tayyip_ve_patron

Ver Kurtul İçin Son Hamle

İlk çıkış Ahmet Davutoğlu'ndan geldi: Dışişleri Bakanı Davutoğlu KKTC'ye yaptığı ziyarette  "Birleşik Kıbrıs" için tarih verdi: Bu yılın sonunda anlaşma, 2012 başında referandum!

Öncelikle Davutoğlu'nun takvimindeki aciliyete dikkat çekiyoruz. "Bu yılın sonuna" veya "2012 başına" aylar kaldı. Ortada anlaşılır bir neden yokken aniden yapılan bu çıkış nasıl anlaşılmalı?


Davutoğlu'nun "Kıbrıs'ın birleşik ve yeni bir devlet olarak AB dönem başkanlığını alması"  sözlerinin özeti şu: KKTC Birleşik Kıbrıs paketi içinde AB'ye terk edilecek.

Davutoğlu'ndan kısa bir süre sonra Erdoğan'ın "iki devletli" yeni söylemini ise hemen herkes "Denktaş'la aynı çizgiye geldi" vb. şeklinde değerlendirdi. Oysa Erdoğan'ın yeni açıklamaları Davutoğlu'nun "Birleşik Kıbrıs" söyleminin devamı niteliğinde.

Her iki açıklamadan çıkan sonuç şudur: "Ver Kurtul" politikası AKP'nin değişmez politikasıdır ve değişmemiştir. "Verme" işlemi KKTC'nin de AB toprağına dahil edilmesiyle gerçekleşecek.

GKRY bugün ABD ve AB tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Tüm Kıbrıs'ı temsil eden devlet olarak tanınmaktadır. Ancak KKTC hala bu birliğe dahil edilememiştir. Annan Planı çerçevesinde yürütülen müzakere ve girişimlerden AB bir sonuç alamadı. Şimdi daha sinsi bir plan yürütülüyor.

GKRY'nin Annan planı için yapılan referandumda "hayır" diyerek pişmiş aşa su katan tavrı şu sıralarda artık zor görünüyor. Yunanistan mali krizi, GKRY'deki çeşitli ekonomik ve siyasi sorunlar nedeniyle Güney Kıbrıs Rum Yönetimimin de "KKTC'li Birleşik Kıbrıs" çözümüne razı edilebileceği düşünülüyor.

AB ve Batı için esas olan Kıbrıs'ın tümünün "Birleşik Kıbrıs" adıyla AB egemenlik alanına girmesidir. "İki ayrı devletin" bu arada KKTC'nin varlığı AB için bir sorun oluşturmaz.

Birleşik Kıbrıs taraflarca kabul edildikten sonra KKTC de AB toprağı olacak, AB yasalarına tabi olacaktır. Türkiye yurttaşları adaya vizeyle girecek ama AB üyeleri oldukları için Yunanistan ve AB ülkeleri serbest dolaşım gereği rahatça at oynatabilecektir.

Bunun doğal sonucu olarak Türk Ordusu da, artık bütünüyle AB toprağı olan bir ülkede yabancı ve işgalci bir güç olarak kabul edilecek ve Kıbrıs'tan çekilecektir. Garantörlüğün en temel unsuru olan Türk Ordusu da çekilince  Türkiye fiilen devreden çıkmış olacaktır. Bu planda olmayacak bir taraf yok. Çünkü:

1959 Zürih ve  Londra anlaşmaları, Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslar arası kuruluşlara ve ittifaklara katılamayacağını öngörmektedir.

1960 garanti anlaşması, Kıbrıs'ın herhangi bir devletle tamamen veya  kısmen siyasi ve  ekonomik birliğe  giremeyeceği hükmünü içermektedir. Bu açık hükümlere rağmen GKRY üstelik Kıbrıs'ın tamamını temsil sıfatıyla AB üyesi yapılmıştır. Yaşanan sorunların merkezinde AB'nin bu politikası var. AKP hükümeti Garantörlüğün verdiği hak ve hukukunu kullanmamıştır. AB'nin oldubitti politikalarına yol vermiş ve bugünkü sorunların önünü açmıştır. Türkiye, AKP yönetiminde, sözümona AB üyelik süreci yalanlarıyla oyalanmış ve aldatılmıştır.

ABD ve AB bugüne kadar Ermeni ve Kıbrıs meselelerini sopa olarak kullandı. Aslında Amerika ve Batı, Türkiye'yi Kıbrıs üzerinden sıkıştırarak "Kürt sorunu"  merkezli BOP projesinde teslim almak istemektedir. Kürt açılımıyla gündeme getirilen yeni Anayasa bu hedef içinde bugün tayin edici önemdedir. Amerika'nın Libya ve Suriye ve İran için Türkiye'yi kullanma ihtiyacı da bunu gerektiriyor.

Sonuç olarak Tayyip Erdoğan'ın KKTC ile ilgili yeni söylemleri kimseyi aldatmamalıdır. Dahası bu son çıkışıyla Tayyip Erdoğan'ın, KKTC'yi "ver kurtul" planında bir üst ve hatta son aşamaya geldiğini gösteriyor.

Erdoğan'ın, sözümona "milliyetçi" söylemlerinin özellikle iç politikaya yönelik olduğunun da bilinmesi gerekiyor. Ekim'de başlayacak Yeni Anayasa girişimi, eğer engellenemezse  90 yıllık Cumhuriyet'in Anayasal planda da çökertilmesi ve bölücülüğe en üst düzeyde hukuki zemin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır. Erdoğan'ın yeni söylemlerinin büyük riskler taşıyan bu süreçte elini güçlendirmek ve direnecek kesimleri firenlemek amacıyla bilinçli olarak gündeme getirildiği açıktır.

Çözümsüzlük edebiyatı Kıbrıs'ı bütünüyle AB-ABD  toprağı yapmak isteyenlerin söylemidir. İngiltere ve ABD'nin devasa Dikelya ve Agratur üslerini ağızlarına almayanlar yıllardır KKTC'yi hedef tahtasına oturtmuşlardır. Amaçları bütün Adayı ABD-İngiliz üssü yapmaktır.

KKTC'nin kurulmasıyla Kıbrıs sorunu fiilen çözülmüştür. 1983'ten bu yana 28 yıldır Ada'da barış hakimdir. Bu çözüm Türk toplumu'nun yanı sıra Rum halkı için de barış getirmiştir. Ancak Türkiye hükümetleri KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak tanıtılması yönünde adım atmamışlardır. Bugün yapılacak iş KKTC'nin bağımsızlığının ve egemenliğinin ilanıdır.  Uluslar arası koşullar da buna uygundur.

Kıbrıs davası Türkiye'nin milli davasıdır. Kıbrıs Türkiye'nin ön cephesidir. Türkiye'nin savunması Kıbrıs'tan başlar. Kimse KKTC'yi veremez. Çünkü; Kıbrıs'ı veren Türkiye'yi verir. Tayyip Erdoğanların da buna gücü yetmez.

Turhan ÖZLÜ - 25 Temmuz 2011 - Ulusal Kanal

Son Yazılar