Başarının şartı - 1

Üç sene önce İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırı ile başlayan Ergenekon Tertibi, “kaset olayı” ile CHP’ye yöneldi. Ama Tertip, bu kez hedefine ulaşamadı.

CHP’nin 33. Kurultayı ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa seçilmesi, Tertibin bu kez, daha ilk adımda dönüp sahiplerini vurduğunu gösteren bir tarihi olay oldu.

AKP’nin ve Fethullahçı ekibin daha bugünden gözlemlenen panikleri bunu kanıtlıyor. Öte yandan Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin başarılı olup olmayacağı, elbette ki bundan sonra izlenecek programa ve bu programın hayata geçirilmesinde kimlerle yürüneceğine bağlıdır.

Kılıçdaroğlu, Kurultay’da yaptığı konuşmada, Partisi’nin izleyeceği politikaya ilişkin önemli ipuçları verdi. Ama biz, o konuşmadan bağımsız olarak Türkiye’nin ihtiyacı olan programın belli başlı unsurları üzerinde duralım.

DEVRİM YA DA ÖLÜM

1. Öncelikle belirlenmesi gereken gerçek şudur. Bugün gelmiş bulunduğumuz noktada, Türkiye’nin sistem içinde çözülebilecek hiçbir sorunu kalmamıştır.

“Sistem”den kastettiğimiz, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, içine dahil olduğumuz “Atlantik Sistemi”dir.

Demokrat Parti yöneticileri, bu sistem içinde hedeflerini, “Küçük Amerika olmak” şeklinde ifade etmişlerdi.

“Küçük Amerika sistemi”, bugün karşı karşıya olan iki taraf açısından da bitmiştir. Amerika ve kaderini bu emperyalist ile birleştirenler; bugünkü sınırları ve 1920’lerde belirlenen esasları ile Türkiye Cumhuriyetinin, artık tarihe havale edilmesini istemektedirler.

Öte yandan bu saldırıya karşı vatanlarını savunan yurtsever milli güçler açısından ise “artık savunulacak bir Cumhuriyet yok, yeniden kurulacak bir Cumhuriyet vardır”. Yani yeni bir “Cumhuriyet Devrimi” dışında seçenek kalmamıştır.

Kısacası Türkiye ya Devrim yapacak ve ayakta kalacak; ya da emperyalistlerin ayakları altında kalarak yeni bir Yugoslavya olacaktır.

BOP VE EŞBAŞKAN

2. Türkiye’yi bir Yugoslavya’ya dönüştürme stratejisi, bugün Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi olarak uygulamadadır.

2001 yılında Afganistan, 2003 yılında Irak işgali ile başlayan uygulama, 2005 yılından bu yana, düşürülmesi gereken bir No’lu hedef olarak ülkemize yönelmiş durumdadır.

2007 yılından bu yana düğmesine basılmış olan Ergenekon tertibi, kurşun atmadan Türkiye’yi teslim alma operasyonudur. Bunun için İşçi Partisi başta olmak üzere Türkiye’nin yurtsever devrimci güçleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri ilk hedefler olarak belirlenmiştir.

Üç yıllık tertipler ve saldırılar zincirinin ardından sıra bugün CHP’dedir. İşçi Partisi ve TSK hedefleri ortadan kaldırıldığı için değil, Amerika ve İşbirlikçilerinin “ya herro ya merro” diyerek topyekun bir saldırı dışında seçenekleri kalmadığı için CHP hedef alınmıştır.

Deyim yerindeyse tertipçiler bir intihar saldırısı yapmaktadırlar.

Bu açıdan bakıldığında durum, Türkiye açısından da, Türkiye düşmanları açısından da bir “ölüm kalım” savaşıdır.

İşte bu mücadelede Türkiye’nin başında, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olduğunu tam 33 ayrı yerde söyleyen Tayip Erdoğan ile, gene bu ülke ile “2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmalar imzalayan” Abdullah Gül bulunmaktadırlar.

Bu gerçeği saptamadan Türkiye için hiçbir mücadele verilemez. CHP Kurultayında “Ne ABD, Ne AB Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran kitle bu gerçeğin farkında olduğunu göstermiştir.

Yeni CHP yönetimi de, bu gerçeğin ışığında mücadele programını belirlemek durumundadır.

KAYNAK SORUNU

2. Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasında yoksulluk ve işsizlik ile mücadele edeceklerini söyleyince Tayip Erdoğan hemen sordu: “Kaynağın nerede, kaynağını açıkla!”

Çünkü kendisinin bir kaynağı yoktur. Borçlanma, sıcak para girişi, özelleştirme vb. yollarla elde edilen kaynaklar ise yandaşlara aktarılmaktadır.

AKP’nin “kaynakları”, milli bir iktidar için söz konusu olamayacağına göre, milli iktidara talip olanlar kendi kaynaklarını açıklamak zorundadırlar.

Türkiye’nin kaynakları fazlasıyla vardır. Belli başlılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

a. “Nereden Buldun Yasası” işletilecek ve son otuz yıldır kamunun kaynaklarını yağmalayanların servetlerine el konulacaktır.

b. İç piyasada Türk lirası dışında para kullanımına son verilecektir. Yabancı para, rayiç bedel üzerinden ödeme yapılarak Hazineye aktarılacaktır.

c. İç borç ödemesi 10 yıl takside bağlanarak ertelenecektir. Dış borç ise, ilgili ülkelerle görüşülerek Türkiye’nin ödeme gücüne uygun bir ödeme takvimine bağlanacaktır.

d. Gümrük Birliği Antlaşması feshedilecektir. Böylece yılda ortalama 10 milyar dolarlık zarar önlenecektir.

e. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası yeniden düzenlenecek, bu kuruluşun yabancı spekülatörler için, ülke kaynaklarını dışarı aktarmak şeklinde olan işlevine son verilecektir.

f. Lüks tüketim mallarının ithalatı yüksek gümrük vergisine tabi tutulacaktır.

g. Türkiye’de yeterince üretilen malların ithalatı ise yasaklanacaktır.

Hiç şüphe yok ki, bütün bunlara eklenecek başka kaynaklar da vardır. Ama sadece
bunlar bile Türkiye’nin Kaynak sorununu fazlasıyla çözecektir.

Devam edeceğiz.

Mehmet Bedri GÜLTEKİN - 28 Mayıs 2010 - İşçi Partisi
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
http://www.ip.org.tr/

Son Yazılar