ahmet_taner_kislali_13yilinda2012_225

Katledilişinin 13.Yılında Kemalist düşüncenin yılmaz savunucusu Ahmet Taner Kışlalı'yı özlemle anıyoruz!

Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü saat 09:40'da Cumhuriyet gazetesine yazdığı son yazısını faksladıktan yaklaşık 19 dakika sonra evinden çıktı.

06 GK 377 plakalı aracına yönelen Kışlalı, arabasının üstüne silecek ile kaput arasına konulmuş poşete sarılı paketi alıp sol eliyle kapıyı açtığı sırada büyük bir patlama meydana geldi.

Sol kolu kopan Kışlalı site bekçisi Arif Emirhan Kılıç tarafından Bayındır Hastanesi'ne götürüldü. Saat 10:02'de kalp koroner atışı durmuş, nabzı hızlanmış ve bilinci kapanmış bir şekilde Tıp Fakültesi Hastanesi'ne getirildi. Operatör Dr. Hasan Karakış tarafından yapılan muayene sonrası öldüğü tespit edildi...

AKİT Gazetesi suikastten önce hakkında bir haber yapmış ve Kışlalı'nın üzerine çarpı atılmış fotoğrafını manşetten vermişti...

Aşağıda günümüze ışık tutan iki yazısını okuyucularımıza sunuyoruz.

****************************************************************************
Katledilmeden 4 gün önce yazdığı yazı :

Tanrı’yı Kim Kullanır?

Giordano Bruno ne güzel söylemiş :

"Kötüler Tanrı’yı, Tanrı ise iyileri kullanır!.."

Tanrı peygamberleri kullanmış. Bilge kişileri kullanmış. Atatürk ve benzeri devrimcileri kullanmış... Ya Tanrı’yı kimler kullanmış? Gerilere gitmeye ne hacet!.. Ne demiş Türkiye’deki Nurcuların önderi Mehmet Kutlular: ’’- 28 Şubat sürecinin planları Gölcük’teki Deniz Kuvvetleri’nde yapıldı. Depremin üssü de orası. Depremin olmasında başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması da rol oynadı...’’ Hem de bunları camide, Said-i Nursi için düzenlenen mevlitte söylemiş.

Türkiye’deki Nurcuların aslında iki önderi var. Birisi Mehmet Kutlular, ötekisi ise Fethullah Gülen. Said-i Nursi Atatürk’ü ’’deccal’’ ilan etmiş. Cumhuriyete karşı savaş vermiş. Ama ilkin Demokrat Parti’yi yönetenlerden, arkasından da Sayın Demirel ’den büyük saygı görmüş. ’’İade-i itibar’’ ı sağlanmış. Derken sahneye Prof. Şerif Mardin gibi, özellikle Amerikalılar nezdinde büyük saygınlığı olan bilim adamları çıkmışlar. Said-i Nursi’yi peygamberlik düzeyine çıkaran, mucizeler yarattığını öne süren, ’’Anadolu aydınlanmasının öncüsü’’ gibi gösteren, övücü kaynakları alıp karşıt kaynaklara sırt çeviren, çok ’’bilimsel’’ (!) incelemeler döktürmüşler.

Ardından, Sayın Mardin’in Türkiye Bilimler Akademisi’ne üye yapılması için baskılar başlamış. İç ve ’’dış’’ baskılar... Özellikle de basındaki bazı numaracı cumhuriyetçiler tarafından desteklenen ve körüklenen baskılar.

Ve bu arada Fethullah Hoca almış başını gitmiş. Işık evleri.. Öğrenci yurtları.. Özel okullar.. Devletin köşe başlarına kadar uzanan bir imparatorluk.. Devletin okullarına devletçe ’’tavsiye’’ edilen cumhuriyet ve çağ karşıtı kitaplar. Papa ile sağlanan görüşme.. Devletin dış temsilcilerince havaalanlarında karşılanmalar.. Elçiliklerde konuk edilmeler. Niçin? ’’Ilımlı İslam’’ olduğu için. Müslümanları ’’cumhuriyet ile barıştıracağı’’ için!

Bir yanda Mehmet Kutlular. 17 yaşındaki kızı dört yıl önce eroinden ölmüş. Depremi, ’’türban’’ ı vesile edip, Tanrı’yı en ilkel bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Öte yanda Fethullah Gülen. Son yıllarda, kamu önünde ağzından tek bir cumhuriyet karşıtı söz çıkmamış. Devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş. Ordu dışında hemen tüm önemli kurumlarda önemli ’’mevziler’’ elde etmiş. ABD’nin ’’etkin’’ desteğini sağlamış. Görünüşte Atatürk’e ve cumhuriyete saygılı. Ama tüm eğitim ağı ile, cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor. Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş. Kutlular ve Gülen. İkisi de Nurcu.. İnançları ve amaçları aynı, yöntemleri ayrı. Hangisini seçersiniz?.. Kırk katırı mı, kırk satırı mı? Hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, Sayın Gülen beni korkutuyor. Bay Kutlular’a ise gönülden teşekkür etmek istiyorum. En körlerin bile gözünü açmak konusundaki katkıları için! Tanrı’nın kullandıkları ile Tanrı’yı kullananları daha iyi ayırmamızı kolaylaştırdığı için!

Ahmet Taner KIŞLALI - 17 Ekim 1999 - Cumhuriyet

***************************************************************

Bir ay kadar önceydi. Genç bir polis yolumu kesti:

- Ben Kürdüm. Ama Kürt olduğum için hiçbir yerde farklı muamele görmedim. Yazdıklarınıza tamamen
katılıyorum. Lütfen daha yüksek sesle söyleyin ki; bu bir Kürt sorunu değil, Güneydoğu sorunudur… Türkiye’deki Kürtlerin büyük çoğunluğunun benim gibi düşündüğüne eminim. Bizi ne HEP temsil ediyor, ne de PKK!…
“Siyasal Düşünceler” dersinde Güneydoğu sorununu tartışıyorduk. Tartışmalara hemen hiçbir zaman katılmayan bir kız öğrencim parmağını kaldırdı:
- Ben Kürdüm. Ama olaya bir “Kürt Sorunu” olarak yaklaşılmasından rahatsız oluyorum. Sorunu böyle sunmak, en azından benim gibi milyonlarca Kürde büyük haksızlık. Sadece şiddete değil, o şiddeti haklı göstermek için kullanılan gerekçelerin çoğuna da katılmıyorum.
Genç polisi; beni hararetle kutlamaya iten yazımdaki ana düşünce açıktı: Nasıl ki Dev Sol Türkiye’deki sol hareketi temsil edemez ise, PKK da milyonlarca Kürt kökenli yurttaş adına konuşamazdı!
PKK’yı Türkiye Kürtlerinin sözcüsü saymak, o kitlenin büyük çoğunluğuna, belki de en büyük kötülüğü yapmak demekti.

*** ***  ***
Anayasadaki “Yüce Türk milleti önünde ant içerim ki …” diye başlayan milletvekili andı üzerinde tartışmalar oluyor. Hükümet ortakları bile, “oradaki Türk sözcüğünü kaldıralım mı, kaldırmayalım mı” kavgası içindeler.
Kafatasçılığın sonu yok.
Onu değiştirip “Yüce millet önünde…” deseniz, bu kez de sıraya, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…” da değişmeli tartışması gelecek.
Kimdir Türk?
Kırgızistan’daki, Özbekistan’daki, Tataristan’daki ya da burnumuzun dibinde Azerbaycan’daki insan mı?
Amerika’da Türk ana-babadan doğmuş, iki cümle Türkçe bilmeyen çocuk mu?
Turgut Reis’in Tunus’ta yaşayan uzak torunu Abdülbekir Dargut mu?
Cezayir Dışişleri’ndeki Demirci soyadlı genel müdür mü?
Çepni, Kınık, Bayındır, Afşar, Alaçeri, Çoğandur, Alpagut ve Cihangirli gibi “Kürtçe” konuşan Türkmen boyları mı?
Eğer ölçüt konuşulan dil ise, Talabani aşiretinin “Türkçe” konuşan bir kolunu nereye koyacağız?
Oğuz Han’ın 24 torunundan birisinin adı Kürt. Şimdi bu “Kürt”, Türk mü yoksa Kürt mü? (“Türk” ve “Kürt” sözcüklerinin çarpıcı benzerliği bir rastlantı mı?)

Alman profesör De Groot, Orhun Anıtları’nda kullanılıp bugün Anadolu Türkçesi’nde kullanılmayan, ama Kürtçe’de kullanılan tam 532 sözcük saptamış.
Kürtçe TV ve eğitim isteyenler, bu “casus” ya da “hain” 532 sözcüğü ne yapmayı düşünüyorlar?
Yenisey Anıtları’nda, Uygur hakanının “Ey Kürt Beyleri” diye bir seslenişi var. Türk ile Kürdü duyarlı terazinin iki kefesine paylaştırmak merakındakilerin başına alın bir bela daha!…

*** ***  ***
Evet, kimdir Türk? Türk olmanın ölçütü nedir?

11. yy. ile 13. yy. arasında Anadolu’ya gelen Türklerin sayısı 800 bin ile 1 milyon 300 bin arasında. Ama o sırada Anadolu’da yaşayan insanlar bunun tam on katı.
Türkler o insanlarla yalnız kan olarak değil, kültür olarak da karışmışlar. “Türk ulusu” dediğimiz şey de, ırkın değil, o ortak kültürün biraraya getirdiği toplumun adıdır.
Ege Tıp Fakültesi’nin altı yıl sürdürdüğü araştırmanın, “Anadolu Türk tipi” diye birşeyin olmadığı sonucunu vermesinin hayret edecek ne yanı var?
Kırgız da, Kazak da, Azeri de “soydaş” tır, ama bu ulusun bir parçası değildir.
Tıpkı Cezayirli ile ‘Iraklı’nın soydaş olmalarına karşın, aynı ulustan olmamaları gibi… Tıpkı Tuareg ve Berberi’lerin de, Arap olmalarına karşın, Magrip uluslarının bir parçası olmaları gibi…
İnsanları ne olduklarından çok, kendilerini ne hissettikleri önemlidir.
Özbek mi daha “biz”dendir, yoksa Güneydoğu’nun Türkçe bile bilmeyen köylü kadını mı? İstanbullu bir Ermeni’ye, Anadolu insanı mı daha yakındır, Ermenistan’daki soydaşı mı?
Tekirdağlı Yahudi, Amerika’da Türk ana-babadan doğan çocuktan daha “Türk” değil midir?
Buyurun! “Kürt milliyetçileri”ne yanıtlamaları için bir dizi soru…

Ahmet Taner KIŞLALI

Son Yazılar