yilmaz ozdil yasasin tayyip225

Yılmaz Özdil Efendi İyi Halt Etti!

İktidara geldiği 2000 yılından itibaren, Türkiye ile dostluğun samimi ve sadık temellerini atan Beşar Esad, Erdoğan ve iktidarına karşı çok tepkili.

Ulusal Kanal’dan sonra Halk TV’ye mülakat veren Esad, Erdoğan’ı “Suriye’yi terörize eden, yağmalatan, dünya harami ve cinayet şebekelerine Türkiye’yi açan ve kullandırtan kişi” olarak görüyor.

Esad, Erdoğan’ın “dostluğa” ve “aile muhabbetine” yani “mahreme” “ihanet” etiğine inanmaktadır.

Türkiye, ama özellikle Erdoğan’ın siyasi-iktisadi başarısını Suriye’ye borçlu olduğuna inanan, Esad kendi açısından haklı olarak, Başbakan Erdoğan ve şürekâsına çok sitemkâr.

Halk TV’de yeni görevine başlayan Uğur Dündar’ın konukları, Yılmaz Özdil, Müjdat Gezen ve Ece Zereycan var. 2.5 senedir her türlü yalan ve karalama ile günde 24 saat Türkiye halkına “hakaret” eden, Yılmaz Bey’in de içinde yer aldığı medyanın hakaretlerini, savaş çığırtkanlıklarını görmeyen Yılmaz Bey; Esad ile söyleşi yapan Türk medyasına ve özellikle Halk TV’ye sitem ediyor.

Esad benzer lafları Obama’ya da söyledi!

“Dik”, “Dimdik” diye pazarladıkları Lions ve Rotary kulüpleri ödüllü Uğur Bey, kurumu olan Halk TV’nin bu başarısına ortak olamıyor.

Doğan Medya Grubu’nun yelkenlerini indirmiş “Amiral Gemisi” Hürriyet köşe yazarı Yılmaz Özdil, Erdoğan’ın Suriye politikalarını “ağır” eleştiren Esad’a “Çöl Bedevisi” dedi. “T C. Başbakanı’na hakaret edemez. ABD Başkanı Obama’ya hakaret edebiliyor mu?” diyerek sinirinden küplere binen Özdil, daha ağır ifadeler kullandı.

Zahmet edip Beşar’ın ABD veya İngiliz medyası ile yaptığı söyleşilere, özel twitter yazılarına baksaydı, çok daha ağır eleştirilerini bunlar için de yaptığını okumuş olurdu. Fakat biz bu sayede, Yılmaz Bey in AKP iktidarının “İleri demokrasi” anlayışından daha “ileri” olan “demokrat” zihniyetini anlamış oluyoruz. Onun zihniyeti kendisinin “hakaret” olarak addedeceği hiçbir anlayışa hayat hakkı tanımayacak. Bir konuşmada “hakaret” unsurunun hâsıl olup olmadığını ancak yargının karar verebileceğini anlamayacak kadar “hukukun üstünlüğüne” ne kadar bağlı olduğunu da görmüş olduk.

‘Çöl Bedevisi’ hakareti!

Burada anahtar kelime “hakaret” ise, Özdil Bedevilere hakaret etmiştir. Onları seven ve hayat tarzlarına saygı duyan milyonlara hakaret etmiştir. Ama en çok “Çöl Bedevisi” diye tahkir ettiği Esad’ın resmi dili olan Arapçadan alınan hakarete hakaret etmiştir. Yılmaz bey; “Çöl Bedevisi” diye aşağıladığın Arap dili ve edebiyatından devşirdiğin bütün terimlerden feragat edeceksin. Bakalım bütün yeteneklerini toplaşan makalelerini yazabiliyor musun? Hakir gördüğün İran ve Suriye kültürünü, yani Mehmet Akif Ersoy’un deyimi ile Arapça ve Farsçayı, Türkçeden çıkar “aşkını ifade edemezsin”. Çünkü Aşk da, şevk de, muhabbet de, ifade de Arapçadır. Hakaret sözcüğünü de kullanamazsın. Çünkü hakkara fiilinden türeyen hakir, tahkir ve hakaret Arapçadır.

‘Araplar Türkleri arkadan hançerledi’ sözü yalan!

Aslında bunların fikir teatisinde bulundukları dostları Emin Çölaşan’ın Arap düşmanlığım eleştiren bir yazı yazmıştım.

Güncel meydan. Com sitesinde “Çölaşan ve Hizbullah” adlı makalemde okuyabilirsiniz. Türkiye’de Atatürk üzerinden Arap düşmanlığını bunlar kadar propaganda eden olmamıştır. Araplara her daim “hakaret” ederler. Birinci Cihan harbi esnasında “Araplar Türkleri arkadan hançerledi” propagandasını Türkiye’de yayan Israil ve Balı muhibbi iktidarlardır. Menderes dönemi ile başlamıştır. Bu bilgi kirliliği Balı hayranı medya ve sahte Atatürkçülerin eseridir. İngiliz kuvvetlerinin Mısır’ın Süveyş kanalını korumakla mükellef edilen ilk Siyonist-Yahudi askeri birliği Osmanlı’yı Filistin’de arkadan hançerleyen kuvvet olmuştur. Bir başka kuvvet ise bugün baş tacı edilen Vahhabi Suudi hanedanlığın ataları ve onları Türklere karşı kullanan “medeni” İngiliz casusu Lawrence’ler olmuştur.

“Çöl Bedevisi” olarak “hakaret” ettiği canlar bu esnada, Çanakkale de Anadolu’yu, Yılmaz Bey’in muhibbi “medeni” Batı yamyamlarına karşı savunmada şehit düşüyorlardı. “Çöl Bedevileri” diye aşağıladığı Esad’ tan “demokrasi dersi alacak değiliz diyor”. O zaman “demokrasi” terimini kullanmayacaksın. Niçin mi? Çünkü tarihte ilk “demokratik” siyasi sistemi tesis edenler Suriyelilerdir. İik “demokrasi” tecrübesini yaşayanlar Suriyelilerdir. Batı medeniyetinin bel kemiği olan Yunanlara “demokrasi” öğretenler Suriyelilerdir. Yılmaz Bey üzülecek ama “demokrasi” sözcüğü de Arapçadır. Ana bir dakika, “Avrupa da” bunları kabul etmez. “Avrupa” mı kim? ‘Avrupa” bir Suriyeli prensesin adıdır. Kral Agenorün kızıdır. Batı kıtası “Avrupa” adını bu güzel Suriyeli prensese borçludur. Nasıl mı? Bunu da “Batılı medeniyet hayranı” Yılmaz Bey, Uğur Bey ve yanlarında program boyunca kafa sallayıp onları teyit eden Müjdat Bey araştırsın.

3 milyon ‘Çöl Bedevisi’

Uğur Bey, temcit pilavı gibi baba Esad’ın “PKK’ya, terör örgütlerine” verdiği desteği pazarladı. Duygu sömürüsü ve bel altı vuruşlarıdır bunlar. Cahillik örneğidir. Tarih yoksunu, vitrin güzeli Uğur Bey henüz Esad’lar ortalıkta yokken. Türkiye’nin çok sevdikleri Batı’ya ve onun askeri işgal makinesi NATO’ya dâhil edildiği andan itibaren bütün komşularına karşı, Batı’nın kirli ve karanlık projelerinde yer aldığım bilmez mi. Türkiye’nin Menderes iktidarı ile Suriye’ye ve Arap dünyasına karşı her daim “düşmanca” tutumlar içinde olduklarını hatırlamazlar mı? Ama vicdanlı Türk halkı ve Mardin’in, Urfa’nın, Antep’ini Kilis’in, Hatay’ın, Adana ve Mersin’in öz evlatları olan 3 milyon “Çöl Bedevisi Arap” Türk her fırsatta “hakaretinizi” size hatırlatacaktır.

Mehmet YUVA- 07 Ekim 2013 - Aydınlık

Son Yazılar