ata2

Atatürk’ü neden tartışıyoruz?

Atatürk’e diktatör yakıştırmasının tam da O’nu anma günlerine denk getirilmesi bir tesadüf değil kuşkusuz. Tüm bu tartışmaların yoğunlaşmış bir şekilde AKP iktidarı sürecinde yapılıyor olmasının sebeplerini daha sık anımsamalıyız.


Türkiye’nin AB ilişkileri emanetini elinde taşıyan Egemen Bağış, Estonya gezisinde; “Atatürk, kuruluşundan 20-30 yıl önce Avrupa Birliği fikrini gündeme getiren büyük bir liderdir. Kuruluşunda en büyük pay sahibi olduğu Balkan Paktı’nın genişleyerek Avrupa Birliği haline gelmesi gerektiğini söylüyordu.

Ömrü savaş meydanlarından geçtiği için barışın önemini çok iyi bilen Atatürk, Avrupa’da barış ve istikrarın bu şekilde sağlanabileceğini öngörmüştü…” diyerek Riga’da kalabalık toplantı salonunda Atatürk’ün vizyonundan söz etmiş.

Ve eklemiş: “Kemalizm Atatürk’ün ortaya attığı ve ürettiği bir ideoloji değildir. Kemalizm içerisinde bizzat Atatürk’e ait hiçbir şey bulunmayan yapay bir ideolojidir ve sistemi elinde tutmak isteyenler tarafından Türk demokrasisinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi bir görüntü vermiştir…….

Türkiye’de Ergenekon davası olarak bilinen yargılama süreci aynı zamanda Atatürkçü düşüncenin de gerçek sahibine yani millete teslim edilme sürecidir.”

Medyadaki iktidar yandaşları doğrudan “Atatürk’ü” hedef alan sözler edip, yazılar kaleme alıyorlarken; yukarıdaki ifadede yumuşatıcı sözlerle Atatürk sahiplenilirken; “Atatürkçüler” hedef alınarak, Atatürk ve Atatürkçüler ayrımı yapılmaya çalışılmış. Ergenekon davasında yargılananların Atatürkçü düşünceye millet adına sahip çıkmaktan yargılanıyor olduğuna da dolaylı vurgu yapılmış.

Atatürk’ün silinemeyeceği herhalde 10 Kasım günü 9.05’de her yerde kendiliğinden saygı duruşunda bulunan vatandaşların verdiği Türkiye fotoğrafından anlaşılmış olmalıdır.

Peki Atatürkçüler silinebilir ve sindirilebilir mi? Gerçek Atatürkçü sinmez ve Kemalizm’i yaşam biçimi haline getirmiş hiç kimse bundan vazgeçmez.

Kemalizm’in gerçekliği yapaylık ithamları ile ortadan kaldırılamaz. Atatürk’ün yapıtı olan bir Türkiye’de yaşıyor ve O’nun ileri görüşü ile oluşturulan kurumlarla devletimizi hala yaşatıyor ve bu devleti temsilen Avrupa ülkelerinde bulunuyorsak, Kemalizm hepimizde yaşıyor demektir. O’nun vizyonunun bugünün Avrupa’sına ışık tuttuğu iddia edilirken, Kemalizm nasıl yapay olabilir?

Atatürk bugünleri sorgulamamız için ipuçları da vermişti:

“…Durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı.

Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.”
demişti.

Kemalist düşünce ve anlayışı iktidar yapmayı başarabilseydik; bugün Atatürk’ü ve Atatürkçüleri sorgulayan ve Avrupa kapısında süresiz beklemeye alınarak raporlarla yönlendirilen bir ülke olmazdık.

Anımsayalım: AP Türkiye raportörü Oostlander 2003 yılında hazırladığı raporun ilk taslağında Kemalist ideolojinin Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin önünde bir engel oluşturduğunu yazmış, ancak gelen tepkiler üzerine daha sonraki taslakta bu ifade çıkartılmıştı.  Ooslander MGK’nın kaldırılmasını da önermişti.

Avrupa Parlamentosu’nun 2003 ve 2004 raporlarında Türkiye’nin mevcut anayasayı iyileştirmek yerine yeni bir anayasa hazırlaması önerilmişti. Bu raporlarda TSK üzerinde sivil denetimin gerekliliği öncelikli bir yer oluşturuyordu. Bugünkü Türkiye tam da bu raporlarda talep edilen Türkiye değil mi?

Atatürk’ü ve Atatürkçüleri tartışmak yerine; neden kendi içinde sorunlarla boğuşan Avrupa Birliği’ne girmek için yaptığımız ev ödevlerinin bizi nereye götürdüğünü tartışmıyoruz?

Atatürk diktatördü diyen hemcinsime de yanıt vermek isterim. Kendisine karşı yürütülen tüm karalama kampanyalarına karşın ölümünün 73. yılında hala sevgi ile anılan bir lidere diktatör diyenler, bugün gerçek düşüncelerini fısıltı ile söylemeye bile cesaret edemeyenlerin korkularını ne ile açıklıyorlar merak ediyorum.

Ne yaman çelişki değil mi? Otokrasinin demokrasiye, otokratların demokratlığa tutunarak ilerlediği süreçte, demokrasinin yolunu açanlara “diktatör” adını vermeye çalışıyoruz.

Yeni totalitarizmle demokrasi adına biriktirdiklerimizi savurganca yok eden günümüz diktatörlerinin yanında, çağının koşulları dikkate alınınca Atatürk’le yola çıktığımız aydınlanma koşumuz çok daha fazla önem kazanıyor.

Tülay ÖZÜERMAN - 12 Kasım 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar