hedeflenen_ortadogu_haritasiBu hafta bu sayfaları özel bir habere ayırıyoruz.

BOMBA HABER

Perşembe gecesiydi, sabaha doğru saat 02.00 suları. Güneydoğu’da Kuzey Irak sınırına yakın E. İlçesinin hükümet binasının işgal edildiği haberi geldi. Bölücü örgüt 300 kişilik bir silahlı kuvvetle baskını gerçekleştirmişti. Bir bölüğü, hükümet binasının kapısındaki nöbetçi emniyet görevlilerini şehit edip hükümet binasına girmişti. Gönderdeki ayyıldızlı al bayrak indirilmiş oraya tarihçilerin bilmediği bir renkli bez asılmıştı. Bölücü örgütün diğer bölüğü ise, ilçenin jandarma merkezini basmış ve ilk gelen haberlere göre, rütbeli ve rütbesiz 41 askerimizi şehit etmişlerdi.


İLK 24 SAAT: KARARGÂH TOPLANDI KOLORDU EMİR BEKLİYORDU

İşte Genelkurmay’ın bütün lambaları bu haber gelir gelmez yandı. Karargâh, daha gün ağarmadan saat 3.35’te toplanmıştı. Bölgedeki Kolordu alarma geçmişti ve emir bekliyordu.

Toplantının başında yeni bir haber geldi. İlçe hükümet binasının önünde toplanmalar başlamıştı. Bölücü örgüt liderinin büyük boy posteri binanın cephesine asılmıştı, örgütün propagandacıları mahalle aralarına gidiyor ve insanları hükümetin önünde topluyorlardı.

İLK SİVİL GENELKURMAY BAŞKANI

Genelkurmay Başkanı “İlker Bey” toplantı masasının başında oturuyordu. Bir gazetecinin kendisine Genelkurmay karargâhında “İlker Bey” diye hitap etmesini normal karşılamıştı. O zamandan beri, artık O’na kamuoyunda “İlker Bey” deniyordu. “Demokrasi” kahramanı gazetecinin boyu, bu hitaptan sonra 15 cm uzamıştı ve başı bulutların üzerinde görülmüştü. Tarihçiler, “İlker Bey”in “Türkiye’nin ilk sivil genelkurmay başkanı” olduğunu söylüyordu. Uluslararası İnsan Hakları Derneği, “Türkiye’nin değil, dünyanın ilk sivil komutanı” diye düzeltti bu yanlışı. Türk Ordusu’nun Avrupa’daki demokratik itibarı tavan yapmıştı.

ATLANTİK İTTİFAKI VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜ

İşte “İlker Bey”, karargâhtaki toplantıda ilk sözü en kıdemsiz komutan Tuğg. M.T.’ye verdi. Tuğg. M.T., kararlı ve sakin bir tavırla, devletin yaptırım gücünün derhal etkin bir biçimde kullanılması dışında bir seçenek olamayacağını belirtti. Bölgedeki Kürt kökenli yurttaşlarımızın güvenliği için de kararlılık gerekirdi.

N.T. Paşa söz aldı, “sakin olalım” dedi; oysa herkes zaten sakindi. Ekledi: “İyi hesaplamalıyız. Kuzey Irak’ta ABD ordusu alarma geçmiş, acaba onlar nasıl karşılayacaktır. NATO Statüsü’ne de bir bakmamız gerekmiyor mu?”

E.U. Paşa söze girdi: “Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz nolur, borsalar nasıl etkilenir, ya sıcak para akışı durursa, Türkiye’nin çağdaşlaşma projesini nasıl sürdüreceğiz?”

Tümg. M.K. ayağa kalkarak konuştu: “Ülkenin bütünlüğü, ulusal devletin varlığı ve bunların temelini oluşturan Atatürk Devrimi’nin üstünde herhangi bir düşünce ve kaygı olamaz. Yapılacak bellidir ve zaman artık her şeyden değerlidir.” Kısa konuştu ve oturdu.

ASKER SİYASİLEŞEMEZ!

Uzatmayalım, son söz elbette “İlker Bey”indi. Sükûnet ve itidal telkin eden bir girişten sonra, “hukuk devleti” ilkelerini hatırlattı. Karar elbette siyasal mercilerindi. Sorumluluk hükümette idi. Asker, siyasileşemezdi, demokrasi vardı; görevleri hükümetin kararını uygulamaktı. Erdoğan’ı arayacaktı. Kabine de zaten toplantı halindeydi.

Hemen ulaştılar. “İlker Bey”, Tayyip Erdoğan’a, verilen emri yerine getirmeye hazır olduklarını bildirdi. Recep Bey, hemen prompteri (okunak) getirtti ve kabine üyeleri önünde telefonda şunları belirtti: “Demokratik Açılım kararlı olarak sürdürülecektir. Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Biz, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlarından bir tanesiyiz. O görevi yerine getiriyoruz. Diyarbakır’ı, ABD projesinde merkez yapıyoruz. ABD ile Abdullah Bey’in yaptığı 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmamızı biliyorsunuz. Yine biliyorsunuz, uluslararası anlaşmalar anayasanın da üzerindedir. ABD Dışişleri Bakanlığı, AB Komisyonu, Mesut Barzani ve Talabani ile temas halindeyiz, teröre karşı birlikte hareket ediyoruz.”

“İlker Bey”, telefonun yüksek ses veren düğmesine basmıştı ve komutanlar bu görüşmeyi dinlemişlerdi. Herkes birbirine baktı.

Bu arada haber akışı devam ediyordu: Günün ağarmasıyla birlikte İlçe hükümet binasının önündeki kalabalık binleri bulmaya başlamıştı. Davullar zurnalar getirilmişti. Çevre il ve illerden otobüs, kamyon ve arabalarla ilçeye ellerinde örgüt liderinin posterleriyle insan taşınıyordu.

TÜRK ORDUSUNU SAVAŞMADAN YENME STRATEJİSİ

Komutanlardan biri, “Hiç olmazsa yolları keselim; olayın büyümesini önler ve yurttaşlarımızı korumuş oluruz” diyecek oldu. “İlker Bey”, derhal demokrasiyi işletti. Recep Bey’i aradı. Toplantıdaydı. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı cevap verdi. İkinci bir emre kadar beklenecekti. “İlker Bey”, komutanlara döndü ve ellerini yana açtı, “sorumluluk siyasilerindir” dedi.

Org. E.Y., o ana kadar susmuştu; ağır ağır konuştu: “Ülke bölündükten sonra, sorumluluğun siyasilere ait olması, ülkeyi kurtarmaz. Hukuk devleti diye diye vatan bölünüyor. Demokrasi diye diye egemenlik yabancı devletlere teslim ediliyor. İnsan hakkı diye diye millet kanlı felâketlere sürükleniyor. Ulusal devlet, “renkli başkaldırılarla, etnik kışkırtmalarla ve ekonomik güdümlemelerle ortadan kaldırılmak isteniyor. Bugün “demokrasi” dedikleri, küresel devlet ile bir avuç silahlı ve silahsız teröristin ve post modern tabakanın diktatörlüğü değilse nedir? Halk neresindedir bu rejimin? ABD, Türkiye’yi savaşmadan yenme stratejisi uyguluyor ve biz de bu stratejinin üzerimize yüklediği görevi yapıyoruz; savaşmadan yenilme stratejisi izliyoruz.”

“BURASI DİNLENİYOR”

“İlker Bey”, bir kağıdın üzerine birkaç sözcük yazarak, Org. E.Y.’nin önüne sürdü. Şu yazıyordu: “Dikkatli konuş, burası dinleniyor!” Org., kağıdı okudu, gözleri çakmak çakmaktı.

Bu sahne ve kağıt parçası üzerindeki “Dikkatli konuş, burası dinleniyor” yazısı bir saat sonra televizyon ekranlarına düşmüştü. Zikir TV, “Genelkurmayda Darbe Toplantısı” diye haberi görüntüleriyle döndüre döndüre veriyordu. O zaman anlaşıldı ki, Genelkurmay karargâhı, yalnız dinlenmiyor; aynı zamanda kameraya çekiliyordu.

YÜREKLERDE FERAHLIK: GENELKURMAY’IN LAMBALARI HÂLÂ YANIYOR

Toplantı hava kararana kadar hararetli değerlendirmelerle devam etti. Hava kararınca, “İlker Bey”, “lambaları yakın” emrini verdi; oysa lambalar gündüz de yanmaya devam etmişti. Genelkurmay’ın önünde daha hava kararmadan toplanan gazete ve televizyon habercileri, “Genelkurmay’ın lambaları yanıyor” haberini geçmişlerdi. Bu haber dalga dalga bütün yurda yayılıyor, kahvelerde, fabrikalarda, okullarda, işyerlerinde, her yerde bu haber yankılanıyordu. Yurttaşların yüreğine bir ferahlık doluyordu. Genelkurmay’ın lambaları yandığına göre, elbette bir bildikleri vardı.

24-48. SAAT: 99 BELEDİYENİN ÖZERKLİK İLANI KUŞATILMIŞ ABD

BOP Eşbaşkanlığı’ndan siyasal karar bekleyen Karargâh, o gece toplantıyı sürdürdü. Lambalar sabaha kadar yandı. Özellikle ABD silahlı birliklerinin Türkiye sınırına doğru kaydırılması değerlendiriliyordu.

Tümg. M.K. tekrar söz aldı: “ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uyguluyor; Irak’ın kuzeyinde fiilen oluşturulmuş bulunan Kukla Devleti resmileştirme günleri gelmiştir. Bu baskın, o çerçeve içindedir. ABD’nin bu planına teslim olacak mıyız, olmayacak mıyız, önümüzdeki soru bu kadar basittir. ABD planı bozulabilir. Bu mümkündür. Kuşatılmış olan Amerika’dır.” Bu cümleden sonra haritanın başına geçti; parmağını Kuzey Irak’ın çevresinde dolaştırdı: “İran, Türkiye, Suriye ve bölünmek istemeyen Irak. Ortada ABD. Kukla Devleti ilan planı, bölünen ülkelerin birlikte hareket edemeyeceği hesabı üzerine kurulmuştur.”

D.F. Paşa farklı bir değerlendirme yapıyordu: “ABD ve NATO ile ilişkilerimiz stratejiktir. AB üyeliği stratejik bir karardır. Çağdaşlaşma projesinden bir kez koptuk mu, sonu nereye varır?”

CEMAATLERLE ÇAĞDAŞLIK

Tuğg. M.T., yerinden müdahale etti: “Komutanım, Hikmetyar’ın dizinin dibinde oturanlarla, Fethullah Hocalarla mı çağdaşlık peşinde koşuyoruz.” Soğuk bir hava esti.

“İlker Bey”, araya girdi: “Ben kaç kez vurguladım ve yine söylüyorum. Müttefiklerimizle Kuzey Irak’taki işbirliğimiz mükemmeldir.”

D.F. Paşa, tamamladı: “ABD ile PKK’yı birlikte bitirme planımız var; istihbarat vermezse, silahlarımızı kullandırmazsa ne yaparız.”

O SİLAHLARI VATAN İÇİN KULLANMAYACAK İSEK…

Korg. Y.G.D. (Üç isimliydi), “O silahları vatan ve millet için kullanmayacak isek, nerede kullanacağız?” diye sordu. Korg. Y.G.D., mimliydi. Bir seferinde ABD’li generallere başı dik davrandığı için, NATO Karargâhlarında “asi” diye üstü çizilmişti. Üstelik hakkında soruşturma vardı. Cezaevinden yeni çıkmıştı.

D.F. Paşa, “hissi davranmayalım” diye tarihsel uyarısına devam etti. “İşçiler de ‘Tekel vatandır, vatan satılmaz’ demişlerdi ama Tekeller de Telekomlar da satılmıştı. Küreselleşme çağında kavramlar yenilenmişti. Türk Ordusu da değişime uymalıydı.”

“MÜTTEFİKLERLE PLANIMIZ YÜRÜYOR”

O sırada içeri emir subayı girdi. Saat 10.30’a geliyordu. Önemli haberi verdi: Güneydoğu ve Doğu bölgemizde 99 Belediye toplanmış ve hep birlikte bir deklarasyon yayınlayarak, özerkliklerini ilan etmişlerdi. Atlantik dünyasından belediyelere özerkliği kutlama ve tanıma mesajları yağıyordu. ABD ve Avrupalı kordiplomatik Diyarbakır’a hareket etmişlerdi.

“İlker Bey”, “Ya öyle mi” dedi. Hemen yeniden BOP Eşbaşkanlığı’nı aradı. Ses tonuna ağırlık ve ciddiyet vererek konuşuyordu. “Emri verecekseniz verin, yoksa sorumlu olursunuz” gibi bir şeyler söyledi.

BOP Eşbaşkanı, “Çankaya’da toplantı halindeyiz. Size her seferinde 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmayı hatırlatmak zorunda bırakmayın bizi! Müttefiklerimizle yapılan plan yürütülmektedir. Bütün sorumluluk hükümetindir. Hem yeni gelen bilgilerden haberiniz yok mu, ilçe binasının önündeki kalabalık on binlere ulaştı, yurttaşlar yollara yattı; ‘tanklar bizi ezmeden geçemez’ diyorlar. ABD ve AB gözlemcileri hepsi orada. Soykırım yapmak isteyenler mi var? Onlar, Silivri Özel Mahkemesi’nde de değil, Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanırlar” diye konuştu.

“İSTİKLÂL MAHKEMESİNİN KURULACAĞI KESİNDİR”

Konuşmayı dinleyen generaller birbirlerine baktılar. Ö.Ö. Paşa, “Bizi Miloşeviç gibi Saddam gibi yaparlar” dedi. Bunun üzerine Org. Y.K., “Uluslararası Adalet Divanı’nda Türkiye’yi yargılayabilecek bir yiğit bulunmuyor; ama İstiklâl Mahkemeleri’nin kurulacağı kesindir.”

Toplantı devam ediyor ve Genelkurmay’ın bütün lambaları kesintisiz yanıyordu. Ancak halkta bir tedirginlik başlamıştı. Karargâh, hemen bir tedbir planladı. Bir bildiri yayınlanacaktı. “İlker Bey”, ağır ağır bildiriyi yazdırmaya başladı: “Merak etmeyin…”

D.F. Paşa, “Komutanım ‘merak etmeyin’ mesajını daha önce kullanmıştık; değişik bir şey söyleyelim” dedi. Tartışıldı. Ortada bir suç vardı. Hükümet binası basılmış, polisler ve karakoldaki 41 askerimiz şehit edilmişti. Suçlular elbette yargıya sevk edilecekti.

“İlker Bey”, “Yaz” o zaman dedi; “Yargıya güvenelim, suçlular ve suçsuzlar ayırt edilecek, kurunun yanında yaş yanmayacak, yargı çözer.”

Kamuoyunu tatmin edecek sihirli cümleler birbirini izliyordu. Bildiri tamamlandı ve internet sitesine kondu.

48-72. SAAT:KUKLA DEVLET İLAN EDİLİYOR KARARGÂH UYUMADAN ÇALIŞIYOR

Karargâhtaki komutanlar o gece de evlerine gitmemişlerdi. Lambalar söndürülmediği için, yanmaya devam ediyordu. Büyük basın, onların 48 saattir uyumadan çalıştıklarını yazıyordu. Belki yemek yemeği bile unutuyorlardı. Cumartesi günü olmasına rağmen mesai sürüyordu. “İlker Bey”, yine tarih bilgisine başvurdu. “Çanakkale’deki gibi kahramanca direniyoruz” dedi.

Büyük şehirlerde büyük kitleler toplanmaya başlamıştı. 41 şehidin cenazesi, yüz binlerin omuzlarında sonsuza akıyordu. Doğudan batıya Anadolu ve Trakya gelincik tarlası gibi olmuştu. Karargâh hemen gereken tertibatı aldı; siyah gözlükler hazır edilmişti. Siyah gözlük, üniforma gibi olmuştu.

İşte asıl bomba haber o gün, saat 11.00 sularında geldi; Talabani ve Barzani, bir “Deklarasyon” yayınlayarak, Irak’tan ayrıldıklarını ve ayrı bir devlet kurduklarını dünyaya ilan etmişlerdi. Devletin adını, “Kürdistan” koymuşlardı. Bu ada kimsenin inanası gelmedi; Diyarbakır halkı “Nasıl olur kardeşim, ABD silahıyla ve İsrail koltuklamasıyla Kürt devleti mi olurmuş.” diye konuşuyordu.

İLK TANIYAN: “ANKARA”

Bu “devleti” dünyada ilk tanıyan “Ankara” oldu. Tayip Erdoğan’ın “sıfır sorunlu” diplomasisi, yine dünya birinciliğini kapmıştı. İsrail, Tayip Erdoğan’ın arkasından ancak ikinciliği göğüslüyordu. Netenyahu kıkır kıkır gülüyordu. Çünkü İlçe baskınını planlayan, Kukla Devletin ilan saatini saptayan Tel Aviv’di. ABD Barzani’yi tanıdı. Almanya ve Fransa’nın sesi çıkmıyordu. Irak hükümeti, ültimatom yayınlıyor; İran ve Suriye, bu sözde devleti tanımayacaklarını ilan ediyor. Arap Birliği, Afrika Birliği ve Latin Amerika’daki ALBA toplanıyor. Çin, Hindistan, Rusya ve Orta Asya Türk devletleri, Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan bir ortak bildiri yayımlıyorlardı.

RENKLER DEĞİŞİMİN DIŞINDA KALAMAZ

Karargâh, hemen BOP Eşbaşkanlığı’nı aradı. Bu kez hemen bağladılar. “İlker Bey”in saygı sunmasına bile fırsat vermeden, BOP Eşbaşkanı, “Müjdeyi aldınız değil mi” diye söze başladı. Sesi şakırdıyordu. “İlker Bey”, “kırmızı çizgilerimiz vardı” diyecek oldu. BOP Eşbaşkanı, “Renklerin bir ayrıcalığı mı var, renkler değişimin dışında kalamaz, hele kırmızı!” diye gülerek cevap verdi. “İlker Bey”, “Peki bizim bayrağın rengi ne olacak” diye merakla sordu. RTE bir an duralayacak oldu, zekâsı hemen imdadına yetişti: “Hakkaten, iyi ki hatırlattınız, Model Ortağa bir soralım, mutlaka değişim programında bir çaresi gösterilmiştir, sorun değil” dedi.

“İlker Bey”, telefonu kapattıktan sonra komutanlara döndü ve “Gördünüz mü, hiçbir sorun yok. Ben bu süreci daha 2004 yılında görmüştüm. Harp Akademileri’ndeki konferansımda, ‘Millî Egemenliği tartışalım’ demiştim, ama beni anlamayanlar oldu” diye mırıldanarak konuştu. “Hakkını teslim etmeliyiz, benden önce Hilmi Özkök Komutanımız ‘Millî Egemenlik kavramı eskimiştir’ saptamasıyla TSK’daki açılımı başlatmıştır” dedi. D.F. Paşa, “Karabekir Açılımını da siz gerçekleştirdiniz komutanım” diye ekledi. “Atatürk, kimbilir yattığı yerde ne kadar müsterih olmuştur.”

BOP EŞBAŞKANLIĞI YASAL DEĞİLDİR

Bu açıklamalar, komutanları ikna etmemişti. Generaller, seslerinin tonunu alışılmışın üzerine yükseltmişlerdi. Sözler köşeli ve sertti. “İlker bey”, “Bu görüşlerinizi yeniden siyasal iradeye bildirelim” diye elini telefona götürdü.

Bunun üzerine Org. G.R., “Anayasada BOP Eşbaşkanlığı diye yasal bir organ bulunmadığını” belirtti. Kaldı ki, “Anayasa Mahkemesi, BOP Eşbaşkanlığı’nın güdümündeki partinin Cumhuriyet yıkıcılığının odağı olduğu” kararını vermişti.

Bunların hepsi unutulsa bile, yabancı devletlerle vatan topraklarını bölen bir tertibin içinde bulunmak, en büyük suçtu. Yasadışılık daha nasıl olabilirdi.”

Tümg. M.K. ise, sayfa numarası da vererek elindeki kitaptan bir cümle okudu:
“İstanbul’daki padişah hükümetine, Müsliminin halifesine milleti ve orduyu isyan ettirmek lâzım geliyordu.”

KIRK GÜN BAYRAM İLAN EDİLİYOR

O an, BOP Eşbaşkanlığı’nın Irak’ın kuzeyinde kurulan yeni devleti kutlamak için ülkede kırk gün bayram yapılması kararı aldığı haberi geldi. Bütün millete binlerce ton şeker ve şerbet dağıtılacaktı. Af Kanunu çoktan Meclise sevk edilmişti.

Ancak bayram ilanı, halkın öfkesini daha da kabartmıştı. Milyonlar, Eşbaşkanlığa karşı “asi” olmuştu. Bu “asî olduk” ifadesi de, Tümg. M.K.’nın okuduğu tarihsel metinde aynen vardı. Zikir TV, bu ayniyete işaret ediyor ve büyük şehirlerin meydanlarında toplanan milyonların, darbe için ortam yaratmak için kışkırtıldığını söylüyordu. Zikir TV’nin yayını bir süre sonra kesildi. Ekranın niçin karardığı soruşturuluyordu.

72-96. SAAT: GENELKURMAY’DA ARAMA BİN YILIN MEYDAN OKUMASINA BİN YILLIK CEVAP

Genelkurmay’ın lambaları söndürülmemişti. Ancak Amerikan ve Avrupa gazetelerinde, “Genelkurmay’ın lambaları yansa ne olur, yanmasa ne olur” türünden yorumlar yapılıyordu.

İlçeye yapılan baskının 78. saatinde, durum değerlendirmesi devam ediyordu. Özellikle D.F. Paşa, ABD Ordusu’nun, 24 Temmuz 2002 günü Lozan’ın 79. yılında “Millenium Challenge2002” (Binyılın Meydan Okuması2002) başlıklı tatbikatını masaya yatırdı. Bu tatbikat, Eski Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Cumhuriyet Devrimi’ni “Bin yıl sürdürme kararlılığı”na cevap olarak yapılmıştı ve Türkiye’nin 96 saat içinde işgalini öngörüyordu. ABD tarihinin en büyük askerî tatbikatı idi. D.F. Paşa, Tatbikatın 200 sayfayı aşan İngilizce belgelerini Genelkurmay Arşivi’nden çıkarttırmıştı ve masanın üzerine gösterişli bir edayla koydu.

KOZMİK ODAYA GİREN HUKUK DEVLETİ GENELKURMAYA NİÇİN GİRMESİN

İşte o anda telefon çaldı. Nizamiye’deki nöbetçi subayı arıyordu. Önemliydi. Komutana doğrudan arz edecekti. Savcı ve bir grup polis, Beşiktaş Savcılığı’ndan ellerinde arama kararıyla gelmişlerdi.

“İlker Bey”, telefonun ahizesini eliyle kapatarak, “Gördünüz mü arkadaşlar” dedi, “Gece yarısı saat üçte gelmediler, saat sekiz, artık yasalar doğru yorumlanıyor.” Sonra telefona konuştu: “Bırakın gelsinler, kozmik odaya giren hukuk devleti, Genelkurmay’a niçin girmesin” diye emir verdi. Sonra komutanlara döndü: “İsterse gelsin Amerikan polisi arasın, burada hiçbir suç yok.” Kendisine güveni tamdı.

F POLİSİNİN GÖKLERE TIRMANAN NEZAKETİ

Aramayla görevli savcı ve polis memurları olağanüstü nazikti. O kadar ki, “İlker Bey”e “Komutanım” diye sesleniyorlardı. Polisler, balerinler gibi neredeyse ayaklarının ucuna basarak yürüyor, seslerini en yumuşak perdeden incelterek ayarlıyorlardı. TSK’ya olan saygı tarif edilemez düzeydeydi.

Küpeli olan polis amiri, “Sayın Komutanlarım, arama kararı var, isnada göre darbe planları yapılıyormuş, çok istirham ediyorum, ceplerinizi lütfen masanın üzerine boşaltın ve şöyle duvara dizilin” diyecek oldu. “İlker Bey”, “komutanlar” hitabının sonundaki “ım” takısına, gözünün ucuyla arkadaşlarına bakarak işaret etti; polisin komutanlara saygısı bu tek heceli takıyla adeta göklere tırmanmıştı.

DÜNYA AJANSLARININ YAYIMLADIĞI TOPUK SESLERİ

Haber kaynakları, komutanların, hukuk devletinden gelen bu “ceplerinizi boşaltın” talimatına uymadığını bildiriyor. Dahası, kabaran göğüslerliyle arama ekibini yararak önce toplantı odasından, sonra Genelkurmay nizamiyesinden çıktıkları bildiriliyor. Genelkurmay binasının dışında yığılmış gazeteci kalabalığının yüzüne bile bakmadan, gözleri ufuklarda fırtına gibi gitmişlerdi. Nizamiyenin önünde yalnız esas duruşa geçen askerlerin sert topuk sesleri duyulmuştu. Bu topuk sesleri, dünya ajanslarından canlı olarak veriliyordu. Arabalar, 180 km. hızla ok gibi kalkmışlardı. Biz uluslar arası ajansları aktarıyoruz, öyle bildiriliyor.

96. SAAT SONRASI: MİNARELER ÇALINIYOR! KOZMİK FOLTP PLANI ELE GEÇİRİLDİ

Olayın devamını medya başlıklarından aktaralım:

Fesat: “Genelkurmay’da kozmik FOLTP Planı ele geçirildi”.

Fırdöndü: “Kozmik FOLTP Planı’nda kırılacaklar listesi”.

Yeni Şeytan: “Dik konacaklar şifresinin esrarı çözülüyor”.

Velvele: “Allahımıza bin şükür, bu da oldu”.

Encam: “Orhun Yazıtları’nı bile çözen Batı medeniyeti Ergenekon’un FOLTP şifresini çözemiyor”.

Balans: “Hukuk devleti kazandı”.

Neoliberal: “İlker Bey’in stratejik zaferi”.

Reaksiyon gazetesinin yorumunu da aktaralım: “İlker Bey’in en büyük askerî zaferi, stratejik bir kararla kozmik odayı arattırması ve komutan arkadaşlarını F savcılığına teslim etmesiydi. Genelkurmay’ın arattırılması ise, artık bütün dünyada ‘Askerî deha’ olarak yorumlanmaktadır.”

FETHULLAH HOCA YÜKSEK ASKERİ ŞURA’DA

Ertesi sabah, “İlker Bey” Beşiktaş Savcılığı’na sivil elbiselerle gelmişti. O gün Yüksek Askeri Şura Toplantısı vardı. Ancak yargıya hesap vermek, her görevin üzerindeydi.

Zaten YAŞ’ın yapacağı bir iş de kalmamıştı. Subay Sicil Yönetmeliği’nde ve Astsubay Sicil Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik sonucu, subay ve astsubaylar üstün başarı alsalar dahi, haklarında devam eden bir dava varsa, terfilerinde öncelik haklarını kaybediyorlardı.

Bu durumda F. Savcıları iki satırlık iddianameyle istedikleri general, subay ve astsubayın terfilerine müdahale yetkisini kazanmışlardı. Böylece Askeri Şura’nın en etkili üyesi artık Fethullah Hoca olmuştu.

BEŞİKTAŞ ADLİYESİNE MUTFAK KAPISINDAN GİRMEDİ

“İlker Bey”, Beşiktaş Adliyesi binasına, mutfak kapısından girmedi; ordunun itibarını korumada aşırı hassasiyeti kamuoyunca biliniyor zaten, normal kapıdan girdi. Etten Duvar Örgütü ve Perdeleme Mangaları daha önceki bir emirle zaten hizmetten kaldırılmıştı. Her şey olağan akışa uygundu ve şeffaftı. Sorgu sırasında F. Savcıları, Türk Ordusu’na herkesten çok değer verdiklerini anlatmışlar; çay kahve ikram etmişlerdi. Herkesin yüzü gülüyordu. Ülke nurlanıyordu.

İşte bu ortamda, şüpheli ifadeden başı dimdik çıkıyordu. Kışlalarda bandolar, Ergenekon sanığı Mehmet Demirtaş’ın deyişiyle, “Ey Zanlı Ordu, Ey Zanlı Asker” marşını çalıyorlardı.

KORKUNÇ İTİRAF

Basın mensupları, hemen “Kozmik FOLTP Planı”nı sordular.

Çünkü Genelkurmay’daki arama sırasında, İlker Bey’in iç cebinde bulunmuştu ve kendi elyazısıyla yazılmıştı. Islak mürekkep incelemesi TÜBİTAK’tan taze gelmişti. Adalet, Jet Fadıl’dan daha hızlıydı.

“İlker Bey”, uzun uzun savcılara şükranlarını ifade ettikten sonra, o babacan tavrıyla, “Evet benim cebimden çıktı ve benim elyazım” dedi.

Oh, bir Ergenekoncu ilk kez suçunu itiraf ediyordu!

ASKERLER PLAN YAPMAZ MI

İlker Bey, sükûnetle devam etti: “FOLTP, Fenerbahçe Orduevi Lojmanlarına Taşınma Planı. Baş harflerine bakın, F-O-L-T-P! Memleket tarihin en ağır tehdidi altındayken, askerler plan yapmaz mı, biz de yapıyoruz. Masumiyet karinesini yine atladınız.”

Ancak gazeteci takımı hiç yutar mı? O uzun saçlı, F savcılarıyla sık sık muhabbet eden muhabir fırladı hemen, “İyi ama İlker Bey, ‘Kırılacaklar listesi’ni nasıl açıklayacaksınız, kimleri kıracaktınız bakalım?”

“Çocuklar çok şakacısınız” diye güldü İlker Bey, “Siz hiç evinizi taşımadınız mı, kırılacak çanak çömleği aralarına karton yastıklar falan koyarak ayrı kutulara istif etmediniz mi?”

ANAOKULUNA YAPILACAK EYLEMİN KANITLARI

Muhabirlerin soruları birbirini izliyordu:

“Peki dik konacaklar listesi, ok işaretleri, kolilerin numaraları, evinizdeki aramada bulunan ipler?”

“İlker Bey”, kırk yıllık askerlik hayatının taşınma derslerini sabırla anlattı.

Gazeteciler ikna oldular mı, önemli değil. Ancak F. savcılarının hiç de ikna olmadıkları, ertesi gün çıkan gazetelerden anlaşılıyordu. Ok işaretleri, bomba gömülen yerleri tarif ediyordu, belki de Yunan Ordusu’na yol göstermek için hazırlanmıştı. Lav silahları dik konacaktı. Bomba kolileri numaralanmıştı. Evde bulanan ipler ise, anaokulundaki eylem için hazırlanmıştı. Her şey ispatlıydı. 3-5 yaş grubu çocukların boynuna göre ince inceydi bu ipler? Paketlerin üstüne konan mahzun Atatürk tablosu ise, suç kanıtlarını örtmede kullanılıyordu.

TÜRKİYE SARSILIYOR

“İlker Bey”in bütün bu eşyayı ORKO’dan satın aldırdığını gösteren faturalar hiçbir işe yaramamıştı. Üstelik F. Savcıları yeni kanıtlar da bulmuşlardı. İnternetten yapılan son ihbar, Türkiye’yi sarstı:

“İlker Bey, şifreleri gizliyor. Minareyi çalan kılıfını da hazırlamış. İmza: Tesbih Böceği.”

F. Savcıları, bu ihbarı hemen değerlendirdiler ve İlker Bey’in bu kez de “Minareyi çalmak”, “din düşmanlığı”, “din özgürlüğünü yok ederek laik devlet düzenini yıkmak”, “kanıtları karartmak” suçlarından ifadelerini aldı. Gizli Tanık Tesbih Böceği, “İlker Bey cuntasının minareyi çalacağını, daha 2001 yılında Kanada’dan Tuncay Güney’den duyduğunu” söylüyordu.

Dönemin MİT Müsteşarının, kendisine “Ergenekoncu demesinler” diye, bu bilgiyi MİT raporuna yazıp, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı’na imzalı mühürlü raporla sunduğu da ortaya çıktı. Ergenekon bütün yönleriyle aydınlanıyor, ülke nurlu istikbale koşuyordu.

İlker Bey’in ifadeden sonra, yakınlarına “Ümraniye bombalarının ve Zir vadisinin sırrını şimdi anladım. Astsb. Oktay Yıldırım ve Yarbay Mustafa Dönmez meğerse haklıymış” dediği söyleniyor. Rivayet!

SAHİ İLÇENİN HÜKÜMET BİNASI BASILMIŞTI DEĞİL Mİ

İlçede hükümet binası basılmış, kapıdaki emniyet görevlileri öldürülmüş, ilçe jandarma komutanlığında 41 asker şehit edilmiş, Güneydoğu’da 99 belediye özerklik ilan etmiş, Kuzey Irak’ta yeni bir komşumuz olmuş, bu komşu Türkiye’nin kucağına bırakılmıştı. İran ve Suriye teyakkuza geçmişti. Bismil’in on binlerce topraksız köylüsü ellerinde Türk bayraklarıyla “Yıkılsın Ağalık, Yaşasın Cumhuriyet” diye ovadaki bütün hazine ve ağa topraklarını işgal etmişler ve Türkiye’nin birliği için yemin ettiklerini ilan etmişlerdi. Milyonlar, Türk ve Kürdüyle omuz omuza, ellerinde Atatürk resimleri, Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Urfa, Malatya, Erzurum, Tekirdağ, Yozgat, Zonguldak, Silivri ve Trabzon meydanlarını işgal etmiş, “Millî Hükümet” sloganlarıyla gökleri inletiyordu. Genelkurmay binasından fırtına gibi çıkan komutanlar görevlerinin başına geçmişlerdi. En tatlı haber, İlçe hükümet binası önünde yaşanan kargaşalıklar ve çatışmalardan sonra, “Kukla değiliz, onurluyuz, başımız dik” diye konuşmalar başlamıştı. “Ne ABD Ne AB Bağımsız Türkiye” ve “Amerika kalleştir, Türk-Kürt kardeştir” sloganları atılıyordu.
Haber merkezleri, bütün bunları tek sütunla bile görmüyorlardı.

MİNARELERİN RESİMLERİ YAYIMLANIYOR

Gazeteler, Ergenekoncuların en sonunda “Minareleri bile çaldıklarını” yazıyorlardı. Hatta çalınan minarelerin resimleri yayımlanıyordu. Bir caminin minaresi beş kez çalınmıştı; yine de yerinde duruyordu. Bu durum, ulema tarafından “Allah’ın bir hikmeti” olarak yorumlandı.

MİNARELERİN ÇALINMASININ ARKASINDA İRAN VAR!

BOP Eşbaşkanı Erdoğan, kendisine inanan herkesi göreve çağırarak, sabah evden çıkarken, mahallesindeki caminin minaresini yerinde duruyor mu diye kontrole çağırdı.

ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama, atalarının Müslüman olduğunu da hatırlatarak, Türkiye’de minarelerin çalınmasının arkasında İran’ın bulunduğunu bütün dünyaya ilan etti. Kanıt kesindi, İran Şii olduğu için, Sünnî minareleri çaldırtıyor ve mezhep kavgası kışkırtıyordu. Minarelerin Sünniliği güvence altına alınmalı, İran cezalandırılmalıydı. Bu sırada MOSSAD kaynaklı güvenilir bir haber bütün dünya medyasını işgal etti: Ergenekoncular Avrasyacı oldukları için, İran ile işbirliğini minareleri çalmaya kadar götürmüşlerdi.

Bu haberin son satırlarını yazdığımız sırada, ABD’nin İran’a nükleer bomba atacağı söyleniyor, fakat bombalar Türkiye’nin altında patlıyordu.

Bomba haberimiz şimdilik burada bitiyor.

Y YILLARI: MUTLU SON MERAK ETMEYİN SONUÇ BELLİ

Devamını kimse merak etmesin, ne olacağı bellidir:

Millî Devlet direnir, Millî Ordu direnir.

Türk Ordusunun savaş yeteneğini zayıflatma girişimleri, Türk Ordusunun halkla bağlarının pekişmesi, kendisini yenilemesi ve güçlenmesiyle sonuçlanır.

Bu süreç devrimle çözülür.

Halkın millî hükümeti kurulur. Türkiye halkı, Türk ve Kürdüyle bir millet olarak birleşip Kemalist Devrim’i tamamlar ve 21. yüzyıl devrimlerinin başını çeker. Asya’dan yükselen yeni kamucu uygarlığın öncü ülkeleri arasındaki yerini alır.

ABD’nin Türkiye’yi savaşmadan yenme stratejisi iflas eder.

Türkiye barışçı yoldan parçalanamaz. İster savaşı dayatsınlar ister caysınlar, Türkiye bir devrimle toprak bütünlüğünü korur ve komşularıyla da birlikler oluşturur.

Kılıçla gelen ABD kılıçsız gider. ABD’nin işgal güçleri, bölgeyi terk etmek zorunda kalır ve Ön Asya ülkeleriyle bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı temelinde ilişkiler kurmayı öğrenir.

Ergenekon tertibini yürütenler, yargılanır ve cezalandırılır.

04 Temmuz 2010 - Aydınlık
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar