Zaten Amaç da Buydu

Amy Winehouse bir İngiliz şarkıcısı. Kalın ve güçlü bir sesi var…

“Sen bana bir şey öğretemezsin, rehabilitasyona gitmeyeceğim/surat ifadelerimin anlamını bilirsin..” gibi kendi bunalımlarını anlatan berbat sözlerle soul şarkılar yapmış. Derbeder bir yaşam sürmüş. Alkolik ve uyuşturucu bağımlısıymış. Sahnede sık sık kendini rezil edermiş…


Amy 23 Temmuz 2011 günü bir çöplük durumundaki evinde ölü bulunmuş!..

Su testisi su yolunda… Başka ne olacaktı ki!..

Bunlar özenilecek şeyler değil. Neden yazıyorsun ki, demeyin…

“Türk medyası” bu ölüme bir üzüldü, bir üzüldü ki, sormayın!.. Günlerdir bütün bültenlerde bu “acı” haberi veriyor. 27 likler diye bir kategori yarattı. 27 yaşında ölen başka popçuları da hatırlatarak ağlıyor!..

Sanırsınız Amy’ni yakınları bizim medyayı ağlayıcı olarak tutmuş!..

Halkımızın çoğunun -belki de adını ilk kez duyduğu-, batı yozlaşmasının ürünü olan, hiç kimseye örnek gösterilemeyecek bir şarkıcı böylece – öldükten sonra- Türkiye’de geniş kitlelere tanıtılmış oldu.

Onun büyük bir sanatçı olduğunu, şarkılarını, yaşayışını öğrendik…

Pop dünyasının rezilliğinden, derbederliğinden ve üretilen müziğin kalitesizliğinden hiç söz eden olmadı.

Tam tersine Amy Winehous özellikle genç yığınların aklına özenilecek bir sanatçı (!) olarak yerleştirilmiş oldu…

Olumsuzluklar örnek oldu. Övüldü, reklamı yapıldı, öykündük, özendirildik.. Değerlerimiz bozuldu, yok edildi.

Zaten amaç da buydu!..

Aynur Doğan bizden bir şarkıcı.

Sesi güzel. Kürtçe şarkıları daha da güzel söylüyor.

Silvan’da 13 askerin pusuya düşürülerek öldürüldüğü ve Aysel Tuğluk’un “demokratik özerkliği ilan ettik” diye saçmaladığı gün İstanbul’da sahneye çıkıyor. Üst üste üç Kürtçe şarkı söylüyor. Üçüncü şarkıda salondan protesto sesleri yükseliyor. Sahneye pet su şişesi ve minder atılıyor. Aynur Doğan iki parmağıyla V (zafer) işareti yaparak sahneden çıkıyor..

Derken medyamız konuyu ele alıyor. Günlerce protestocuları ipe çekiyor. .Açık oturumlar yapılıyor. Aydınlar “malûm” bildirilerinden birini daha yayınlıyorlar!..

Amy için heyecanla konuşan, Aynur Doğan için yürekleri yananlara soralım:

Madem ki; bu kadar duyarlısınız, bu kadar insancılsınız…

Mersin Jasmin Bar’da Kürtçe türkü bilmediği için öldürülen Sarp Öztürk için neden programlar yapıp bildiriler yayınlamadınız?..

Demek ki iki yüzlü ve sahtekarsınız!..


Aynur Doğan’a yapılan protestonun çok kötü olduğu, demokratik ve çağdaş olmakla bağdaşmadığı, sanata, sanatçıya ve barışa değer verenlerin bunları kınayacağı sürekli olarak vurgulanıyor…

Ama Aynur Doğan’ın da duyarlılık göstermesi gerektiğinden hiç söz edilmiyor!

Bu türden protestoların en uygar topluluklarda da normal görüldüğü unutuluyor!..

Yalak ve yanaşmalar, Ahmet Kaya -nerdeyse bütün konuşmalarında- endazesiz atıp tutarken, kabadayılık yaparken suspus oluyor. Ama ona bir kez tepki gösterenleri yıllar sonra da asıp kesmeye devam ediyorlar!..

Duyarlı olması gerekenler daha çok bireylerdir. Bireyler kendilerini kontrol altında tutabilirler. Böylesi durumlara yol açmaktan kaçınabilirler..

Bireylere hiç toz kondurulmuyor. Ama, milyonlar çok rahatlıkla suçlanabiliyor!..

Vur abalıya.

Toplum susturuldu. Nerdeyse kör, sağır ve dilsiz duruma düşürüldü.

Zaten amaç da buydu…

Aynı gün Silvan saldırısının ordu tarafından yapılmış olabileceği ortaya atıldı.

Savcılık soruşturma yapıyor. Genelkurmay soruşturuyor..

Derken ajanslar “İçişleri bakanlığı soruşturma açıyor” diye bir haber geçiyor.

Üç gün boyunca her haber bülteninde “açılacak, açılıyor, müfettişler gidiyor, gitti, oradalar, rapor hazırlanıyor vb… diye aynı haber yineleniyor…

Arkasından “PKK askere karşı üstünlük sağladı” yorumları yapılıyor. Öte yandan “özel mahkeme” subay tutuklamaya devam ediyor…

Vatandaşın kafasına “acaba asker yanlış mı yapıyor, asker suçlu mu (?)” şeklinde sorular yerleştirilmeye çalışılıyor. Ergenekon, balyoz vb. bütün süreçlerde ve terör eylemlerinde sürekli olarak askere karşı duyulan güvenin zayıflatılması, itibarının azaltılması ve ordunun güçsüzleştirilmesi için çaba harcanıyor… Komutanlar, Silivri ve Hasdal toplama kamplarına tıkılıyor…

Nihayet orduya duyulan güven azaltılmıştır.

Yola devam ediliyor…

Zaten amaç da buydu…

Sık sık sokaklara dökülen PKK-BDP emrindeki gençler ve çocuklar ortalığı birbirine katıyorlar. İşyerlerine, resmi binalara zarar verip polise karşı geliyorlar. Otobüsler, panzerler, polis araçları yakılıyor. Ortalık savaş alanına dönüyor.

Yani; PKK’ sürekli olarak yasadışı gösteriler düzenleyerek, ilerdeki toplumsal ayaklanmaların provalarını yapıyor…

Güvenlik güçlerimiz bu gösterilere önce karışmıyorlar. İş işten geçip saldırı kendilerine yönelince savunmaya geçiyorlar.

13 askerin şehit edildiği günün ertesinde Zeytinburnu BDP binasının önünde yasadışı bir gösteri yapılıyor.

Acıların taze ve derin olduğu günlerde herkesin daha dikkatli olması gerekmez mi?

Atılan sloganlara verilen zararlara tepki olarak bir başka grup ortaya çıkıyor. Polis araya giriyor… Gerilim birkaç gündür devam ediyor…

Soru şudur:

Medyada PKK lı grubu eleştiren bir vicdan sahibi oldu mu?

Ülkücüler, MHP, saldırı, kışkırtıcılık vb. suçlamalar sürüp gidiyor!..

Bir küçük grubun BDP önünde kışkırtıcılık yapması, fütursuzca, saldırganca ortaya çıkacak cesareti bulabilmesi neden eleştirilip kınanmıyor !..

Polis buna nasıl izin verebiliyor!..

Medya halk topluluklarını aşağılamaya cesaret ederken, İstanbul’un ortasını sıkça savaş alanına çeviren, yüzlerce araç yakan sapkınlara neden karşı çıkmıyor?.

Bu ahlaksızlık değil de nedir?

Hükümetin terörle mücadele konusunda hiçbir önerisi yok. BDP sözcüleri tehdit ve şantajın dozunu her gün artırıyor. Kısaca toplum ve devlet, teröre teslim olmuş durumda.

Halk sus-pus edilerek kıvama sokuldu.

AKP toplumu tehdit ve şantajla yola getiriyor.

Zaten amaç da buydu…

Bekir Coşkun basında sansürün kaldırılışının 103. yılında şöyle diyor:

“Son altı yılda 300 gazeteci ve yazar iktidar baskısıyla kovuldu…

Onları kovan 40 civarında editör de kovuldu…

Editörleri kovan patronlar da ya imha edildiler, edilmeyenler iktidara biat ettiler, birer sığıntı gibi geçinip gidiyorlar…

70 gazeteci mahkûm olmadıkları halde hapiste…

“Basından sansürün kaldırılışını” kutladık…

Utanmadan…”

Ekleyelim.

Anlamsız, değersiz, düşünmeyen, itiraz etmeyen, verilen sadaka için hayır dualar eden bir halkın basını da ancak bu kadar olur.

AKP nin bu durumu bilmeden mi yaratıyor. Hayır.

Zaten amaç da buydu…

Türkiye’deki iyi-kötü bütün gelişmelerden birinci derecede hükümet sorumludur.

Ağlamadan, sızlamadan her soruna çözüm bulmak onun görevidir.

Ama hükümet en önemli sorunları görmezden geliyor.

Üstelik haber yapılmasını da engelliyor…

Sıkışırsa da muhalefeti suçluyor…

Hiçbir konuda hükümete ve onun başına hesap sorulamıyor. Eleştiri yapılamıyor… Buna cesarete edenler açıkça tehdit ediliyor, cezalandırılıyor…

Teslim olmuş basın, teslim olmuş yargı, teslim olmuş üniversite…

Teslim olmuş ordu, teslim olmuş ülke, teslim olmuş bir ulus olduk!..

Peygambere bile baş kaldıran, soru soran, itiraz eden bir kültürün sahibi olan Türkiye halkı, başbakana koşulsuz itaat ediyor!..

Tuzağa düşüyor, her yalana, her sahteciliğe inanıyor!..

AKP iktidarı Türkiye’yi kurbanlık bir koyun olarak başından tutmuş ve emperyalizme teslim etmiştir..

Zaten amaç da buydu…

Altan ARISOY - 26 Temmuz 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar