kible_usa_olunca_namaz225

İrticanın Kökü!

Küreselleşme söylemi çoğu zaman dillerden eksik olmamakta.

Buna karşılık, karşı karşıya bulunduğumuz sorunları Dünyadan kopmuş, yalnızca ülke sınırları içinde yer alan koşulların ve faktörlerin belirlediği olgulardan ibaretmiş gibi görme eğilimi bir hayli yaygındır.

Genellikle sorunları, uluslararası çerçeveye taşıyarak ele alma eğilimi taşıyanlar, “komplo teorisine” bağlı kalmış olmakla eleştirilirler; veya dış faktörlerin rolüne parmak basıldığında “bizim hiç mi kabahatimiz yok?” türünden tepkilere rastlanır. Elbette ki pek çok konuda bizim kabahatimiz, hem de çok kabahatimiz vardır. Bizim en önde gelen kabahatimiz, uluslararası alandan kaynaklanan faktörleri, özellikle de uluslararası alana hükmeden emperyalizmin rolünü göz ardı etmemizden kaynaklanır.

Sorunlarımıza bu açıdan baktığımızda özellikle irtica konusunda her türlü olumsuzluğu tümüyle ülke içinde ve özellikle halkımızın cahilliğinde ve geri kalmışlığında aradığımız görülür. Böyle olunca irticayı tarih boyunca Türkiye’ye ve özellikle Türkiye’nin bağımsızlığına karşı kullanmış ve kullanmakta olan dış güçlerin marifetleri ustalıkla örtülenmiş olmaktadır.

Söz buraya geldiğinde, irticanın asla din ile özdeş görülemeyeceğini, tam tersine dine en büyük kötülüğün irticanın körüklenmesi yoluyla yapıldığını bir kere daha belirtmek gereksiz olmayacaktır. Dün, Atatürkçülük kisvesi altında Atatürkçülüğe temelden karşıt politikaları hayata geçirmiş olan 12 Eylülcüler, Nadir Nadi’nin mizahi bir dille “Ben Atatürkçü Değilim” sözleriyle ifade ettiği üzere, insanları Atatürk’ten uzaklaştırmak için ne mümkünse yapmışlardır. Günümüzde de bazıları azgın bir din istismarı sergileyerek halkı din karşıtı yapmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İrtica, din demek olmadığı içindir ki kaynağını halkın masum inançlarından başka bir yerde aramak gerekir.

Gerçekte irticanın asıl kaynağının neresi olduğuna dair önümüzde sayısız örnek bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Sait Molla, bir yandan Kuvayı Milliyecilere karşı “din elden gidiyor” safsatasını yayarken, akşamları da İngiliz Sefaretinde redingot giyerek uşaklığını sürdürdüğü için “Redingot Sait” olarak anılırdı. Şeyh Sait’in arkasındaki İngiliz, Seyid Rıza’nın arkasındaki Fransız parmağı gizlenemeyecek kadar açıktır. Bu konuda sıralanabilecek pek çok örnek vardır.

Günümüzde Pensilvanya’da ikamet eden bir emekli vaizin 140 kadar ülkede okullar açabilmesinin yanı sıra ülkenin siyasal yaşamında böylesine etkin bir rol kazanmış, polis teşkilatı dâhil devlet bürokrasisinde etkin konuma gelmeyi başarmış olması, kendi kişisel yeteneklerinin ürünü olarak açıklanabilir mi? Dinsel görünümlü akımlar niçin Mekke’den, Şam’dan değil de bazı Batılı merkezlerden kaynaklanmaktadır? Cemalettin Kaplan niçin Anadolu’dan ziyade Almanya’daki Türk işçileri arasında kök salabilmiştir.

İrticanın kaynakları belirlenirken bu örnekler göz ardı edilebilir mi? Amerika, Almanya başta olmak üzere Batılı dış güçlerin irticanın oluşumu ve tahriki yolunda oynadıkları rolün gizlenmesi mümkün müdür?

Bu nedenlerledir ki dış güçlerle mücadele etme göreviyle yükümlü olanların, bu güçlerin hizmetindeki irticai unsurları da sorumluluk alanlarına dâhil etmeleri doğal ve kaçınılmazdır.

Alpaslan IŞIKLI - 12 Ocak 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar