alpaslan_isikli225

Kimin Terörü?

İlk Kurşun’da daha önce yayınlanmış bulunan yazılarımdan birinde, İmralı’da misafir edilen Öcalan’ı “dış kapının dış mandalı” olarak nitelendirmiştim.

AKP’nin açıkladığı görüşmelerin ardından patlak veren olaylar bu değerlendirmenin yanlış olmadığını bir kere ortaya koymuştur. Özellikle Paris’te üç kadın PKK’lının hunharca katledilmesi olayı, konunun bu yönüne de yeni bir boyut getirmiştir. Böylece, İmralı ile görüşmenin ve hatta anlaşmaya varmanın soruna çözüm bulmak açısından yeterli olmayacağının kanıtları şimdiden görünür olmaya başlamış bulunuyor.

PKK sözcülerine göre, Paris’te işlenmiş olan cinayet “Türk derin devletinin” eseridir.

Siyasal iktidar ise bunun PKK içindeki bir “iç hesaplaşmanın” sonucu olduğu görüşünü açıklamıştır.

Başta Le Monde ve Le Figaro olmak üzere Fransız basınının önde gelen kaynakları, Fransız güvenlik sorumlularının olayın bir iç hesaplaşma olduğuna dair tahminlere ağırlık tanıdıklarına işaret etmişlerdir. Bu yayınların önemli bir bölümü Türkçe yayın organları tarafından da iç kamuoyuna aktarılmıştır. 11 Ocak tarihinde internet ortamına yansıyan bir habere göre, olayla ilgili bir Fransız yargıç, “derin devlet” iddiasını varsaymanın “imkansız, hatta gülünç” olduğu görüşünü açıklamıştır.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times’ın haberleri de bu yönde olmuştur. Financial Times, PKK’nın Avrupa sorumlularından Zübeyir Aydar’ın Paris saldırısından Türkiye’deki ”derin devleti” sorumlu tuttuğunu, fakat öte yandan Fransa’nın eski terörle mücadele savcısı Jean-Louis Bruguiere gibi bazı gözlemcilerin, Öcalan’ın barış sürecini reddeden muhalif PKK’lıların cinayetleri işlemiş olmasına daha çok olasılık tanıdığını bildirmiştir.

Kuşkusuz, bütün bu tahminler ve iddialar, ancak olayın maddi delillerinin ortaya çıkarılarak aydınlatılmasının mümkün olması halinde gerçekçi bir biçimde değerlendirilebilir. Ne var ki bu tahminlerin hangisi doğru çıkarsa çıksın, olayın –genellikle gözden kaçırılan- önemli bir yönünün karanlıkta kalması kaçınılmaz görünüyor.

Olaya başından itibaren geniş bir yer veren Le Figaro gazetesine gönderilen okuyucu mektupları arasında bu açıdan üzerinde dikkatle durulması gereken tepkiler ortaya konulduğunu görmekteyiz. Pek çok Fransız, Paris’in böyle bir olaya sahne olmasını eleştirmektedir. Gazetenin 10 Ocak tarihli internet nüshasında bir okuyucu “Fransa terörü ithal etmek zorunda mıydı” diye sormaktadır. Fransa terörü ithal mi ediyor yoksa ihraç mı etmektedir?

Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Le Monde gazetesinde yer alan aşağıdaki açıklaması bu açıdan anlamlıdır:

“Öldürülen üç kişiden biri hem benim hem de birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isimdir, zira sık sık bizimle görüşmeye gelmekteydi.”

Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’nin bütünlüğüne kastetmiş, on binlerce insanın ölümünden sorumlu bir örgütün üst düzey sorumlusu, Fransız Cumhurbaşkanıyla ve yakınlarıyla sık sık görüşmekteymiş! Acaba Fransızca’dan başka bir dilin resmi dil statüsü kazanmasına şiddetle karşı çıkılan Fransa’da, bu yasağa baş kaldırmaya kalkışan bir silahlı örgüt ortaya çıksa ve bu örgütün sorumlularından birisinin Türkiye Cumhurbaşkanı ile “sık sık görüştüğü” bilinse, neler olur?

Fransa’da pek çok yerel dil ve diyalekt vardır. Bir ara, Fransızcadan başka dillerle eğitim yapılması gündeme getirildiği vakit o zamanki cumhurbaşkanı Chirac kıyameti koparmış, “Fransızca Fransız milletinin birleştirici harcıdır” diyerek elinin tersiyle geri çevirmişti.

Bir türlü anlaşılmak istenmeyen gerçek şudur: Türkçe bir ırkın değil, aynı coğrafyada yaşayan ve Türkiye Cumhuriyetini kuran bir halkın ortak dilidir.

Elbette ki Türkiye’ye terörün ihracı denildiğinde yalnızca Fransa’nın akla gelmesi haksızlık olur. Bu bölgede olup bitenleri açıklamak için, öncelikle, başlıca amacı bu bölgedeki yirmiden fazla ülkenin coğrafyasını değiştirmek olarak belirlenmiş bulunan BOP gerçeğini göz ardı etmemek gerekmez mi?

Alpaslan IŞIKLI - 11 Ocak 2013 - İlk Kurşun

Son Yazılar