alparslan isikli2 225 

A.Işıklı, özyönetim, yeni ortaçağ! (2)

Acı yitiğimiz Prof. Dr. Alpaslan Işıklı çalışmalarıyla hep bizimle yaşayacak.

Biz de klasik anma yazısı biçeminin ötesine geçerek, köşemizde O’nun ilginç ve güncel çalışmalarından iki bilgi demetçiği paylaşıyoruz. Özyönetim temalı ilk demetçik geçen hafta bu köşede okurların yararlanımına sunulmuştu. İlgilenenler o yazıya gazetemizin örütbağından ulaşabilirler.

Bu hafta yeni ortaçağ temasına geçip sözü yine Işıklı’ya bırakacağız, Işıklı’nın Yeni Ortaçağ adlı kitabından çeşitli alıntılarla (İmge kitabevi, 2009, 2.Baskı). Haydi başlayalım:

“İçinde bulunduğumuz dönemin geçmiş ortaçağ ile çok belirgin benzerlikleri var. Bu nedenledir ki yeni bir ortaçağa ayak bastığımızı söylemek, bir hayli gerçekçi görünüyor. Geçmiş ortaçağ, MS 5-15 yüzyıllar arasında yer almıştı. Yeni ortaçağ ise 1990’lı yılların başında Washington’un yeni dünya düzenisöyleminin dünyanın gündemine oturmasıyla birlikte başlamıştır denilebilir.

Geçmiş ortaçağ esas olarak Avrupa ile ilgili olmakla birlikte, Türk ve İslam dünyasına karşı yapılan Haçlı Seferleri de bu çağa damgasını vurmuş olayların başında gelir. Yeni bir ortaçağdan söz etmemizin önde gelen nedeni de günümüzdeki emperyalist işgal ve istila olaylarının, geçmişin Haçlı Seferleri’ni anımsatan bir vahşet boyutuna varmakta olmasıdır. Medeniyetler çatışması gibi safsatalarla petrol yataklarını yağmalamak için Hırıstiyanlık dini istismar edilmektedir. Irak istilasından önce ABD Başkanı Bush, yeni bir Haçlı Seferi’nden söz etmişti.

‘Yoksulluğa karşı savaş’ ilkesi!

Yeni ortaçağa özgü çağdaş Haçlı Seferleri, Irak’ın işgaliyle başlamadığı gibi, bu işgalle sona erecek gibi de görünmemektedir. Yeni ortaçağda hüküm süren vahşet, yalnızca askeri operasyonlarla bağlantılı olarak ortaya çıkmamaktadır. Küresel egemenlerin dayatmalarının sonucu olarak yeryüzünü kasıp kavurmakta olan sosyal adaletsizlik ve yoksulluk, başlıbaşına bir zulüm ve ıstırap kaynağı olarak insanlığın kaderi üzerine çökmüş bulunuyor.

Birleşmiş Milletler kaynaklı verilere göre, açlık, salgın hastalık, su yokluğu ya da sefaletten kaynaklanan nedenlerle oluşan yerel anlaşmazlıklar sonucu her yıl, İkinci Dünya Savaşı’nda altı yılda ölenlerden daha fazla kadın, çocuk ve erkek ölüyor. Üçüncü Dünya ülkeleri için Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başlamış durumdadır. (Ara bilgi: Işıklı’nın daha sonraki tarihli bir kitabının adı da Neoliberalizm ve 3.Dünya Savaşı, Kırmızı Kedi Yayınları)

Yeni ortaçağda hafızalar adeta silinmiş; İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde uluslararası düzeyde kabul görmüş gibi görünen ‘yoksulluğa karşı savaş’ ilkesi unutulmuş; onun yerine ‘yoksullara karşı savaş’ ilkesi egemen olmuştur.

Ahlaki açıdan ortaçağdaki barbarlık ile çağımızdaki arasında fazla bir fark kalmamış bulunuyor. Başlıca farklılık, çağdaş orduların tahrip gücünün ortaçağdakilere oranla sonsuz kere daha büyük olmasıdır.

Her şeye rağmen insanlık görme yeteneğini yitirmiş değildir. Bu nedenledir ki umut elbette ki her zaman olmuştur ve olacaktır.”

Üç okulun buluşması!

Işıklı’dan yukarıda yaptığımız alıntılardan oluşan demetçik, O’nun yeni ortaçağın siyasal ve onun başka araçlarla devamı olan askersel görünümünü sürdürülebilir yaşam (SY) açısından ortaya koyuyor. Daha doğrusu SY’ın üç unsuru olan geçimbilimsel (iktisadî), toplumsal, ekolojik boyutlarının bütünü itibariyle.

Işıklı’nın cenazesinde Cumhuriyetin kurucusu olan üç okulun yani Mülkiyeliler, Harbiyeliler ve Tıbbiyelilerin buluşması, O’nun Cumhuriyeti temsil eden bir simge kişi olduğunu göstermiyor mu sizce de? Ne görkemli bir şey!

Melih BAŞ - 30 Temmuz 2013 - Aydınlık 

Son Yazılar