­ca­vüz­cü­sü­” ola­yı­nı çöz­dü. İd­di­aya gö­re, bir genç adam, te­ca­vüz edil­dik­ten son­ra, bo­ğul­mak üze­re Ha­li­ç’­in pis su­la­rı­na atıl­mış­tı.

Po­lis, şüp­he­li üç gen­ci ya­ka­la­dı. Genç­ler iş­ken­ce­de suç­la­rı­nı ka­bul et­ti. Dos­ya sav­cı­lı­ğa in­ti­kal et­ti­ril­di­ğin­de olay­dan şüp­he­le­nen sav­cı Mar­lon Ke­mal, genç­le­rin ma­sum ol­du­ğu­na ina­nıp ser­best bı­ra­ka­rak tüm em­ni­ye­ti kar­şı­sı­na al­dı. Ola­yı tek ba­şı­na araş­tır­dı. Genç­li­ği­ni ya­şa­dı­ğı me­kan­la­rı ya­kın­dan ta­nı­yor­du. Çok ta­nı­dı­ğı in­san var­dı. So­nuç­ta, te­ca­vüz edil­di­ği söy­le­nen gen­cin sağ ol­du­ğu­nu, zim­me­ti­ne ge­çir­di­ği pa­ra­lar­la kaç­tı­ğı­nı or­ta­ya çı­kar­dı. Bu olay İs­tan­bul ba­sı­nın­da ge­niş yer bul­du. Ga­ze­te­ler on­dan bah­se­di­yor­du. “Ha­ya­li Ha­liç te­ca­vü­zü­nü çö­zen kah­ra­man sav­cı.”

*** *** ***

“Sa­id-i Nur­si­’ye öz­gür­lü­k”

Ki­mi­ne gö­re ge­ce ha­ya­tı bu şöh­ret­le baş­la­dı…

Ki­mi­ne gö­re ise za­ten İs­tan­bul ge­ce ha­ya­tı­nın için­de bü­yü­müş­tü.

O dö­nem­de İs­tan­bul ye­ral­tı dün­ya­sı­nın ün­lü isim­le­ri Of’­luy­du.

1950’li 1960’lı yıl­la­rın ün­lü ka­ba­da­yı­sı Of­lu Ha­sa­n‘­ın (Ce­va­hi­roğ­lu) “mi­ra­sı­nı­” kar­de­şi Of­lu Os­man (Ce­va­hi­roğ­lu), Of­lu İs­ma­il (Ha­cı­sü­ley­ma­noğ­lu) pay­la­şı­yor­du.

Mar­lon Ke­mal sav­cı ol­sa da ye­ral­tı dün­ya­sın­da­ki Of­lu hem­şeh­ri­le­riy­le iliş­ki­si­ni hiç ko­par­ma­dı. Öğ­ren­ci­li­ği dö­ne­min­de cep harç­lı­ğı­nı Of­lu ka­ba­da­yı­la­rın­dan al­mış­tı.

Fa­kat bu ya­kın­lı­ğı do­ğal ola­rak mes­lek­taş­la­rı ta­ra­fın­dan hep eleş­ti­ril­di.

Bir gün:

“Şö­val­ye­” la­kap­lı ar­ka­da­şı­nın du­ruş­ma­sı­na, iz­le­yi­ci ola­rak git­ti. Mah­ke­me ha­ki­mi ta­nı­dı ve kız­dı; “Sen ne bi­çim sav­cı­sın, ne işin var böy­le ki­şi­ler­le, na­sıl bun­lar­la ar­ka­daş­lık eder­sin?”

Ya­nı­tı şu ol­du:

“Sa­yın yar­gıç ki­mi to­pa me­rak­lı­dır, ki­mi ke­le­bek av­cı­lı­ğı­na. Ben ise de­li­kan­lı, mert, ka­ba­da­yı in­san­la­rın aşı­ğı­yım!”

Fark­lı bir sav­cıy­dı; üni­ver­si­te yıl­la­rın­da Tür­ki­ye Mil­li Genç­lik Teş­ki­la­tı üye­siy­di. Sav­cı­lık gün­le­rin­de de gö­rüş­le­ri­ni çe­kin­me­den söy­le­di: “TC­K’­da sos­ya­list dü­şün­ce­yi suç sa­yan 141 ve 142’n­ci mad­de­ler kal­dı­rıl­sın. Ama Sa­id-i Nur­si­’nin inan­cı­na da ya­sak gel­me­si­n” di­yor­du.

Evet fark­lıy­dı:

Po­lis­ler ta­ra­fın­dan “fa­hi­şe­” ya da “ha­yat ka­dı­nı­” di­ye aşa­ğı­la­nan ka­dın­la­ra des­tek çı­kı­yor­du. “On­lar da Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’nin va­tan­da­şı­” di­ye po­lis­le­re kı­zıp, ka­dın­la­ra “ha­nı­me­fen­di­” di­ye hi­tap edi­yor­du!

İş­ken­ce­ye kar­şıy­dı. İfa­de için ma­ka­ma ge­ti­ri­len sa­nık­la­ra iş­ken­ce ya­pıl­dı­ğı­nı an­la­yın­ca po­lis­le­rin üze­ri­ne yü­rü­yor­du.

*** *** ***

Gün­düz sav­cı ge­ce kurt!

Mar­lon Ke­ma­l’­in bir tür­lü vaz­ge­çe­me­di­ği iki tut­ku­su var­dı:

Bi­ri ku­mar…

Dos­to­yevs­ki, ku­mar tut­ku­su­nu an­lat­tı­ğı “Ku­mar­ba­z” ki­ta­bın­da Mar­lon Ke­ma­l’­in ruh ha­li­ni yaz­mış­tı san­ki:

“Ben, ken­di ken­di­mi bü­tü­nüy­le mah­vet­tim. Ar­tık ken­di­mi kı­yas­la­ya­bi­le­ce­ğim her­han­gi bir şey var mı­dır; ah­lak ku­ral­la­rı fi­lan? Ba­na fay­da­sı ola­cak hiç­bir ah­lak ku­ra­lı yok­tur ar­tık. He­le böy­le bir du­rum­da ah­lak ders­le­ri ka­dar yer­siz bir şey ola­maz. Ah, şu ken­di­ni be­ğen­miş tip­ler! Bö­bür­le­ne bö­bür­le­ne sa­na na­si­hat­ler ver­me­le­ri! Şu an­ki du­ru­mu­mun iğ­renç­li­ği­ni ve pis­li­ği­ni en az ken­di­le­ri ka­dar bil­di­ği­mi bil­se­ler­di, o ko­ca dil­le­ri­ni sal­la­mak­tan vaz­ge­çer­ler­di. Ba­na bil­me­di­ğim ne söy­le­ye­bi­lir­ler ki? Be­nim so­ru­num­la il­gi­li ne bi­le­bi­lir­ler ki?” (s.150)

Mes­le­ğin­de idea­list olan Mar­lon Ke­mal, gün­düz­le­ri pren­sip­le­rin­den as­la vaz­geç­me­yen, ka­nun­la­ra bağ­lı oto­ri­ter bir sav­cıy­ken, ge­ce­le­ri tam bir ka­ba­da­yı­ya dö­nü­şü­yor, adam döv­mek­ten çe­kin­mi­yor ve ku­mar­ha­ne­ler­den çık­mı­yor­du.

“Gün­düz sav­cı, ge­ce kur­t” na­mıy­la anı­lır ol­du.

Sav­cı ola­rak gün­düz rüş­vet al­mı­yor ama ge­ce­le­ri ku­mar­ha­ne­ler­den ma­no alı­yor­du!

İd­di­aya gö­re, ku­mar­da kay­be­der­se “U­lan sav­cı ku­mar­da kay­be­der mi?” di­ye­rek ku­mar­ha­ne sa­hip­le­rin­den pa­ra­sı­nı ge­ri alı­yor­du.

Kav­ga­la­ra ka­rı­şı­yor, döv­dü­ğü adam­la­ra da “Ke­mik­le­ri­ni kı­rar ma­cun gi­bi du­va­ra sı­va­rım. İs­tan­bu­l’­un bü­tün bo­ya­cı­la­rı ras­pa et­se du­var­dan ka­zı­ya­ma­z” di­yor­du.

Bir yan­da ga­ze­te­le­rin “kah­ra­ma­n” de­yip fo­toğ­raf­la­rı­nı bas­tı­ğı bir Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı; di­ğer yan­da ge­ce ale­mi­nin ku­mar, gasp, ka­çak­çı­lık, ci­na­yet­ten sa­bı­ka­lı ve­ya ara­nan­lar­dan olu­şan alem­ci çev­re için­de­ki ka­ba­da­yı.

Mar­lon Ke­mal, en ba­ba­sın­dan, en ayak­çı­sı­na ka­dar bir­çok is­mi ya­kın­dan ta­nı­yor­du. Ba­ba­lar dün­ya­sı da onun mert­li­ği­ni; kol gü­cü­ne gü­ven­me­si­ni se­vi­yor­du.

İç­kiy­le de ara­sı iyiy­di; ku­mar oy­nar­ken hep vis­ki içi­yor­du; ve an­la­tı­lan­la­ra gö­re, hiç sar­hoş ol­mu­yor­du! Kim bi­lir bel­ki de ha­yat sar­ho­şuy­du!

*** *** ***

Kır­mı­zı Mer­ce­des tut­ku­su!

Ve ge­le­lim ikin­ci tut­ku­su­na:

Kır­mı­zı Mer­ce­des!

Mar­lon Ke­mal lük­se ve şık­lı­ğa düş­kün­dü. Hil­ton Ote­li’n­de özel oda­sı var­dı.

Fa­kat Kır­mı­zı Mer­ce­des za­man­la İs­tan­bu­l’­da kor­ku nes­ne­si­ne dö­nüş­tü. Sav­cı Mar­lon Ke­mal si­nir­len­di­ği ki­şi­le­ri gö­rev­le­ri­ne rüt­be­le­ri­ne bak­ma­dan dö­vü­yor­du.

Ga­ze­te­ler­de ar­tık vu­ku­at­la­rı ha­ber­di:

Ör­ne­ğin, İs­tin­ye­’de gö­rev­li bek­çi Mus­ta­fa Sa­rı­‘yı has­ta­ne­lik et­miş­ti. (24.3.1975 Mil­li­yet)

Ör­ne­ğin, Po­lis me­mu­ru Ta­mer Türk­se­ve­r‘­i döv­müş ve po­lis şi­ka­yet­çi ol­muş­tu. (9.2.1976, Mil­li­yet)

Mar­lon Ke­mal top­lam­da; bir mil­let­ve­ki­li, bir baş ko­mi­ser, bir bek­çi, iki po­lis me­mu­ru­nu döv­müş­tü. So­nun­da, İs­tan­bu­l’­dan Es­ki­şe­hir sav­cı yar­dım­cı­lı­ğı­na ta­yi­ni çı­ka­rıl­dı.

Sa­nı­lı­yor­du ki İs­tan­bul ge­ce ale­min­den uzak­la­şır. Ne ge­zer!

Sık sık ra­por alıp İs­tan­bu­l’­a gel­me­ye de­vam et­ti.

Ve son ge­li­şi ölü­mü­ne se­bep ol­du.

Kur­şun hiç bek­le­me­di­ği bir yer­den gel­di.

Ta­rih 7 Mart 1977

Sa­at 01.30 idi…

*** *** ***

Defterinde kimlerin adı yok ki!

Savcı Marlon Kemal, Av. Ali Rıza Dizdar‘ın eniştesi. “Ruhunda delikanlılık vardı. ‘Beyoğlu’nun arka sokaklarında beni sırtımdan vuracaklar’ derdi. Öyle de oldu. Cesedini ben aldım.”

Ceketinin iç cebinden borçlu listesi çıktı; kabadayılardan 2 milyon TL’ye yakın kumar borcu alacağı notu vardı. Ayrıca üzerinde; “tek taş pırlanta platin yüzük, beş pırlantalı altın bir yüzük, 70 bin TL nakit para, Dunhill marka altın kaplama kalem, 14’lü Browning marka tabanca” vardı.

Av. Ali Rıza Dizdar için zor olan haberi ablasına vermekti. Nasıl söyleyecekti.

Evde…

Savcı Marlon Kemal’in eşi Hatice Yıldız Şimşek hamileydi. 8 yaşında bir oğlu ve 7 yaşında bir kızı vardı. İkinci kızını eşinin ölüm haberini alınca erken doğumla dünyaya getirdi.

Katil yabancı biri değildi; Nurullah Çınar’dı…

17 yaşında iken ablasına pazarda laf atan bir kişiyi öldürmüş ve yedi yıl hapiste kalıp 1974 affıyla çıkmıştı. 26 yaşındaydı.

Yeraltı dünyasının tanınmış kabadayılarından Dündar Kılıç’ın akrabasıydı; Of’un komşusu Sürmeneli‘ydi.

Marlon Kemal, Nurullah Çınar’ı ve Dündar Kılıç’ı da yakından tanıyordu. Çünkü hemşehrisi Oflu İsmail, Dündar Kılıç’ın kızkardeşi Kısmet ile evliydi.

Dündar Kılıç’ın ifadesine göre, Marlon Kemal kumar borçlarını almaya gittiğinde son günlerde yanında Nurullah Çınar’ı götürüyordu.

Peki…

Marlon Kemal niye öldürüldü?

Nurullah Çınar’ın polis ifadesine göre, “Kemal Ağabey’i severdim, sayardım. Fakat son günlerde gereksiz yere adam dövüyor, yok yere olay çıkarıyordu. Son olarak Beyoğlu İmparator Otel’de yatıp, parasını ödemeyen bir arkadaşımı döverken gördüm, ayırmaya çalıştım. ‘Kemal Ağabey, yapma neden dövüyorsun çocuğu, parası olunca verir otele borcunu’ demeye kalmadan, bana da hakaret edip tekmeledi, dövdü. Bu dayaktan sonra nefretim arttı. Gördüğüm yerde öldürmeye karar verdim.”

7 Mart 1977.

Saat: 01.30.

Marlon Kemal, Oflu Osman’ın sahibi olduğu Beyoğlu’ndaki Emek Kulübü‘nde bezik oynuyordu. Bir ara kalktı, müdüriyet odasına gitti. Not defterini çıkardı; masadaki telefonun rakamlarını çevirmeye başladı.

Tam o sırada Nurullah Çınar odaya girdi ve Savcı Marlon Kemal’in üzerine kurşun yağdırdı.

Gerçekten cinayet bu kadar basit bir nedenle işlenmiş olabilir miydi? Ortaya çıkarılamadı.

Yıllar sonra Yavuz Donat Sabah gazetesinde yazdı:

“Fi” tarihiydi. Başbakanlık koltuğunda “Karaoğlan” (Bülent Ecevit) oturuyordu. İstanbul-Şişli’de “şöhretli bir savcı” vardı: Çok kişi soyadını bilmezdi. Herkes ona “Marlon Kemal” derdi. Havalıydı, fiyakalıydı. Çifte tabancalıydı. Gecelerin adamıydı.

Bir gece, galiba bir kumarhanede Marlon Kemal’i vurdular. Olay günlerce gazetelerin manşetiydi. Başbakan Ecevit emir verdi: “Bu iş aydınlatılsın… Ucu kime ve nereye kadar gidiyorsa araştırılsın… Gerçek neyse ortaya çıkarılsın.”

“İsimler” ortalıkta uçuştu. “İddialar” birbirine karıştı.

Soruşturmayı yürütenler “Marlon Kemal’in telefon defterine, notlarına” ulaştı. Ve aylar ayları kovaladı.

Bir gün TBMM kulisinde, Başbakan Yardımcısı Orhan Eyüboğlu ile karşılaştık.

Rahmetli eski polis müdürüydü. “Ne oldu Marlon Kemal meselesi” diye sorduk: Kolumuza girdi:

- Bir şey çıkmayacak, kapanacak.

- Adamın telefon defterinde kimlerin adı yok ki?.. Siyasetten medyaya, iş dünyasından bürokrasiye kadar.

- Hangi birini ifadeye çağıracaksın, kimi gözaltına alıp sorgulayacaksın?

- Kurcaladıkça işin bilmem nesi çıkıyor. (30.3.2008)

Dündar Kılıç’ın adı cinayetin azmettirici olarak gazetelerde yer aldı. Ama hakkında soruşturma yapılmadı. Sadece tanık olarak dinlendi. “Sevdiğimiz iyi bir kardeşimizdi, neden öldürüldüğünü ben bilemem” dedi.

Bilinir ki Dündar Kılıç pek sevmediklerine “iyi bir kardeşimiz” derdi!

Savcı Marlon Kemal’in neden öldürüldüğü hiç ortaya çıkarılmadı. Nurullah Çınar 22 yıl ceza aldı. 1981’de cezaevinden firar etti. 2000 yılında öldü.

O nesil öyleydi: Saygı görmek için kudretli olmak gerektiğine inanıyorlardı.

Hiç bilemediler, kuvvet saygıyı garanti etmez!..

Soner YALÇIN - 05 Ocak 2014 - Sözcü