bu_topraklarda_mustafa_kemaller_yenilmez11_225

Bir Yolculuğun Düşündürdükleri!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 74. ölüm yıldönümünü anmak için 10 Kasım 2012 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Ankara yolculuğumuz, Anıtkabir’e uzandı.

Bu yolculuğun çağrıştırdığı, Mustafa Kemal’in 1919 yılında gerçekleştirdiği yolculuğunda uğradığı birkaç duraktan bahsetmek istiyorum.

“Mustafa Kemal’in Samsun-Havza yolunda bindiği hırpani (perişan) Benz Mercedes otomobili kimbilir kaçıncı defa bozulunca, yol kenarındaki tarlasında çift süren bir köylüyle şu konuşması, bu bakımdan ne kadar manalıdır.

Mustafa Kemal: Hemşerim! Düşman Samsun’a asker çıkaracak, belki bunların hepsini ele geçirecek. Sen ise rahat toprağı sürüyorsun?..


Köylü: Paşa Paşa! Sen ne diyorsun? Biz üç gardaştık. İki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkas’ta, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde 8 öksüz yetim ile üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakarlar. şimdi benim vatanım da yurdum da, naha şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye dek benden hayır bekleme…” (1)

Ama ne vardı ki Mustafa Kemal yine Anadolu halkına başvuracak onu kazanmak için çalışacak zaten bunun için yola çıkmıştı.

Mustafa Kemal’in yolculuğu Havza’dan sonra Amasya’ya uzandı. Amasya’da onu bir sürpriz bekliyordu.

Amasya’nın ünlü din adamlarından Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Bayezit Camiinde şöyle konuşuyordu:

“Ey ahali!

Milletin istiklali tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak için, icab ederse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Artık padişah olsun, unvanı ne olursa olsun, onun bir hikmeti kalmamıştır. Yegane kurtuluş çaresi, halkın hakimiyeti doğrudan doğruya ele almasıdır…”


İşte yine bu Abdurrahman Kamil Hoca’dır ki yalnız cami minderinden halkı savaşa ve kendi hakkını eline almaya davet etmekle kalmadı, kim bilir ne kadar zamanda ve nice zahmetlerle biriktirdiği beş altınını bir kırmızı mendile çıkın ederek, Milli Mücadeleye ilkyardım olsun diye Mustafa Kemal’e sundu. (2)

Mustafa Kemal’in yolculuğu, Amasya’dan sonra, Erzurum Kalesi’nin göründüğü Ilıca’ya varmıştır.

Mustafa Kemal Ilıca’da, yurtlarına dönmekte olan bazı göçmenlerle de karşılaşır. Beş on kağnı ile çoluk çocuk bir göçmen kafilesi ve bu kafilenin önünde yaşlı ve dinamik bir adam durmaktadır.

Yaşlı adam Mustafa Kemal ve arkadaşlarını selamlar, Çukurova’dan dönmektedir.

Mustafa Kemal: Ağa oralarda geçinemedin mi? Hayır, oralarda iyi geçinmiştir. Çocuklarda çalışkandır. Ama kulağına bir sözler çalınmıştır.”

Yaşlı adam: “Son günlerde işittim ki, İstanbul’daki ırzı kırıklar, bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki görem. Bu namertler kimin malını kime verirler?..”

Bu manzara karşısında Mustafa Kemal’in ruhunda yolların kasveti, yolların insansızlığının uyandırdığı mihnetli tasa dağılmıştır. Kalkar karşısındaki yaşlı adamla vedalaşır. Etrafındakilere döner;

“Bu Milletle neler yapılmaz?” (3) der.


İşte 10 Kasım 2012′de Anıtkabir’de buluşan milyonlar coşku dolu bir topluluk olarak, Ankara’ya ulaştıklarında azimli, kararlı ve hedefli bir kitle görünümü yansıtıyordu.

2007 yılında toplananlar iktidarı uyarmak ve gidişatı protesto etmek için bir araya gelmişlerdi.

Oysa, bu insan seli önüne gelen her maniayı ortadan kaldırmaya ve Atatürk’e yöneltilen saldırıları tümüyle geri püskürtmeye gelmişler ve iktidarın da bir işe yaramadığını görmüşlerdir.

Çünkü artık Türk Milleti’nin karşısında; topraklarını bölmeye, birliğini parçalamaya, andına, marşına, Bayrağına saygı duymayan, Ergenekon destanını; fuhuşa bulaşmış mafya çetelerinin, Danıştay’a baskın düzenleyenlerin içinde bulunduğu kesimlerin yargılandığı, PKK tetikçilerinin gizli tanık yapıldığı, PKK ile mücadele edenlerin yargılandığı bu yargılananlar için düzmece belgeler düzenlendiği, “Türk Milleti” adının “Türkiye Milleti”ne dönüştürülmeye çalışıldığı, yeni bir anayasa yapma çalışmalarının sürdürüldüğü bir meclisin varlığı, tüm bu ve buna benzer uygulamalara karşı bir araya gelen milyonlar artık bir sele dönüşmüştü.

Bu selleri bir kanalda toplayan bir oluşum ilk seçimde iktidar olacaktır. Ne yazık ki halkın ağırlık koyduğu bu durumu hala fark edemeyenler bulunmaktaydı.

Oysa halk, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını gözardı edip ABD’nin ve AB’nin plan ve projelerini hayata geçirmek için yanlış politikalar izlediğini görmüştü. Bu gidişatı kendi aralarında durmadan tartışıyorlardı ve son söz olarak, güvendiğimiz dağlara karlar yağmış diyorlardı.

Artık her bayramı, her kurtuluş gününü birlikte kutlamanın gereğine inanıyorlardı. Öğrenciyi, işçiyi, memuru ve emekliyi her türlü baskı, gözdağı, tazyikli su, gaz bombaları ve polis coplarından korunmak için örgütlü birlikteliği savunuyorlardı.

Hem birlikte ve hemde bir arada olmanın güven ve koruyuculuğunun her türlü barikatı yıkıp geçileceğinin olanaklı olduğunu kavramışlardı.

Ve açıkça söylüyorlardı ki bugünkü parlamentonun bugünkü varlığı Türk Milletinin çıkarları ile örtüşmüyordu.

Parlamentodakilerin birbirlerine benzediğini söylerken “al birini vur ötekine” diyorlardı.

Yazımı Mustafa Kemal’in Ilıca’da arkadaşlarına söylediği söz ile sonlandırıyorum.

“Bu Milletle neler yapılmaz”

Atatürkçü Düşünce Derneği Özdere Şube Başkanı
Sami GÜRLER - 03 Aralık 2012 - İlk Kurşun

Kaynak :


(1) Şevket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam, İkinci Cilt, s.23-24
(İkinci baskı Remzi Kitabevi-İst.)
(2) a.g.e. s.34
(3) a.g.e. s.89

Son Yazılar