yeni_devrimci_cumhuriyet_icin_merdan_yanardag225

Yeni bir devrimci Cumhuriyet için!

AKP, Batı ve ABD ile çatışarak iktidar olamayacaklarını gören ve bu nedenle emperyalizmle sınırsız bir işbirliği yapmaya karar veren İslamcıların partisidir.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin liderliğindeki AKP, kendi dar dinci programlarını ancak ABD ve Batı’ya teslim olarak hayata geçirebileceklerini anlayan İslamcıların kurdukları partidir.

Bu grubun, daha otantik ve Batı karşıtı bir İslamcılığı temsil eden Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş hareketinden ayrılmalarının nedeni de budur.

AKP’nin başarısı, kurulu düzene yönelik gerici eleştirileri demokratik bir itiraz gibi sunmasında yatıyor.

Yaratılan bu yanılsama, solun önemli bir bölümünün sisteme yönelik yüz yıllık eleştirilerinin geri çekilmesine neden oldu.

Dahası bu hile solun ve laikliği içselleştirmiş halk kesimlerinin direniş refleksinin kırılmasında yol açtı.

Bu yanılsamanın yaygınlaşması, yandaş liberallerin yaptığı ideolojik bir hileden kaynaklanmaktadır.

*** *** ***
Cumhuriyet’in soluna kapalı yapısının, kendisinin tasfiye edilme sürecinde önemli bir rol oynadığı kesindir.

Sol korkusu nedeniyle tarihsel ve kategorik bakımdan bir önceki çağa ait sınıflar, güçler ve ideolojiler (din) ile ittifak içinde kendi solunu tasfiye eden Cumhuriyet burjuvazisi ve onun siyasal öncüsü Kemalistlerin bu politikası onların da sonunu hazırlamıştır.

Türkiye Soğuk Savaş kurbanı bir ülkedir.

Türkiye NATO’ya girdikten sonra Sovyetler Birliği ve Sosyalist Bloka karşı ABD ve Batılı ortaklarının uyguladığı “Yeşil Kuşak” projesinin üssü haline geldi.

Türkiye NATO’nun “Dolaylı Saldırı Doktrini”nin hayata geçirildiği ilk cephe ülkesiydi.

Dolaylı Saldırı Doktrini, esas olarak iki blok arasındaki nükleer silah dengesi nedeniyle doğrudan bir savaşın çıkmayacağı varsayımına dayanır.

Bu nedenle NATO’ya göre kapitalist ülkelerde yaşayan sosyalistler, Sovyetler Birliği’nin yönlendirmesiyle sisteme karşı dolaylı bir savaş/saldırı yürütmektedir.

Daha açık bir ifadeyle, bu doktrine göre Sosyalist Blok kapitalist ülkelerdeki sosyalist partiler, sol örgütler, devrimci gençler, sendikalar ve diğer toplumsal muhalefet güçleri aracılığıyla dolaylı bir savaş yürütmektedir.

O halde adı geçen bu kesimler yurttaş değil, düşmandır.

Bu durumda onlara karşı hukuk ve yasalarla sınırlandırılmamış örtülü ve “gayri nizami” bir savaş yürütülmelidir.

İşte, asıl ve genel adı Süper-NATO olan, tek tek ülkelerde ise Gladyo ya da Kontrgerilla gibi isimler alan, NATO ülkelerindeki yasadışı örgütlenmenin kuruluşu bu değerlendirmeye dayanır.

Sovyetler Birliği’nden gelecek bir açık işgal girişimine karşı gerilla savaşı verme hazırlığı ise, “derin devlet” de denilen Kontrgerillanın önemli olmakla birlikte ikincil gerekçesidir.

Bu doktrin, küresel ölçekte NATO’nun, ulusal ölçekte de başta TSK olmak üzere Cumhuriyetin kurucu güçlerinin, solun önünü kesebilmek için İslamcılarla işbirliği yapmalarının, onları destekleyip büyütmelerinin belirleyici nedenini oluşturmaktadır.

Siyasal İslamcı hareket bir Soğuk Savaş ürünü ve emperyalizmin imalatıdır.

*** *** ***
Cumhuriyet burjuvazisi korkak ve siniktir!

Asker ve sivil bürokrasinin sistem içinde öne çıkmasının ve merkezi bir güç kazanmasının belki de en önemli nedeni Cumhuriyet burjuvazisinin bu korkaklığıdır.

Cumhuriyet’in daha kuruluşundan itibaren burjuvazinin sosyal/sınıfsal, ekonomik ve entelektüel bakımdan zayıf olması tarihsel korkaklığının başlıca nedenidir.

Cumhuriyetin kurucu kuvvetlerinin sola karşı düşmanca bir tutum izlemesi, Soğuk Savaş döneminin hoyrat ve kıyıcı anti-komünist siyasetiyle birleşince tam bir faciaya yol açtı.

Rejim, bu ülkenin en seçkin aydınlarını, toplumu 21. yüzyıla taşıyacak kadrolarını, en pırıltılı yurttaşlarını, akademisyenlerini, sanatçılarını ve solcuları imha etti.

Örneğin birer modernleşme ve aydınlanma örgütlenmesi olan, bu yanıyla aslında çubuğu burjuvaziden ve hatta liberalizminden yana büken Köy Enstitüleri’ne ve Halkevleri’ne bile tahammül edilemedi.

Sola karşı rejim çok acımasız oldu.

Bu ülkenin seçkin denebilecek yazar ve sanatçılarından bir dönem hapis yatmamış ve eziyete uğramamış bir kişiyi bulmak mümkün değildir.

Bu gruba bugün el üstünde tutulan sanatçılar ve yazarlar da dahildir.

*** *** ***
Toplumun sola kaymasını önlemek için İslam desteklendi, siyasallaştı ve sonuçta kendisini büyüten gücü tasfiyeye yöneldi.

AKP-Cemaat iktidarını hazırlayan tarihsel arka plan budur. AKP bir neden değil sonuçtur.

AKP sadece Cumhuriyete son darbeyi vurmuş, kaçınılmaz olarak da kendisini besleyen, büyüten ve iktidara gelmelerine neden olan güçleri tasfiye etmiştir.

Askeriyle, bürokrasisiyle Cumhuriyet burjuvazisinin daramı da bu tarihsel gerekçede yatmaktadır.

Türkiye’de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinde sosyalist solun ve devrimci hareketin ezilmesinin yanı sıra esas olarak devletteki “solcu Kemalistler” de tasfiye edildi.

Öyle ki, 12 Mart 1971 darbesinin başlıca amacının sol Kemalistleri tasfiye etmek olduğunu bile söyleyebiliriz.

Sol Kemalistlerin tasfiyesi 12 Eylül 1980 darbesiyle tamamlandı.

Sağ Kemalistler, İslamcılar, muhafazakârlar ve aşırı sağcılarla (faşistler) ittifak içinde kendi solunu budadı.

Bu tasfiyeden sonra kendi egemen ve tayin edici konumlarının da devam edeceği sanıldı.

Amerikancı bir örtülü darbe ile iktidara gelen AKP-Cemaat koalisyonunun 2008-2011 yılları arasında yürüttüğü Ergenekon soruşturmasıyla, Türkiye’de sağcı Kemalistler tasfiye edildi.

Sağ Kemalistler bu operasyon ile ordudan, bürokrasiden ve geleneksel iktidar blokundan atıldı.

Kendi solunu 12 Mart ve 12 Eylül’de tasfiye eden Cumhuriyetçi-Kemalist kadro, gerçekte kendi sonunu da hazırladı.

Çünkü içi boşalmış, gücünü yitirmiş ve bir kabuğa dönüşmüştü.

Bu nedenle 2008 Ergenekon darbesi ile kolaylıkla bertaraf oldu.

Böylece solu ve sağıyla Kemalizm ve Kemalistlerin tasfiyesi tamamlandı. Devlette Kemalist kalmadı.

Sonuç olarak; Cumhuriyet burjuvazisi sol düşmanlığı ve muhafazakârlaşma politikalarının sonucunda kendi devrimini teslim etti.

*** *** ***
Halk 29 Ekim 2012 günü, AKP iktidarının yasaklarını ve siyasal İslamcıların, muhafazakârların ve liberallerin kurduğu ablukayı dağıttı.

Sokağa çıkan milyonlarca insan hem Cumhuriyeti hem de Bayramını geri aldı.

Gerici-faşizan AKP diktatörlüğünün, ilk kez devletten bağımsız ve moda deyimle ‘sivil’ şekilde yapılacak halk kutlamalarını engelleme girişimi yenilgiye uğradı.

Bu nedenle 29 Ekim günü, siyasal sonuçları yakın gelecekte daha iyi görülecek çok önemli bir değişim yaşandı.

Artık ne Türkiye 28 Ekim’deki ülkedir ne de AKP eski kudretli iktidar partisidir.

Sokağa çıkan milyonlarca yurttaşı “terörist” ilan eden AKP, artık alanlarda yenilgiye uğramış bir partidir.

Artık devlet AKP’nin, Cumhuriyet ise halkındır.

AÇLIK GREVLERİ!

AKP’nin samimiyetten ve gerçek bir çözüm niyetinden uzak sahte Kürt açılımının kaçınılmaz şekilde başarısızlığa uğramasından sonra, ülke yeniden kan gölüne döndü.

Kürt sorununa Amerikancı ve Barzanici çözümler arayan, gerici siyasal programını Kürt siyasal hareketine de dayatan AKP’nin bu başarısızlığı sürpriz değildi.

Ancak geride kalan dönemde Kürt siyasal hareketi Türkiye’nin sol, yurtsever ve Cumhuriyetçi güçlerinden, dolayısıyla tarihsel bakımdan 200 yıllık ilerici dinamiğinden koptu ve aydınlanmacı yatağından ayrıldı.

Bir dönem yine yaklaşık 200 yıllık bir derinliğe sahip olan tarihsel/siyasal gericilikle ortak bir çözüm yaratılabileceği yanılgısına düşüldü.

AKP’nin KCK soruşturması sırasında, yasal siyaset yapan ve şiddete başvurmayan Kürt politikacılarına karşı, tıpkı Ergenekon operasyonlarında uyguladığı yöntemle, yani hile, sahtekârlık ve tertiple  yaygın tutuklamalara girişmesi bu yanılsama halini düzeltti.

Bugün 600’ün üzerinde KCK tutuklusu açlık grevi ve ölüm orucu eylemi yapıyor.

Kritik sınır olan 50’inci gün geçildi.

İktidar sahipleri ise, toplumun en geri, ilkel ve vahşi tarafına seslenerek, “Liderleri, milletvekilleri dışarıda kuzu-kebap partileri yapıyor, onlar içeride ölüme yatıyor” şeklinde çirkin bir propaganda yapıyorlar.

Medyanın önemli bir bölümü bu propagandayı alçakça süslüyor, her gün yeni bir versiyonuyla dolaşıma sokuyor.

Lüks sitelerde padişah sofraları kuran, türbanlı eşleri kızları ciplerden (Jeep yazılıyor artık) inmeyen; patronlarının, iktidar sahiplerinin, yükselen yeni İslamcı-muhafazakâr sermaye çevrelerinin açlıkla giriştikleri lüks tüketim çılgınlığını görmeyen bu güruh, ikiyüzlü bir iğrençlikle demokratik hakları için ölüme yatan, cezaevi koşullarının düzeltilmesini isteyen insanlara saldırıyorlar.

Bütün korkuları, Kürt muhalefeti ile Cumhuriyetçi-yurtsever güçler arasındaki bir işbirliğinin oluşmasıdır.

Türkiye’nin birliğini çok daha sağlam temellerde yeniden kuracak ve büyütecek, dolayısıyla Cumhuriyeti de bir Halk Cumhuriyeti olarak yeniden kuracak bir cephe, gerici ve karşıdevrimci cephenin uykularını kaçırmaya yeter.

Merdan YANARDAĞ - 04 Kasım 2012 - Yurt Gazetesi

Son Yazılar