amerikanin_sapsal_samar_oglanlari_islamcilar_nihat_genc225

Amerika’nın şapşal şamar oğlanları İslamcılar!

Irak işgaliyle Amerika, bölgedeki Saddam’ından Türkiye’sine kadar laik rejimleri yıkmak için güya ılımlı İslamcısının Mısırlısını Suriyelisini Filistinlisini Türkiyelisini on beş yıl gibi kısa süre içinde peşine takıp tıkır tıkır işleyen kah Arap Baharı kah ‘ileri demokrasi’ adıyla dalga dalga operasyonlarıyla kullanıp yeni bir Orta-Doğu şekillendirdi.

Bölgedeki yeni ‘ılımlı İslam’ projesine çivileme atlayanlar Amerika sayesinde muazzam bir güç ele geçirdiler, sıcak paradan, liberal yazarlara ajan Sivil kurum desteklerine kadar. Yükselen bu operasyon dalgası yanına savcıları ve hukuk aygıt’ını da alınca maçın sonucu belli oldu.

Ama İsrail’in de bir maçı vardı ve onun da sonucu hep belliydi, güya ılımlı Müslümanlar Amerika dostu adamıydı ama İsrail en birinci üstelik hiçbir şekilde değiştirilmez-eleştirilmez-dokunulmaz müttefikiydi, işte Orta-Doğu projesinin Arap saçına dönen yeri de sadece burasıydı.

Amerika’nın değişen stratejisi şuydu, askerimiz ölmesin bölgeden çekeceğiz, yerine bu (güya) ılımlı iktidarları ‘bekçi’ diye koyacağız, radarlarımız heronlarımızla da dakika başı yanı başlarında olacağız.

Yeter ki İran’ı, Lübnan Hizbullah’ını ve Türkiye’deki yerel milli direnişleri durdursunlar, PKK’ya Barzani’ye ve İsrail’e ayak bağı olmasınlar.

Amerika’nın Ortadoğu’daki Yeni Amerikan Rüyası bir dizi zaferlerle sona erdi ve Suriye’den eli kulağında son müjdeli haberi bekliyordu. Elli yıllık köpekten ileri en ileri müttefiki Türk ordusunun başına çuvalı geçirip tıkılmasının sebebi de buydu.

Son on beş yılda Ortadoğu Irak işgaliyle başlayarak korkunç planlı bir karmaşadan hepinizin gözleri önünde ve onlarca atom bombasından daha fazla güçte bombalar atılarak ve nükleer bombalardan da güçlü ‘hukuk’ gasp edilerek ele geçirildi.

Amerika sadece iktidarları değiştirmedi, Türkiye ve Mısır’da iktidarını yüzde yüz ‘özelleştirdi’. Yani artık Türkiye ve Mısır Amerika’nın müttefiki dahi değil ‘özel malı’ haline getirildi.

Hatta birinci dünya savaşı sonrası kurulan İngiliz komiserlikleri gibi bir başka benzetmeyle bu yeni ılımlı İslamcı devletler için bir yüksek ‘polit büro’ inşa etti. Davutoğlu’ndan Barzani’ye hatta Fethullah Gülen’ine kadar herkesi yöneten ABD dışişlerine bağlı bir polit büro. (Bir istisna, İsrail polit büro dışında direk ABD başkanlığına bağlı.)

Artık Türkiye eski Türkiye’nin Ecevit, Erbakan politikalarından veya benzerlerinden yüzde yüz katıksız bir tasfiyeyle kumcuklarına kadar mahkeme yargı sorgu eleklerinden geçirilerek temizlendi.

Polit Büro kavramı kafanızı karıştırmasın yani başka bir şekilde Amerikan türü yeni bir ‘proleter kardeşlik’ şefliği kurulmuş oldu. Ortadoğu’nun yeni İslamcı iktidarları aynı ‘köle’ politikalarla kardeştiler; bu kardeşlik içinde kimi Osmanlı barışı, kimi Osmanlı sultanları rüyaları görmekte iç politikalarında serbesttirler.

Şimdi İslamcı yazarlar mesela Yeni Şafak’tan başı çekenler vs. Mısır ve Türkiye’nin yakınlaşmasını, yüzyılın uyanan dev’i gibi alkışlayan sahtekarca yazılar yazıyorlar.

Oysa aslında Amerika köleliğinin proleter kardeşliğinde eşitlenip aynı çaresizlik içinde yan yana geldiklerini kendileri de iyi biliyor. (Heyhat ne günlere geldik Erbakan’ın paltosundan çıkmış hiç kimse bugünlerde Amerika’yı tek satır suçlayamıyor.)

Çünkü Amerika ve İsrail’in bitmeyen bitmeyecek yol haritası laik ve gaddar rejimleri sadece yıkmak değil adları geçmişleri ne olursa olsun yerel milli güçlerdi, İran olur Lübnan Hizbullah’ı olur Nasırcılar olur Kemalistler olur, Erbakan olur fark etmez. Dağıtma Yok etme operasyon politikaları bir on yıl sürdü ve nihayete sona erdi.( Bu muhteşem tasfiyeye gık’ları çıkmadı aksine zil takıp oynadılar, hatta, bu açık Amerikan zaferini, fiiliyat böyleyken sözle yazıyla mazlum Müslümanların iktidar zaferi diye Amerikan başarısını çalıp tekellerine geçirmeye dahi kalkıştılar. Yani Amerika’nın yeni köleleri utanmaksızın ekranlarda muzaffer komutanlar gibi konuşmaya başladı.)

Sorun, sorunsuz sürdü, ne Osmanlı rüyalarına ne Amerikan ajanlarıyla tezgahlarına karşı karışan konuşan olmadı, bir gram kan dökmeden kendilerini Türkiye Cumhuriyeti devletini bir anda yağ bal içinde ballı böreklerle afiyetle hapur lupur yerken buldular.

Ancak İslamcı proleter kardeşlerin bir küçük çekincesi vardı: İsrail’in Gazze’ye çoluk çocuk demeden saldırıları. Olmasa her şey ne kadar güzel olacaktı.

Şapşal İslamcılar kendilerine anahtar teslim iktidar verenlerin en baş gözdelerinin İsrail’in mutlak güvenliği olduğunu da iyi biliyorlardı.

Heyhat bu amansız çelişkiyi ancak iç politikaya yönelik van minüt’lerle idare edeceklerini sanıyorlardı.

Üstelik bugün Suriye’nin mayınlı arazilerini İsrail’e AKP tarafından verildiği gibi çok özel ayrıntıları herkes biliyor, yani van minüt, bir danışıklı dövüştü.

İşte akıllara durgunluk verici olan da buydu, İsrail’in sistematik bir şekilde Gazze’de çocukları öldürmesi Tayyiplerin Mursilerin bir şekilde (politikalarıyla) rızalarıyla daha açık ifadeyle yeniden şekillenen Orta-Doğu’nun yol haritasıyla el bebek gül bebek kolaylıkla  oluyordu.

Tabii ki yine iç politikada İsrail’e ateş küfür saldırı serbest, dilediğiniz özgürlükleriniz mevcuttur buyurun sabahlara kadar ekranlar sizindir.

Tabii ki Amerikan egemenliği yerel muhalifleri temizlerken hepsi ‘zevkten dört köşeydi’. Üstelik yüzde yüz bir temizlik, kılçıksız, YÖK’ünden ÖSYM’sine hakimler yargıçlar kurullarına kadar. Ee bu kadar beleş’e kondun artık İsrail’in Gazze’de halkı öldürmesine susacaksın. Sana kalmış, bu kadar değerli mal’ı kaybetmeyi göze alabilirsen, buyur dış politikada Ecevit, Erbakan gibi bir dil kullan da görelim bakalım, derler adama.

Ve Türk ordusu öyle bir esaret öyle bir tabutluğun içine sokuldu ki sadece içeri tıkılan kurmayları değil, cephede PKK’yla savaşta, askerlerini terhise gönderirken de yirmi otuzar öldürülüyor, cepheye helikopterle götürülürken de yirmişer yirmişer gözdağı verilerek öldürülüyor, yani Gazze halkından da beteriz, sadece duyanımız işitenimiz görenimiz yok.

Niçin yok, çünkü Amerikan kölesi Ilımlı İslamcılar dış politikada İsrail ve Amerika karşısında hiçbir şansları yok, diyecekleri tek laf yok, geçelim bunları.

Tayyip Erdoğan’ı sık sık Stalin’e benzetirken de Stalin’e haksızlık etmeyelim.

Tayyip Erdoğan’ın hikayesinde Stalin’e benzerlikler şüphesiz çok fazla, en çok da beceriksiz köylü bürokratları en başta. İçki içmezliği, aşırı muhafazakar mazbut aile babalığı falan.

Stalin’i diktatör yapan büyük korkular çok sonra Orta-doğu’da Saddamlar’ı Hafız Esadlar’ı da gaddarlaştıran korkuların aynısıdır, unutmayın.

Stalin’in korkusu Rusya’nın üniter yapısını bozmamak, kapitalist ülkelerin sömürgesi oyuncağı kölesi yapmamak ve iktidarı kimseciklerle bölüşmemek.

Oysa Tayyip Erdoğan’ı Saddam, Hafız Esad gibi küçük Stalinlerden farklı yapan korkular bambaşka. Tayyip Erdoğan ülkenin üniter yapısının bozulmasından korkmuyor, kapitalist sömürgecilerden hiç korkmuyor?

Şimdi Orta-Doğu’da gaddarından Türkiye çeşidine kadar eski laik üniter rejimler yıkılırken yerini çok geçmeden yeni küçük Stalinler almaya başladı. Barzani, Netenyahu, Tayyip Erdoğan.

Bunlara yeni bir ad bulmalıyız, topluca (gumulu) birden Amerikan egemenliğine bağlı, hepsi iç politikada gücü tek şahısta toplamak istiyor.

Hiçbiri Amerika’yı eleştirip isyan edemiyor, hiç biri topraklarını ve iktidarını Amerikansız ayakta tutamıyor, hiç biri Amerika’nın sözünden bir dakikacık çıkamıyor.

Yani ‘diktatörlerin’ dahi kendince bir haysiyetleri vardı, minnacık olsun felsefi bir karakter ayrımı yapmak lazım, bunlar diktatör dahi olamaz, bunlar: Şamar Oğlanları.

Eskiden İsrail Filistinliler’e saldırınca ne diyordu bizim Şamar Oğlanları, yahu şu Araplar da bir türlü bir araya gelemiyor, minnacık İsrail bunları sabah akşam tokatlıyor.

Şimdi nerdeeeen nereeeeyeee geldik, İsrail sabah akşam tokatlıyor hepsini, şamar oğlanlarının hiç biri yan yana gelemiyor, bir güç oluşturamıyor, dik duramıyor, onurlarını, halkını, askerlerini, sınırlarını koruyamıyor, İran hangi tarafta Hamas hangi tarafta, Katar nerde, hepsi bin parçadan beter fare bokundan beterler.

Hepsi Amerika’nın gönüllü şamar oğlanı olmuş sabah akşam rezil rüsvay oluncaya kadar dayak yiyor, haa ileri demokrasinin özgürlükleri mi, doğru, zibil kadar özgürlüğünüz mevcuttur,  iç politikada demogoji serbest, istediğiniz özgürlükte ve bollukta bağırıp çağırmalar van minütler serbest, kim tutar sizi.

Bakar mısınız komşularımıza, Ermenistan; İran, Irak, Suriye, Güney Kıbrıs, Yunanistan, sorunlu olmadığımız tek ülke, aramızda koca bir Karadeniz olan Ukrayna kaldı.

Ülkemiz tarihinde komşularımıza düşmanlık ve şamar oğlanlığı ilk defa eşi benzeri görülmemiş zirve yaptı, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’yla aynı günde.

Köle köle deyip köleliğin haysiyetiyle de oynamayalım o eski köleler onlar hiç değilse bir tutam ‘saman’ bulabiliyorlardı.

Nihat GENÇ - 19 Kasım 2012 - Odatv

Son Yazılar