mehmet yuva225

İran - Türkiye kıskacında Suriye! (1)

Tarihi tespitimizi tekrar hatırlayalım.

Suriye, Hicaz'dan Anadolu'ya, Ürdün'den Filistin'e, Irak'tan Lübnan'a uzanan muazzam bir bölgenin adı olan Şam coğrafyasının kalbi ve atan nabzıdır. Şam coğrafyası tarih boyunca dünyanın cazibe merkezi olmuştur. Bu merkezin omurgası da Suriye'dir. Suriye'yi idaresi veya nüfuzu altında tutabilen kuvvet Şam coğrafyasını, bu coğrafyayı kontrol eden veya tahakkümü altında tutan güç dünyanın hükümranlığını tekelinde tutabilir. Suriye, hanedanlıkları devletlere, devletleri de imparatorluklara dönüştüren bölgenin adıdır. Suriye, aynı zamanda, bu devletleri tarih sahnesinden kaldıran sürecin başladığı mekândır. Bu tezimizi desteklemek amacıyla, binlerce yıl öncesinden günümüze kadar, dünya tarihine adını yazdırmış olan onlarca devleti örnek gösterebiliriz. Ancak konumuz İran ve Türkiye ile ilgili olduğundan Suriye'nin bu iki ülke için taşıdığı ehemmiyete odaklanalım.

Yurtsuz ve vatansız olan müflistir!

İran, Pers İmparatorluğu'nun küllerinden doğup gelen süreç nihayetinde tecelli bulmuştur. Pers, Fers veya Faris demektir. Süvari anlamına gelir. Başkent Perse-Polis, Aramice Feris-Folis kelimelerinden türemiştir. Süvari Kenti demektir. Atalarımızın isimlendirdiği Fransa'nın başkenti Paris, "Faris" olup Süvari manasındadır. Türkçemize Arapçadan kazandırılan ve "Folis" kökeninden gelen "müflis" kelimesi "kentsiz, yurtsuz, barınaksız" manalarından hareketle "batkın" veya "yoksul" anlamında kullanılır. Gerçekten de yurtsuz ve vatansız olan müflistir. Bütün illetlerin temel sebebidir. Batkın ve yoksul yaşamaya mahkûm kalır. Bu çağımızın en değerli tunç yasasıdır.

Farisileri cihan devleti yapan Şam coğrafyasıdır. Akdeniz, Mısır, Nil Deltası, Ege, Marmara, Trakya ve Yunan bölgelerine yapılan bütün askeri, ticari ve siyasi faaliyetler Suriye üzerinden koordine edilirdi. Ganimetler Suriye merkezinde toplanır, buradan İmparatorluğun başkenti Feris-Folis (Perse-Polis) ve Irak'taki Babil gibi önemli kentlerine sevkiyatı yapılırdı. Farisi cihan devletini tarihin raflarına kaldıran Makedonyalı İskender, Anadolu'da Farisilere karşı kazandığı askeri zaferler ardından İskenderun coğrafyasında İsos askeri başarısı ile Farisilerin Suriye'deki egemenliğine son vermiştir. Suriye'yi kaybeden Farisiler, Marmara, Ege, Akdeniz, Mısır ve Nil Deltasında domino etkisiyle ardı ardına yıkılmıştır. Şam coğrafyasında tutunamayınca da ne Irak ne de anavatanları günümüz İran'ı koruyabilmişlerdir. Bu hakikatin idrakinde olan İskender'in dostu komutan Selefkos Nikotor, kurucusu olduğu Selukya devletinin temellerini ısrarla Şam coğrafyasının kalbi olarak addettiği Hatay'da atmış olması tesadüfi değildir.

Suriye'yi İran'a yakınlaştıran 'Şiilik' değil!

İran bu tarihi bilinç ile hareket eden bir devlet. Suriye'nin, varlığı için hayati önemde olduğunu bilir. Bütün konumlamalarını buna göre yapar ve bu konuda asla tavizkar davranmaz. Suriye'den vazgeçmesi demek tarihin raflarındaki yerini kısa bir zaman içinde alması demektir. Suriye'yi İran'a yakınlaştıran olgu "Şiilik" değildir. Zira Suriye'nin en büyük düşmanı, ABD'nin en önemli memuru konumunda olan "Şii" Şah'tı. Kaldı ki, Suriye laik bir devlet mefhumu ile teorik olarak sosyalizm, Arap Birliği ve hürriyet ilkelerini amaç edindiğini iddia ederken, İran teokratik devlet ilkelerini benimsemiştir. Eğer Şiilik kıstas olsaydı kendilerini Peygamber ve Hz. Ali'nin Ehli-Beytinden sayan Fas, Ürdün ve daha nice Arap ülke başları İran veya Suriye ile birlikte hareket ederdi. Hâlbuki bu başlar, ABD, İngiltere ve hatta İsrail ile dostturlar.

Erdoğan'ı ıstıraptan kurtaracak formül!

"Suriye Dostu" merkezli dış politika yürüten İran, akıllı ve dengeli ticari ve diplomatik ilişkilerle, Suriye'yi yıpratan kuvvetleri kendi kapsama alanı dâhilinde tutmaya çalışmıştır. Bir yandan, Suriye'nin savaşta başarılı olması için her türlü maddi-manevi desteğini sunarken, özellikle Türkiye'yi frenleyen caydırıcı bir unsur olmuş ve bu yolda başarılı sonuçlar elde etmeye başlamıştır. Buna ilaveten, en radikal hasımları olarak bilinen Katar ve Suudi hanedanlıkları ile ilişkilerini yakın tutmuştur. En nihayet bu politikalar sonuç vermeye başlamış ve İran, Katar ile güvenlik ve ticari antlaşmalar imzalamıştır. Aynı süreç Suudilerle de sürdürülmektedir. Bu ülkelerin, ABD ve İngiltere'nin uydu kentleri oldukları doğrudur. Bu yakınlaşma da hiç şüphesiz onların onayı ile yapılmaktadır. Ancak, ABD'nin razı olmak dışında bir itiraz lüksü de kalmamıştır. ABD'nin bu yakınlaşmayı engelleyecek hali ve takati sınırlıdır. Sonuç itibariyle, Suriye sahasında dik duran ve taviz vermeyen İran, artık dünya politikalarında söz sahibi bölgesel bir güç olmuştur. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yarın yapacağı Türkiye ziyaretini bu çerçevede okumakta fayda var. Suriye'nin sunduğu tarihi fırsatın değerini heba eden ve aslında Suriye'ye zarar verirken Türkiye'nin ve kendisinin bindiği dalı kestiğini idrak edemeyen Erdoğan'ı ıstıraplı bir nihayetten kurtaracak yegâne formül Suriye politikalarını rafa kaldırmasıdır.

Not: Bu meseleyi bir sonraki yazımda kaleme alacağız. Ayrıca, annem ve kız kardeşim geçen Çarşamba günü elim bir trafik kazası geçirdiler. Şu an itibariyle sağlık durumları iyiye gidiyor. Kız kardeşim taburcu oldu. Annem halen hastanede gözlem altında. Yurt içi ve dışından telefon, elektronik mesaj ve şahsen gelerek "geçmiş olsun" dileklerini sunan herkese Yuva ailesi adına çok teşekkür ederiz. Her daim afiyette kalın.

Mehmet YUVA - 08 Haziran 2014 - Aydınlık

Son Yazılar