Güç kırılması sürecinde unutturulan KKTC

“Eksen kayması” Türk dış politikasının dönüşümünü açıklamakta yeterli bir tanımlama değil. Topyekün dönüştürülme halimiz artık yadsınamayacak kadar belirgin. Sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal kırılmalar ve eskiyen sorunlara giydirilen yeni kılıflara eklenen çoklu tartışma başlıkları ile yönlendiriliyoruz.

Kültürün ayrışmacı yönü üzerinden yürütülen politikalar son on yılın bilançosunda önemli bir yekun oluşturuyor. Birliktelik zeminleri aşındırılıyor, geçmişte yaşadığımız olumsuzlukların faturası kabartılarak önümüze yığılıyor. Eski köklü kurumların içine biriktirdiklerimizi “yeni” adına terk edişimizin kolaylaştırıcısının kendimiz olmamız bu yüzden. Hoşnutsuzluğumuzu kendimize ve bizi bir arada tutan köklü kurumlarımıza, kurumların kuruluşunda emek vermiş kişilere yönelttiğimiz bir silaha dönüştürdüğümüzü göremedikçe, geçmişle hesaplaşmanın beyhudeliğinde kayboluyoruz. Bu yüzden bugünleri, günümüzde atılan yanlış adımları sorgulamayı kaçırdığımızı ve geleceğimizin elimizden kayışını kavramamız güçleşiyor.

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın söylediklerine bugün her zamankinden daha özenle kulak vermek gerekiyor. Yılların deneyimi ve bilgisi ile karşı tarafın politikaları ile diplomasisinin arka bahçesini en iyi tahlil edebileceklerden birisi olduğunu yadsıyamayız.

İzmir’de verdiği konferansta: “Türkiye Kıbrıs’tan çıkarsa geri dönemez”. Hristofyas, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı değiştirip devam ettireceğiz‘ diyor. Biz de diyoruz ki ‘1960 Anayasası 1963′te öldü, yaptıklarınızla iki devlet meydana gelmiştir, iki eşit halk arasında yeni bir ortaklık görüşülmelidir’ diyoruz. Cenevre görüşmelerinde baskı ile bunu kabul ettirirlerse Kıbrıs meselesi bitti teslim olduk demektir. İnşallah Eroğlu bunu kabul etmez. Eğer bunu kabul edersek bilelim ki adada sadece küçük bir azınlık olarak kalacağız” diyen Sayın Denktaş’ın bu görüşlerine başta Türkiye’de siyaseti yönlendirenler olmak üzere KKTC yetkililerinin kulak vermesi yaşamsal önem taşıyor.

Özetle; “Kıbrıs’ta da Girit’te oynanan oyunun aynının sahneye konulduğunu, Girit’ten önce Osmanlı askerlerinin ardından da Türklerin çıkartıldığını, Rum kesiminin Makarios’tan bu yana görüşme masalarına Türk tarafını uzlaşmaz göstermek için taktik icabı oturduğunu, Hristofyas’ın da federasyona inanmadığı halde, Türk askerini adadan çıkartmak için federasyon görüşmelerine taktik icabı oturduğunu, adanın etrafında önemli petrol kuyuları bulunduğunu, Türkiye’nin bu sefer adadan çıkartılırsa bir daha giremeyeceğini, AB’ye üye oldukları için AB kurallarının geçerliliği olduğunu savunduklarını, böyle olursa sadece Kıbrıs’taki Rumlar değil, Yunanistan’dan da gelip adaya yerleşeceklerini…” anlatan Denktaş; “Sayın Talat verilmeyecek tavizi verdi, tek devlet, tek egemenliği kabul etti ve ilk olarak garantileri de gündeme aldı. Buna rağmen uzlaşma olmadı. Kıbrıs sorununun görüşülmeyen de bilinmeyen de tarafı yok, bu nedenle Cenevre’de de fazla bir şey olacağını zannetmiyorum….. AB’nin Kıbrıs mı AB üyeliği mi diye bir seçenek koyması durumunda; “Biz Kıbrıs deriz, AB’yi unuturuz. Bunun ciddi olduğunu anlatmak lazım. AB’nin Kıbrıs konusundaki tutumundaki kalleşliği, insafsızlığı ve adaletsizliği anlatmak lazım. Ama Türk basını zerre kadar bu konulara değinmiyor. Rumların Kıbrıs’ta yaptıklarını, AB’nin yaptığı haksızlığı yüzlerine vurmuyor.” diyerek basının tutumunun önemine vurgu yaptı.

Uzunca bir süredir unutturulan Kıbrıs davamızı medyanın ülke çıkarlarını kollayacak şekilde gündeme alması büyük önem taşıyor. Konunun AB sürecine dahil edilmesi ile rafa kaldırılması Türkiye’nin sorunu önemsemediği biçiminde yanlış bir algıya da sebep olabilecektir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerde gerçekçi bir zemin yakalayamamasını, üyeliği iç politika malzemesi olarak kullanmasına bağlayabiliriz. Hükümetlerin iktidara tutunması sorunların kalıcı çözümlere ulaştırılmasının ve kararlı bir çizginin izlenmesinin önünde engeldir. AB’den gelen seslere kulaklar tıkanmıştır. Üyelik müzakereleri kayıtlarında Almanya Dışişleri Bakanı Fischer’in Danimarka Dışişleri Bakanı Möller’e tarih konusunda önce, ‘‘Türkiye’yi uyutacak bir formül bulalım’’ dediği, sonra da fikir değiştirip, üyeliği kastederek ‘‘unutun’’ dediği vardır. Yine İngiltere Dışişleri Bakanlarından Jack Straw’un, Avrupa Birliği’nin tam üyelik konusunda Türkiye’yi oyalamasıyla ilgili olarak “Kıbrıs, Müslüman Türkiye’nin üyeliğini kaldıramayanların bahanesidir” deyişi hafızalarımızdadır.

Türkiye’nin AB sürecinde yapılan hataları gözden geçirerek, KKTC’nin devlet olarak yaşatılmasının önemini, Türkiye’nin devlet olarak gücünü göstermek ve sürdürmesi ile yaşamsal bağı üzerinden kavramak ve karşı tarafın tavize sürükleyen oyunlarını sona erdirecek stratejiler geliştirmek zorundadır. Komşularla “Sıfır sorun” demekle sorunların sıfırlanmadığını, ancak devlet gücünün zaman içinde kırılması ile yeni sorunlara doğru yol aldığımızı görmemiz gerekiyor.

Dış politika hayallerle yönlendirilebilecek bir alan değil. Üstelik bölgemizde planların nerdeyse tamamının Türkiye üzerinden yapıldığı süreçte!…

Tülay ÖZÜERMAN - 11 Aralık 2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar