bessam abdullah225 

Dikenlerin toplandığı mevsim!

Bölgemizde tanık olduğumuz gelişmeleri birbirinden bağımsız değerlendiremeyiz.

Mısır, Tunus, Libya, Suriye, Irak, Türkiye, İran, Filistin, Lübnan, Körfez Ülkeleri ve Ürdün’de olup biten her şey birbiriyle yakından ilişkilidir. Erdoğan, “Suriye, Mısır ve bölgemizde olan her olay, her gelişme Türkiye’nin iç meselesidir ve bizi ilgilendirir” derken doğru bir tespit yapmaktadır. Lakin bunun aksi de doğrudur; Türkiye’de olan her olay, söz konusu ülkelerin de artık iç meselesidir ve Türkiye’deki her gelişme onları da yakından ilgilendirmektedir.

Suriye: Suriye Ordusu askeri alanda her geçen gün önemli kazanımlar elde etmektedir. Hums kentinin stratejik önemi olan Halidiye semtinin Suriye Ordusu’nun denetimine geçmesi, askeri gelişmeler bakımından yeni neticeler doğuracaktır. Suriye’nin merkezinde yer alan Hums ili, “Suriye devriminin merkezi” olarak değerlendirilmekteydi. ABD, Batı, Suudi Hanedanlığı, Katar ve Erdoğan-Davutoğlu rejimi tarafından desteklenen “muhalefetin” bu bölgeden temizlenmesi, silahlı gruplar üzerinde çok etkili bir psikolojik yıkım oluşturacaktır. Önümüzdeki günlerde Halep ilinde yoğunlaşacak olan askeri çatışmalar daha çetrefilli ve çalkantılı geçecektir. Uluslararası ve bölgesel kuvvetler bu bölgeye kayda değer askeri yatırımlar yaptılar. Terör gruplarının bir çatı altında toplanmaları için büyük bir çaba harcanmaktadır. Bunun yanı sıra, terör grupları arasındaki ihtilafların giderilmesi için çalışmalar hız kazanmıştır. Bu bölgede top yekûn bir yenilginin yaşanmaması, ikinci Cenevre konferansı yapıldığı takdirde “muhalefetin” ve onları destekleyen kuvvetlerin Cenevre’ye eli güçlü olarak gitmeleri için bu bölgenin kaybedilmemesi hayatidir.

Kanıtları yok etmek!

Han Asel kasabasında esir alınan asker ve sivillerin vahşice katledilmelerinin esas amacı, bölge halkı arasında korku ve dehşet yaratmak, Rus askeri uzmanlarınca kesin olarak terör grupları tarafından kullanıldığı tesbit edilen kimyasal silahların kanıtlarını yok etmeye çalışmaktır. Katar’ın Cenevre konferansına “kayıtsız şartsız” katılmayı kabul etmesi, aslında terör gruplarının içinde bulunduğu zor duruma ışık tutmaktadır. Buna karşın Suudi Hanedanlığı ve Erdoğan-Davutoğlu rejimi, Halep ilinin düşmemesi, böylece Cenevre görüşmelerine hezimete uğramış taraf olarak oturmamaları için, her türlü destek ve manevralarla terör gruplarına katkı yapmaya devam etmektedir.

El Nusra tarzı gruplarla başarılı olamayan malum çevreler, ayrılıkçı bazı Kürt gruplarla flört yapmaktan sakınmamaktadır. Suriye sahasında mutlak bir hezimet yaşamak istemeyen bu sultalar, Suriye krizinden “rant” sağlama hezeyanı içindeler. Son aşamada, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve milli birliğini tehdit eden bu akıl dışı çabaların, sadece ABD ve İsrail’in bölgesel projelerine hizmet edeceği aşikârdır. Bölgemizin merkezi devletleri ile işbirliği yerine, inatla El Kaide ve ayrılıkçı etnik oluşumları tercih eden bir politikada ısrar etmek akıl işi olamaz.

ABD’nin derin korkusu!

Mısır: Mübarek’i yıkan 25 Ocak halk hareketinden büyük korkuya kapılan ABD ve bölgesel ortakları, İhvan (Müslüman Kardeşler Örgütü) ile anlaşarak iktidara taşımıştır. Ancak, Mısır’ın çapı İhvan hareketine çok büyük geldi. Kısa bir zaman içinde Mısır halkı devrimin “gasp” edildiğini gördü. Mübarek rejiminden daha geri ve daha bağnaz bir rejimin tesis edildiğine şahit oldu ve buna izin vermemeye azimli olduğunu gösterdi. Tekrar alanlara çıkan milyonlar, “halk devriminin” tamamlanması için sesini yükseltti.

Halk hareketi karşısında bocalayan sadece İhvan iktidarı olmadı. ABD ve ortakları büyük bir korkuya kapıldı. “Devrimi” tekrar gasp etmek ve halkın gerçek iktidarını engellemek için Ordu ve bürokrasi içindeki “dostlarını” devreye soktular. ABD’nin talebi üzerine kanlı petro-dolar Körfez ülkeleri, yeni iktidarın “raydan çıkmaması” için milyarlarca dolar yardım paketi sundu. Buna rağmen Mısır Ordusu halkın taleplerine uygun davrandı ve halkla uyum içinde olacağının işaretlerini gösterdi. ABD ve müttefikleri, Mursi ve Erdoğan’ın kaygıları ve beklentileri üzerinden politika üretmez. ABD, Mursi ve Erdoğan dan kendisinin kaygılarını ve beklentilerini yerine getirmesini ister. Geniş kesimlerin kabul etmediği iktidarları ABD uzun süre koruyamaz. Yaşadığı derin kriz nedeniyle ABD’nin, ne pahasına olursa olsun İhvan iktidarının arkasında durabilmesi mümkün değildir. Buna rağmen, ABD ile İhvan arasındaki işbirliği sürmektedir.

Gözden çıkarılma endişesi!

Mısır ordusuna, polis teşkilatına ve halkın önemli devrimci siyasi oluşumlarına karşı son dönemlerde artan terör saldırılarının arkasında İhvan ve İhvan destekli selefi gruplar vardır. ABD ve müttefikleri bir yandan yeni iktidar ile “sağlam” bağlar kurmaya çalışırken, öbür yandan ordu ve polis teşkilatını yıpratmak için silahlı dinci terör gruplarına her türlü desteği sağlamakta, İhvan mensupları ile diyaloğunu sürdürmektedir. Hiçbir tarafın güçlü olmaması ilkesini uygulamaktadır. Benzer bir politikayı Erdoğan iktidarı üzerinde de uygulamaktadır. Erdoğan’ın, bazen sessiz bazen yüksek sesle dillendirdiği “gözden çıkarılma korkusunu, itirazını ve eleştirilerini” bu çerçevede okumalıyız.

Tunus ve Libya’da şahit olduğumuz çatışmaların, iç savaş senaryolarının, siyasi katliamların ve krizlerin en önemli amacı, bu ülkelerin toplumsal barışı, ekonomik ilerlemesi ve milli bütünlüğü ile güçlü birer devlet aygıtının olmaması içindir. Burada da kullanılan en etkin araç dinci silahlı terör örgütleridir. Mısır’da en önemli müttefiki Mursi’yi kaybeden, Libya ve Tunus’ta oyun kuran ülke olmaktan çıkan Erdoğan’ın kaygılanması yerindedir. Erdoğan’ın borazanı Yeni Şafak gazetesinin Mısır’ın yeni iktidarını “Mısır’ın Pinochet’i” olarak nitelendirmesi büyük bir vicdansızlıktır. Şili diktatörü Pinochet 30 milyon insanın desteğinden mahrumdu. Kaldı ki, Taksim olayları esnasında her türlü şiddeti ve cinayeti görmeyenlerin başkalarına çuvaldız batırma hakları yoktur. Erdoğan-Davutoğlu rejiminin derin dış stratejisi, derin bir kısır stratejiye dönüşmüştür. Beşeri tarihin en alçak projesine karşı Suriye Ordusu ve halkının ulaşacağı kesin zafer ilan edildiğinde, Erdoğan ve Davutoğlu, boş gururun fayda sağlamadığını ve dikenlerin toplandığı mevsimde, dikenleriyle yalnız bırakılacaklarını yaşayarak göreceklerdir.

Arapçadan çeviren: Prof. Dr. Mehmet Yuva

* Şam Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü

Bessam Abu ABDULLAH - 01 Ağustos 2013 - Aydınlık

Son Yazılar