bessam abdullah225 

Şahinler yıkılırken!

Arap ve Batı Dünyasında neşredilen birçok makalede, etkin araştırmacılar Ahmet Davutoğlu’nun “Komşularla sıfır sorun” politikasının çöktüğü konusunda hemfikir.

Davutoğlu’nun sorunlu dış politikası Türkiye’nin özellikle sınır vilayetleri içinde büyük bir felakete yol açtığı verilerle ispatlıdır. Şimdi gelin “komşularla sıfır sorun” rezaletini örneklerle sergileyelim:

Suriye, Ortadoğu’ya açılan kapıydı!

Suriye: Cumhurbaşkanı Esad’ın 2004 yılında Türkiye’ye yaptığı tarihi ziyaretin ardından ivme kazanan halklarımız arasındaki Suriye-Türkiye ilişkileri, emsal teşkil edecek bir dostluk ve kardeşlik tesis etti. Yüzbinlerce Türk, Suriye kentlerine akın etti. Önemli yatırımlar yapıldı. Ticari, kültürel ve akademik ilişkiler oluşturuldu. Türkiye, Ortadoğu’ya açılan kapı konumunda olan Suriye üzerinden, Körfez ülkelerine açıldı. Suriye’nin teşviki ile Lübnan, Filistin ve Irak sahasında etkili oldu. Suriye-İsrail görüşmelerinde önemli bir görev üstlendi. Şam, Davutoğlu’nun en çok ziyaret ettiği, bölgesel konular hakkında istişarelerde bulunduğu merkez oldu. Suriye, Türkiye üzerinden Avrupa ve Batı dünyası ile daha etkin münasebetler kurdu. Suriye, özellikle petrol, doğal gaz, elektrik, baraj, gelişmiş alt yapı, tarım, ulaşım, sanayi ve kültürel projelerle bölgesel iktisadi işbirliğini örerek, kalıcı ve herkes için yararlı çalışmalara öncülük etti. Öyle ki, Suriye-Türkiye ilişkileri kısa bir zaman içinde Suriye-İran münasebetleri seviyesine ulaştı. Bu da, Şam’ın, meseleye mezhepsel yaklaşmadığı, Şam’ın bir “Şii mihver” anlayışından uzak, devletlerarası anti-Emperyalist, anti-Siyonist bir “siyasi mihver” arzuladığına en önemli kanıttır.

‘Siyasi aptallık’

Şam sahasında çuvallayan Davutoğlu artık güvenilir bir arabulucu değildir. Davutoğlu, top yekûn Suriye politikalarını, devletin birkaç ay içinde yıkılacağı, Erdoğan’ın Suriye boşluğunu AKP’nin Emmioğlu olan Müslüman Kardeşler Örgütü ve ABD bağlantılı “liberal” kuvvetlerin iktidarı ile dolduracağı arzusu ve varsayımı üzerine inşa etti. Katar, ABD ve Suudi hanedanı ile yaptığı işbirliği ve derin ilişkiler üzerinden Suriye’yi yeniden tanzime soyunan Davutoğlu, bu sayede Suriye’yi İran ve Rusya’dan uzak tutabileceği ve İsrail’i en tehlikeli düşmanı Suriye’den bu şekilde kurtaracağını ummaktaydı. Bu gerçeklikten hareketle, değerli gazeteci Cüneyt Ülsever’in ifadesi ile Davutoğlu “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarısız Dışişleri Bakanı” olmayı hak etmektedir. Suriye halkı ve ordusunu bilmeyen Davutoğlu “siyasi aptallık” terminolojisine uygun davranmıştır. Davutoğlu, Suriyelilerin samimi sevgisini kazanan, Halep Üniversitesi’nin fahri doktora ile ödüllendirdiği (Üniversite konseyi kararı ile geri alındı) Erdoğan’ın, genelde Arap dünyası, özelde Suriye halkının ezici çoğunluğu nezdinde itibarını sıfırlamıştır. Bugün artık bir “katil ve mücrim” ve Halep halkının vicdanında Suriye’nin sanayisini, tarım ürünlerini, bankalarını, hastanelerini, ilaç depolarını ve umutlarını çalan”Halep haramisi” olarak anılmaktadır.

Suriye ordusu da TSK gibi terörist ilan ediliyor!

Türkiye genelinde hâsıl olan kitlesel mitinglere karşı takındıkları tavır, Türkiye’nin birikimli aydınlarına karşı uyguladıkları Faşizm ve tarihin en çirkef etnik ve mezhepsel katliamlarını yapan, yeryüzünün en iblisi oluşumu El Kaide cani örgütü ve siyasi kan kardeşi “Müslüman” kardeşler örgütlerine verdikleri destek ve sağladıkları yataklıktan dolayı, artık hiçbir akıllı ve vicdanlı insanoğlu Erdoğan-Davutoğlu rejiminin Suriye’ye “demokrasi” ve “insan hakları” getirmek istediklerine inanmaz. Davutoğlu terör örgütlerine verdiği destek ve raydan çıkmış politikalarının Türkiye için büyük tehlikeler arz ettiğini görmektedir ve Türkiye’nin milli çıkarları ile bağdaşmadığını bilir. Buna rağmen Türkiye’ye bu bedeli niçin ödettirmek arzusundadır? Türkiye’ye karşı duydukları bu derin öfkenin altında ne yatmaktadır? Müebbet ile cezalandırılan Genel Kurmay eski başkanı İlker Başbuğ’un yapmış olduğu açıklamada: “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir terör örgütü olarak göstermek istiyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri bir terör örgütü değildir. Anayasaya bağlı ve onun belirlediği görevler doğrultusunda faaliyet gösteren bir kurumdur” demiştir. Aynı merkezler, anayasanın çizdiği amaçlar ve görevler kapsamında mevcudiyetini sürdüren, Suriye ordusunu, Mısır ordusunu, Irak ve Lübnan milli ordularını ve mensuplarını “terör” örgütü olarak lanse etmeye çalışmışlardır. Kendi ordusu ve komutanlarına bunu reva gören Davutoğlu’nun Suriye ordusu için insaflı davranmasını beklemek saflıktır. Lakin İsrail, ABD, Batı Avrupa, El Kaide ve Suud ordularına selam gönderenler bölgemizin milli ordularına karşı niçin ve kim için bu kadar acımasız ve çirkef davranırlar?

Ey Davutoğlu, Şam’da, Beyrut’ta dolaşabilir misin?

Geldiğimiz nokta itibari ile Davutoğlu’nun “sıfır sorun” politikaları komşu bütün devletlerle ilişkilerin sıfırlanmasına dönüşmüştür. Lübnan ve Mısır sahasında Türkiye Dış Politikası “düşman” olarak telakki edilmektedir. “Türk” menşeli ticari ve kültürel faaliyetler büyük tehdit altındadır. Rusya ve İran ile ciddi sorunlar hâsıl olmuştur. Davutoğlu Irak merkezi hükümetle kavgalıdır. İktisadi çıkarlarına en çok hizmet eden Libya sahasında bugün Türkiye nal toplamakta ve Suriye’ye “mücahit” devşiren terör örgütleri ile istişarelerde bulunan bir dilenci durumundadır. Bugün Türkiye’nin milli güvenliği “Kürt koridoru” ile gerçek bir tehdit altındadır. Daha önce İran, Türkiye, Suriye ve Irak arasında tesis edilecek samimi ilişkilerle halledilmesi düşünülen güvenlik, etnik, mezhepsel ve iktisadi sorunlar Davutoğlu sayesinde bugün Türkiye’nin kapısını çalan tehditlere dönüşmüştür. Davutoğlu’na bir soru ile bahsi kapatalım: Şam, Bağdat, Kahire, Beyrut sokaklarında bir dost ve kardeş olarak büyük bir sevgi ve güven içinde dolaşabiliyordun. Bugün bunu yapabilirmisin?

Arapçadan tercüme eden : Prof. Dr. Mehmet Yuva

Bessam Abu ABDULLAH - 15 Ağustos 2013 - Aydınlık

Son Yazılar