emin gurses225 

Petrol, asırlık niyet ve akıbet!

Petrolün kontrolü için Osmanlı’nın tasfiyesi gerekiyordu.

Londra’nın öncülüğünde tasfiye edildi. Wilson, self-determinasyon hakkı var dedi.

İrlanda heyeti umutlandı. Fakat işin arkasında Londra varken olur mu idi?

Olmadı. Ziyaretine gittikleri Wilson tarafından kovuldular.

Sonra öğrendiler. Mesele, müstemlekeciler adına “petrol alanlarının self-determinasyonu” imiş.

İngiliz Savaş Kabinesi Sekreteri Maurice Hankey, Balfour’a şöyle yazıyor: “Petrol arzını kontrol etmek İngiltere’nin savaş amacının esasıdır”. (F.O. 800/204, Hankey to Balfour,I Ağustos. I9I8)

Lloyd George ve Balfour, bugünkü Irak coğrafyasını “İngiltere’nin en önemli hedefi” diye ifade ediyorlardı. (Lloyd George to the Imperial War Cabinet, 13 Ağustos I9I8) Gaye-i hayal değişmedi.

Lloyd George ve Curzon, Nisan 1920’de Musul’un Irak devleti içine dahil edilmesini istiyordu.

Sonra da kendilerine devrini...

Oldu da. Fakat sonra ellerinden çıktı.

Dönemin İngiliz başbakanı Eden 1956’da “Petrol’ün yokluğu İngiltere için işsizlik ve açlık demektir” diyordu.

Bölgenin kontrolü için Türkiye’ye ihtiyaç duyuldu.

ABD hükümetinin NSC 109 tasnifli 11 Mayıs 1951 tarihli gizliliği kaldırılan raporuna göre, Sovyetler Birliği-Doğu Akdeniz-Ortadoğu üçgeninde yer alan Türkiye, ABD’nin güvenlik çıkarlarına katkı yapacak, üs ve diğer imkanları kullanılabilecek, Sovyetler Birliği’nin önünde anti-komünist bir ülke olarak tanımlanıyordu.

Bu amaçla 1952’de NATO’ya alındı.

Görevini aksatmamaya çalıştı.

Ocak 1980 tarihli Carter doktrini ne diyordu : “Bölge dışı herhangi bir gücün Körfez bölgesini kontrol etmeye kalkışması Amerika’nın hayati çıkarlarına saldırı olarak görülecektir”.

Hedef Sovyetler Birliği idi.

Zamanın ABD dışişleri bakanı Baker Ağustos 1990’da Körfez konusunda New York Times’a verdiği mülakatta şöyle diyordu: “Petrol konuşuyoruz. Anlıyor musun? Amerika’nın çıkarları için hayati olan petrol”.

Başkasına yar etme niyetleri yoktu.

Bunun için bölge yönetimlerini kontrol şarttı.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un eski danışmanlarından Michael Ledeen, İran, Suriye, Irak gibi ülkelerde istikrar değil, değişim istediklerini ifade ediyordu. “Yapıcı yıkım” diye adlandırıyordu bu faaliyetleri. “Tarihsel misyonumuzu geliştirmek için düşmanlarımızı imha etmeliyiz” diyordu. (War Against the Terror Masters, St. Martin’s Press, 2002).

Eski CIA direktörü Woolsey, petrole kesintisiz erişimin güvence altına alınabilmesi için askeri gücün kullanılabileceğini de ifade etmektedir. (Innovations / Kış 2008).

Dönemin ABD başkanı Bush; “Ordumuz dünyaya Amerikan değerlerini taşıyacaktır” diyordu CNN International’da 2 Aralık 2002’de yaptığı konuşmasında.

Niyet açıklamada bir mani yok.

Bir asırdır uğraşıyorlar.

“Değer” satıp ganimet alacağız diyorlar.

Tüm askeri güçlerini seferber etmişler. Yıkıcı faaliyetler devrede. Davutoğlu devrede.

Fakat akıbetleri küçük direnişlere bağlı.

Emin GÜRSES - 04 Mayıs 2013 - Aydınlık

Son Yazılar