ilker_yucel_metin_feyzioglu3_225

Metin FEYZİOĞLU - (Söyleşi 2 : İlker YÜCEL) ‘Bir kefede padişahlık diğer kefede federasyon’!

Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Abdullah Öcalan’ın 21 Mart’ta Diyarbakır’da okunan mektubu, yeni açılım süreci ve Kürt sorununda gelinen duruma ilişkin Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel’in sorularını yanıtladı.

Feyzioğlu, söyleşinin dün yayınlanan bölümünde Büyük Ortadoğu Ortadoğu Projesi’yle, Türkiye’nin dış politikasına hakim kılınmış yeni Osmanlıcılık hareketinin birebir örtüştüğünü söyledi. Bugünkü bölümde açılım süreci ve yeni anayasa konusunu değerlendiriyoruz.

Kürt milliyetçiliği!

İlker YÜCEL >>> Açılım süreci ile Anayasa değişikliği arasında yakın bağlantı var. Biraz da bunu konuşalım dilerseniz.


Metin FEYZİOĞLU >>> Çok haklısınız. Cumhuriyetin tasfiyesi ve bu yolla Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi için yeni Anayasa’ya ihtiyaç var. Bu anayasanın bir kefesine padişahlık diğer kefesine de federasyon veya konfederasyon konulmuş. Yeni Ortadoğu’da ise bize bir havuç gibi vaat edilen topraklar var. Bu topraklara sahip çıkacağız diye, bir macera uğruna milleti felakete sürüklüyorlar. Sonuçta sadece bu senaryonun asıl yazarları galip çıkacak.

İlker YÜCEL >>> Kürt Milliyetçiliği sistemli bir şekilde tırmandırılıyor. Bunu, önümüze konulan senaryonun içinde nereye yerleştirmek lazım sizce?

Metin FEYZİOĞLU >>> Bir asansör sistemi düşünün. Bir taraf aşağı inerken öbür taraf çıkıyor. Bu asansörün bir kefesinde Atatürk milliyetçiliği, buna dayanan ulus devlet var. Bunlar, mektupta sömürü rejimi olarak ilan edilmiş olan Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temel taşları. Asansörün öbür kefesine de Kürt milliyetçiliğini koyun. İçinde hiçbir şekilde ırkçılık barındırmayan Atatürk milliyetçiliği ve buna dayanan ulus devlet aşağı çekilirken, doğrudan doğruya ırka dayanan Kürt milliyetçiliği yukarı çıkarılıyor. Ondan sonra bize dönüp diyorlar ki, “ulus devlet istemek ırkçılıktır.”

‘Türk milleti demekten neden utanalım?’

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluştururken bu coğrafyada çok farklı ırklardan toplulukların yaşadığını gördüğü için, burada tek millet yaratmanın yolunun ırkı, dini, mezhebi, dili bir kenara bırakıp şu cümle etrafında birleşmek olduğunu görmüş: “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, bu açıdan Türk sayılır.” 1924 Anayasasına da aşağı yukarı benzer bir ifadeyle girmiş bu cümlenin içinde asla ırkçılık yok, asimilasyon yok. Ben niçin Türk Milleti demekten utanacakmışım!

İlker YÜCEL >>> Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde mektupta yer alan temel model nedir?

Metin FEYZİOĞLU >>> Mektuptan aynen okuyorum. “Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.” Burada, açıkça bir model önerisi var. İslam bayrağı altında ortak yaşamımız, kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmakta idi deniyor.

Hemen arkasından gelen paragrafta ise Cumhuriyet rejimi İslam devletiyle karşılaştırılıyor. Kardeşliğin ve dayanışma hukukunun teminatı olarak gösterilmek istenen İslam Devletinin karşısında, Cumhuriyet rejiminin baskıcı, yok edici, asimile edici olduğu söyleniyor. Cumhuriyetin sona erdiğini ilan eden cümle aynen şöyle: “Kapitalist moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları artık sona ermiştir.”

‘İslam bayrağı’ çağrısı!

Görüyorsunuz, İslam bayrağı altındaki birlik övülüyor ve kardeşlik hukuku olarak takdim ediliyor. Cumhuriyet ise, bugünkü sorunun tek nedeni olarak suçlanıyor. Cumhuriyet rejimi sona erdirilip İslam bayrağı altında birleşme sağlanırsa, Ortadoğu’ya barış geleceği senaryosu işleniyor. İşte size Büyük Ortadoğu Projesi, yeni Osmanlıcılık ve Türk dış politikasına hakim olan stratejik derinlik. Dedim ya, bu mektubun bir görünen yazarı var bir de gerçek yazarları.

İlker YÜCEL >>> Hangi İslam devletinde demokrasi, insan hakları, hukuk devleti var?

Bu ülkede yaşayan insanların sorunu, aidiyetleri ne olursa olsun, ister Türk, ister Kürt olsunlar, demokrasi ve insan hakkı değil mi? Emeklerinin karşılığını almak, huzur içinde, refah içinde yaşamak değil mi? Milletin yerine ümmetin, dolayısıyla bireylerin yerine tebaanın konulduğu bir modelde temel haklardan söz edilebilir mi? Bunun neresi demokratik açılım veya demokratik siyaset!

Çözüm : Demokrasinin yeniden inşası!


İlker YÜCEL >>> O zaman en zor soruyu sorayım. Çözüm ne?

Metin FEYZİOĞLU >>> Kolaycı bir çözüm yok. Emperyal güçlerin yönlendirmesindeki siyasi çözümleri bir kenara bırakmalı, halkın sorununa ve çözümüne odaklanmalıyız. Halk ne istiyor buna bakalım. Karnı doysun, insanca muamele görsün, emeğinin karşılığını alsın, güven içinde yaşasın, baskı görmesin, kültürünü, dinini, dilini özgürce yaşasın. Bunları istiyor halk. Bunun adı tam demokrasi ve insan hakları. Türk veya Kürt ırkçılığıyla ya da bir emperyalist oyunu olan İslam devleti aldatmacasıyla toplumsal barışı getirmek, kanı durdurmak mümkün değil. Önce bu senaryonun bizi nasıl kanlı bir sona götürdüğünü görmek lazım. Sonra da gözümüzün önünde duran çözümü sahiplenmemiz, demokrasiyi yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

Söyleşi : İlker YÜCEL - 01 Nisan 2013 - Aydınlık

Son Yazılar