İşgal ve İstila, Medeniyet Doğurmaz

Başbakan, Strasbourg’da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada birkaç önemli konu üzerinde durdu. Konuşmasında Başbakan, Haçlı Seferleri’nin yalnız bir savaş olarak değil, aynı zamanda bir kültür ve medeniyet alışverişi olarak okunması gerektiğini söyledi.


Konuşmasının devamında, bu seferlerin ne denli yararlı olduğu vurgusu göze çarpıyor. Oysa Haçlı Seferleri, iki dünya arasında bilim, kültür ve ekonomi alanlarında karşılıklı etkileşimi değil, İslam dünyasının baştan başa yangın yerine çevrilmesi sonucunu doğurmuştur. Bugün Irak’ta, Afganistan’da ve Vlademir Putin’in dediği gibi Libya’da olup bitenler, Haçlı Seferleri’nin postmodern türünden başka nedir ki? Bu işgaller, İslam dünyasına hangi medeniyeti getirmiştir?

Yaklaşık 250 yıl süren bu seferler, tamamen Hristiyanlık istismarının ürünüdür. Yani bizdeki din istismarının başka bir tarzıdır. Hedef, İslam dünyasını ekonomik açıdan bitirmektir ve gerçekten öyle de olmuştur. Batı’da o dönemler de artmaya başlayan nüfusu doyurmak için Hristiyanlık kullanılarak Müslümanların elinde olan Akdeniz’in ele geçirilmesi projesi bu seferlerin asıl amacıdır.

Bu konuda ünlü tarihçi Henry Pirenne, Haçlı saldırılarının gerçek nedenini böyle açıklıyor. Bu saldırılar İslam dünyasına bilim, medeniyet, kültür ve sanat götürmek amacını taşımamaktadır. Tam tersine, o yüzyıllarda İslam medeniyeti, en verimli çağını yaşıyordu. Bilimde, kültürde, sanatta, felsefede ve ekonomide Müslümanlar en başarılı medeniyeti kurmuşlardı. Haçlı Seferleri yoluyla İslam dünyasına yapılabilecek herhangi bir katkıdan söz etmek, tarihsel gerçeklere ters düşer. İşte Haçlı Seferleri’nin altında yatan temel güdü, İslamiyet’in el altında tuttuğu Akdeniz’i ele geçirip Hristiyanların ticaretine açarak bu ekonomik dar boğazı aşmaktır. Din ise bunun kılıfıdır.

Avrupa’yı bir arada ve zenginleşmiş olarak tutabilmek için din adamları dini kullanarak işin rengini değiştirip ekonomik kaygıları gizlemeye başlamışlardır.

Haçlı Seferleri’ne katılan insanlar, çapulcu, yoksul ve ayak takımı idiler. Bunların, o dönemde altın çağını yaşayan Müslümanlara verebilecekleri tek şey vardı: Kan ve gözyaşı. Dolayısıyla Sayın Başbakan bu konuşmasında apaçık tarihsel gerçekleri daha nesnel dile getirmek için danışmanlarına bu konuyu tekrar sormalıdır. Başbakan’ın tarih bilgisi kıt olabilir ancak danışmanları ve çevresindeki akademisyenleri buna duyarsız kalmaları ve “Aman efendim, tamam efendim” demekle yetinmeleri son derece düşündürücüdür.

Sormak gerekir: Eğer dünkü Haçlı Seferleri, Müslümanlarla bilimsel ve kültürel alışverişte bulundularsa, bugünkü Haçlı Seferleri (Libya, Suriye, Irak, Afganistan, vb.) yine Başbakan’ a göre yarım kalmış alışverişin devamı mı sayılacaktır? Böyle düşünürsek, bin yıl önceki Haçlıların Müslümanlara reva gördüğü zulümün aklanması, bugünkü saldırıları da aklamayı zorunlu kılmayacak mı?

O tarihte Avrupalılar işledikleri cürümleri din aracılığıyla meşrulaştırırken bugünkü zulümlerini timsah demokrasisi ile meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Niyet, İslam dünyasının zenginliğini ele geçirmektir.

Atatürk’ün dediği gibi; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.” Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hal alır.

Şahin FİLİZ - 15 Nisan 2011 - Aydınlık

Aşağıda konu ile ilgili yazıyı okuyunuz.Tıklayınız.

Tayyip Erdoğan - "Haçlı Seferleri Medeniyetleri Doğurmuştur."

Son Yazılar