rte_sinirden_olecek

Deniz Feneri Davası'nda AKP'ye Uzanan Kanallar Tıkanmaya Çalışılıyor...

Bir sanık aynı suçtan iki yerde yargılanamıyor.

Türkiye'deki davada iddianame hazırsa, Almanya'da takipsizlik verilecek ve dosya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilecek.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü Almanya'daki ikinci "Deniz Feneri e.V" bağlantılı soruşturma kapsamında RTÜK eski Başkanı Zahit Akman, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Kahraman, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi İsmail Karahan ile Finans Müdürü Erdoğan Kara gözaltına alındılar.

Akman ve Karaman ile diğer şüphelilerin gözaltına alınması, savcılığın Deniz Feneri e.V iddianamesini hazırlama aşamasına geldiği ve mahkemeye sunacağı iddialarına neden oldu.

Eğer böyle olursa Almanya'da ikinci Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüten Alman savcılar "takipsizlik kararı" verecek ve dosya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilecek.

Alman savcılar "Asıl failler Türkiye'de" dedikleri Deniz Feneri e.V soruşturmasında hazırladıları fakat mahkemeye sunmadıkları iddianamede şu saptamayı yaptı:

"Zimmete geçirilen paralar Türkiye'de AKP gibi partiler ve islami örgütlerin finansmanında kullanılmıştır". (Sayfa 5-6).

Bu iddianın mahkemece suç olarak kabul edilmesi durumunda AKP, olası bir kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, bu iddialara yer verilip verilmediği ise merak konusu.

Dünkü gözaltılardan önce Almanya'da ilginç bir gelişme yaşandı.

Almanya'da 1. Deniz Feneri Davası'nda suçlu bulunarak 5 yıl on ay hapis cezasına çarptırılan Deniz Feneri Derneği yöneticisi Mehmet Gürhan, tutuklu bulunduğu Hünfeld Hapishanesi'nden 4 Temmuz 2011 günü yaklaşık 4 saaatliğine serbest bırakıldı.

Süresi dolduktan sonra tekrar cezaevine dönen hükümlü Gürhan'ın serbest bırakılması, Alman yasalarına göre cezası bitmek üzere olan suçlunun "sivil hayata alıştırılması" kapsamında.

Cengiz: Deliller karaltıldı

Yüzyılın bağış skandalı olarak adlandırılan ve Almanya'nın "Asıl failler Türkiye'de" dediği 2. Deniz Feneri e.V davasının Türkiye ayağındaki soruşturma, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Avukat Mehmet Cengiz'in suç duyurusu üzerine başlatıldı.

Gözaltılardan sonra açıklama yapan Cengiz,

"Kapatılması mümkün olmayan bir durum. Yaklaşık 3 yıla yakın süredir deliller belli ölçüde karartıldı. Ancak deliller o kadar çok ve açık ki kapatılması mümkün değil" dedi.

Gözaltılar seçim sonrası

Yolsuzluğu Alman savcılardan önce SPK müfettişlerinin de tespit ettiğini kaydeden Av. Cengiz şunları söyledi:

"SPK müfettişlerince 2004 yılında başlatılan ve 2007'de sonuçlandırılan raporda yolsuzluk bütün çıplaklığı ile belirlendi. Ancak Başbakanlık bu raporu hasıraltı etmiştir. Savcılığa bildirilmesi istenen rapor savcılara iletilmedi. 12 Haziran seçimlerinde aleyhlerine olacağı için seçimler yapılana kadar üstü örtülmüş, seçimlerden sonra gözaltılar gerçekleştirilmiştir. Şimdi AKP'ye uzanan kanallar tıkanmaya çalışılıyor."

"Başbakan dinlenilsin"

Almanya Frankfurt Eyalet Mehkemesi savcıları, Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7 hakkında kara para aklama ve dolandırıcılık suçlamasıyla hazırladıkları iddianamenin 42. sayfasında şöyle yazdı:

"Soruşturma süresince soruşturmalara devamlı siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk Hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışıldı."


Frankfurt Savcılığı, 25 Haziran 2007 günü başlatılan soruşturma için Türk makamlarından bazı talepleri içeren bir dosyayı Ankara'ya gönderdi. AKP Hükümeti ise bu dosyayı Mali Suçları Araştırma Kurulu'nda (MASAK) yıllarca bekletti. Davanın savcılarından Doris Möeller-Scheü de soruşturma kapsamında Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesinin alınmasını talep ettiklerini belirtti.

Burak Erdoğan kurye mi?


Tayyip Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın ise kara para hareketlerinin yaşandığı dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya'nın bulunduğu binaya sık sık gelip gittiği Alman savcılğı tarafından saptanmıştı. Alman savcılığı, Burak Erdoğan'la ilgili olarak kuryelik kuşkusu üzerinde duruyordu. O dönem bazı yayın organlarında "Burak Erdoğan kurye mi?" sorusu ortaya atıldı.

Burak Erdoğan, Başbakan'ın oğlu olarak VİP salonunu kullanıyor ve eşyaları aranmıyordu.


Kanal 7'yi Tayyip kurdu


Gazeteci Sebahattin Önkibar, Kanal 7'nin kuruluşunda Tayyip Erdoğan'ın oynadığı rolü anılarında açıkça anlatıyordu. Önkibar, 1993'te Melih Gökçek'in kendisine telefon ettiğini ve o yıllarda Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Tayyip Erdoğan'ın kendisiyle görüşmek istediğini belirterek şunları ifade ediyordu:

"Tayyip Bey'in yanında Gökçek'in dışında iki isim var. Biri bugün Kanal 7'nin sahibi olan Zekeriya Kahraman, diğeri de bugün RTÜK'ün başında olan Zahit Akman.(Onlar da şahittir bu görüşmeye). Erdoğan yemek boyunca kuracakları televizyon kanalı (Kanal 7) için seferber olduklarını ve Hoca'yı da (Necmettin Erbakan) ikna etmeye çalıştıklarını açıklamıştı. Evet, bakmayın şimdi Tayyip Bey'in 'Kanal 7 ile ilişkim yok' demesine, bu kanalın mimarı ve perde arkasındaki kurucusu bizzat kendisidir."


O dönem Meclis Başkanı olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da Deniz Feneri'ne 5 Nisan 2007'de TBMM'de düzenlenen törenle "Üstün Hizmet Madalyası" vermişti.

Canar TAŞPINAR - Asuman ARANCA - Aydınlık

Son Yazılar