pekin_mao225

Asya’nın Güvenlik Kuşağı "Çin Seddi"!

Dünyanın iman tahtası olan Çin Seddi, Asya ana karasının beline dolanan bir güvenlik kuşağı olarak, tüm görkemi ile bizi bekliyor.


2012 yılı, Türkiye’de Çin Yılı olarak kutlanacak.

“Türkiye’de Çin"i Yaşamak” sloganıyla, Türkiye’nin büyük kentlerinde pek çok etkinlikler yapılacak.  İki ülkenin yazar örgütleri ve sanatçıların yanı sıra; işadamları ve üniversitelerdeki öğrenciler de bu etkinliklerde yer alacaklar.  Aynı şekilde, Çin’de de benzeri etkinlikler yapılacak. Çin Kültür Bakanlığı ve Çin Yazarlar Birliği"nin davetlisi olarak; üç kez Çin’e giden bir gezi yazarı ve belgeselci olarak, bu büyük ülke hakkında, küçük bazı bilgileri ve konuşan fotoğrafları sizinle paylaşmak istedim.     

Dünyanın iman tahtası olan Çin Seddi, Asya ana karasının beline dolanan bir güvenlik kuşağı olarak, tüm görkemi ile bizi bekliyor. Çivit mavisi gök ile çim yeşili dağların aynı ufukta buluşup, lacivert akşamları teğet geçtiği gizemli Çin Seddi, gezginlerin esin kaynağı oluyor. Çin’e gidenlerin görmeden gelmeyeceği yer hiç kuşkusuz Çin Seddi’nin yanı sıra, başkent Pekin de Çin’deki değişimin sembolü olarak mutlaka gezilmeli. Çin, tüm gezginlerin ve araştırmacıların en çok görmek istediği ülkelerin başında geliyor. Uzak diyar Çin’in mutfağına alışamayanlar olursa, endişelenmesin. Pekin Minzu Oteli’nin içindeki Türk Lokantası’na gidebilirler. Ama ben, dünyanın en beğenilen Çin Mutfağı’nın leziz yemeklerini öneririm. Ekmek bulamazsanız pirinç yiyin…

Dünyanın en köklü uygarlıklarının yaşadığı ve 9,6 milyon kilometre kare yüzölçümü, 1.2 milyara yakın nüfusu olan Çin’e vize alıp uçmaya başladığınızda, bu masal ve düşler ülkesine ulaşmak için yüreğinizdeki tıpırtının arttığını hissedeceksiniz. Bu dev coğrafyaya ayak bastığınızda ise, “Sosyalist Üretim İlişkisi” izlerinin, sizi hiç de rahatsız etmediğine tanık olacak ve yer yer imreneceksiniz. Bireyin üretici ve yaratıcı yanını frenleyen kimi özgürlükler kısıtlı da olsa; özellikle kolektif iş bölümü, kültür, eğitim, çevre, bilişim, turizm, tekstil, tarım, mimari doku ve kentsel alt yapı inanılmaz ileri boyutta…      

*** *** ***
Çin Seddi’nde Ejderha Dansı! 

İki haftalık gezi programımızın 2. günü, rehberimiz Ciang bey, Başkan Mao’nun bir sözünü anımsatarak, yeni gezi haritasını anlatmaya başladı. Esprili ve hep gülen eda ile: “Bu Dea Çan Çen Fei Hahan!” Türkçesi: “Çin Seddi’ne ulaşamayan kahraman değildir!”  Biz de, büyük bir sabırsızlık ve heyecanla, kahraman olmak için değil ama dünyanın bu eşsiz harikasını görmek için yola koyulduk…

Yolda giderken ilginç insan manzaralarına tanık olduk. Özellikle, seyyar sokak berberleri, bisikletine yaslanıp dev duvar gazetesi okuyanların yanı sıra, dünyanın en çok satılan günlük gazetelerinden biri olan Halk Gazetesi almak için kuyrukta bekleyen yaşlı-genç Çinlilerin, her koşulda okuma merakı oldukça anlamlı idi. Zengin mimari dokunun arasında, sürüler halinde insanların en yoğun ulaşım aracı olan bisikletleriyle gidiş-gelişleri, farklı bir trafik manzarası oluşturuyordu.

*** *** ***
Uygarlık Harikası Uygur Karızları!       

Kuzeybatı Çin coğrafyasında yer alan Sinciang-Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de ezan sesi ile uyanırsanız şaşırmayın. Arap harfleriyle yazılan Uygur Türkçesi resmi dil olmasına karşın, 56 etnik tüm halkların ortak dili Çincedir.  1949 Devrimi sonrası Başkan Mao ile görüşmek üzere eşeğiyle Taklamakan Çölü’nü geçip Pekin’e giden Uygur halkının öncülerinden aksakal bilge kişi Gurban Tulum ve Çin’in Nasrettin Hocası Al Fanti, bu topraklarda en sevilen kişilerdendir.

Orta Asya’da Tanrı Dağları’ndan başlayıp, İpek Yolu üzerinde bulunan Turfan havzasına uzanan, Taklamakan Çölü’nün 110 metre altında ve toplam 5100 kilometre uzunluğundaki, 6 bin yıl önce tarım kent kültüründe ileri olan Uygur Türkleri tarafından yapılan ve o dönemde bir uygarlık harikası olan Karız su kanalları sistemi, yeraltındaki Çin Seddi olarak tanımlanıyor. Bu gün bile üçte biri kullanılır durumda olan ve birey ve küçük grupların yapamayacağı, Kolektif bir Kamu iradesi ve dayanışma ile yapılan Turfan Karızları, Dünya Kent Mirası olarak değerlendiriliyor. İnsanlığın en eski uygarlıklarından biri olan Karızlar, Batı merkezli araştırmacıların ve tarihçilerin yalanlarını ve küresel tezlerini çürütüyor. Bu bulgular sonunda, Türklerin; kara kıl çadırlarda yaşayan, göçebe, çoban, cengâver, barbar, yabanıl ve ilkel topluluklar olmadığı, daha Batı’da kent devletleri ve ziraatçılık yokken Türklerin, yerleşik kent kültüründe ve tarımda oldukça ileri olduğu ortaya çıkıyor. Çinli, Rus, Türk ve Uygur bilim adamlarının araştırma çalışmaları; Asya halklarının tüm farklılıklarına karşın; Karızlar ve Turfan bölgesinde bulunan, M.Ö.460 yılı izlerinin bulunduğu Antik Yarnaz Kenti sayesinde, “birlikte yaşama kültürü” nü özümsediklerini belgeliyor.

İpek Yolu’nun başladığı Şian eyalet merkezi yakınlarında bulunan, birbirine benzemeyen ve kendi vücut ölçülerinde yapılmış 8 bin seramik askerler ordusunun bulunduğu müze, mutlaka görülmelidir. Asya’nın finans ve borsa merkezi olan Şangay’daki eski mimari yapıların arasında yükselen gökdelenleri yakından görmek için, mutlaka 254 metre yüksekliğindeki Şangay Kulesi’nde, döne döne akşam yemeğini de ihmal etmeyin. Başkent Pekin’de bulunan Saklı Cennet, Özgürlük Meydanı, Pandaların ve yabanıl hayvanların bulunduğu parkı ve tarihi Çin Seddi’ni gezmeyi asla unutmayın. Güler yüzlü, sıcak, candan ve konuksever Çin halkının farkını görmek ve Çin güzelleriyle Ejderha dansı yapmak için; efsaneler ve masallar ülkesi sizi bekliyor.

Düşler ve masallar ülkesi Çin’de dev bir ejderha gibi uzanan Çin Seddi, tüm gizemi ve ihtişamıyla bize kollarını açtı. 5 bin yıl önce çizilen ejderha, ülkenin simgesi ve şölenlerin vazgeçilmez görüntüsü olarak bizi selamlıyordu. Dev ejderha, kollarını açmış ve iri bedenini altımıza sermişti çoktan… Samanyolu’nu andıran, göğün göğsüne takılan bir altın gerdanlık gibi, Asya’nın boynunda şavkıyan Çin Seddi, Şahmeran edasıyla ateş soluyordu…

“Yin” ve “Yang” denilen zıtlar ve dengeler enerjisi, çoktan bedenimizi ve belleğimizi sarmıştı. Ateş ve su, aydınlık ve karanlık, zenginlik ve yoksulluk, neşe ve hüzün… gibi “Zıtların Birliği İlkesi” yaşam biçimimiz olmuştu. İçsel dilimizle konuşup, içimizdeki feneri ateşleyerek etrafımızı aydınlatıyorduk. Çince bilmesek de, Çinlilerle anlaşıyorduk. Beden ve ruh dilimiz yetiyordu…       

*** *** ***
“Wo ayni!” “Seni seviyorum!”  

Asya’da Türk saldırılarına karşı kalkan olarak yapılan Çin Seddi, değişen Çin’in simgesi olarak tarih boyunca hep gizemli özelliğini korumuş. Hemen her yerde, sarı benizli ve çekik gözlü güzel bir kıza: “Wo ayni!” yani “Seni seviyorum!” derken bir öpücük kondurmamız, sevi yüklü yeni sıcak dostlukların başlamasına yetiyordu. Daha oradan ayrılmadan, Çin Seddi üzerinde yazılan dudak izli mektuplar, artık vazgeçilmez düşler dünyasında bir masal kahramanı gibi yaşama dokunmamıza yetiyordu, yeniden…      

*** *** ***
Çin Turizm cenneti mi?

Rehberimizin söylediğine göre, 2002"de Çin’in dünya turizm pazarından aldığı payın 6,4’e ve gelen turist sayısının ise 100 milyonu aşması, dünyanın 4. sırasına yükselmesine neden oldu. Çin’in artan yabancı turist sayısı, dünyanın uzaydan görülebilen tek insan yapısı Çin Seddi’ne iyi gelmediği ve tarihi dokusunu giderek bozulduğu ileri sürülse de; bize bir yaşam iksiri gibi geldiğini söylemem, hiç de abartı olmaz. Binlerce kilometre duvarın üzerinde bu anı görüntülemek isteyenlerin yanı sıra, sevişen, dans eden, şarkı söyleyen ve bu harika yapının sihrine kapılıp dona kalan gezginleri gördükçe, bu coğrafyanın çekici gücüne inanmamak elde değil. Çin Ulusal Ruhunun simgesi olan bu yapıyı her yıl milyonlarca insanın gezdiğini öğrenmemiz, bizi şaşırtmadı. Dünyanın iman tahtası olan Çin Seddi’nin altında ya da üstünde soluklanan insanlığın yüreği Sarı Irmak, Ejderha Şenlikleri’nde bereketli topraklara dolana dolana akarken yükselen su sesine, uzaklardan pirinç tarlalarında diz boyu su içinde hasat yapan emekçilerin söylediği “hasat türküleri”  eşlik ediyordu. Yabanıl hayvanların çığlıkları ve Şaman çobanların kaval sesi ise, bir başka orkestra oluşturuyordu. Nefes nefese, can cana, yan yana ve yana yana sonsuzlukta… Yoleri gezgin dervişler gibi masal dünyasının zamansızlığı içinde soluklanıyorduk…        

*** *** ***
Gezilip görülecek yerler!  

Urumçi, Turfan, Kaşkar, Şiyan, Şankay ve Pekin mutlaka görülmelidir. Uzak Doğu’nun bu masal ülkesinin Çin Seddi dışında, pek çok ilginç yerleri olduğu şüphesiz. İnsanlık tarihinin tüm kalıntı ve izlerini görmek heyecan veriyor insana. Dünyanın en kalabalık ve en zengin insan, doğa, tarih ve kültür dokusunun bulunduğu Çin, gezginlerin gündeminde mutlaka olması gerekli bir ülke. Uçsuz bucaksız steplerden, başı dumanlı yüce dağlara ve tarihin binlerce yıllık izlerini taşıyan kentlere dek, hemen her yerde “Kültür Devrimi”nin etkisi görülüyor        

Konfüçyüs Felsefesi; tek tip elbise giyen buruşuk şapkalı işçiden, yaylalardaki köylülere ve Tiananmen Meydanı’ndaki “Batı” özentili öğrenciden, kızıl yıldızlı kasketiyle “uygun adım” nöbet tutan askere, bilgisayar başında odaklanan bilim adamından, sokak satıcılarına dek, hemen herkesin bilge esprilerini süslüyor. Şanghay’daki dev kulenin mimarının, bir ilkokul öğrencisinden etkilenmesi de bunun kanıtı değil mi?

Dünya Turizm Örgütü (WTO)"ne göre, Çin dünyada en çok görülmek istenen ülkelerin başında geliyor. Yüze yakın kültürün yaşadığı Çin’de, hemen her şey insanların ilgisini çekiyor.

Başkent Pekin (Beycing), İpek Yolu’nun ana uğrak yeri Şian, Şanghay ve Guilin bölgelerinin akıl almaz güzelliği bize Büyük Kanal, ipek, çay, porselen, Çin mutfağı, Çin yazısı ve Çin resmini öğretti. Başkent Pekin’de Tiananmen Meydanı, Ming İmparatorlar Mezarı, Yazlık Saray, Büyük Çin Seddi, Yasak Kent, Lama ve Konfüçyüs Tapınakları, Gök Tapınağı ve Öküz Caddesi’nde bulunan Camiyi gezmeyi unutmayın. Şian (Xian)"da ise, Davul ve Çan Kuleleri, Büyük ve Küçük Yaban Kazı Pagodaları, İmam Yunusi tarafından yaptırılan Ulu Cami, kent kenarındaki Banpo adlı neolitik köy, Huacing kaplıcaları ve Çömlek Askerler Ordusu gibi çağın en önemli jeolojik buluntularını gezerken, geçmişe yolculuk edeceksiniz. Öte yandan, Yu Bahçesi, Yeşim Buda Tapınağı, Çocuk Sarayı, Beş Keçi Heykeli, Altı Banyan Tapınağı, Hz. Muhammed Camisi ve pazar yerleri gezilmeye değer. Daoizm, Atalara Tapma, Ataizm, Şamanizm, Budizm, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Konfüçyüs Felsefesi gibi inançlara sahip Çinliler, 56 değişik etnik dil konuşuyor.        

*** *** ***
Çin"de herkes biraz şair! 

“Çin, bir şiir ve şarkılar ülkesidir” diyebiliriz. Köklü, yaygın ve çok etkilere dayanan (İ.Ö. 1050), bir şiir ve müzik geleneğinin egemen olduğu Çin’de, her Çinli kendini biraz şair sayar. Çinlilerin hemen hepsi birer halk şairidir.

Din ya da felsefe kurucu önderlerin (Konfüçyüs gibi), siyasal önderlerin (Mao Zedung gibi) aynı zamanda iyi birer şair olarak edebiyata girmeleri, bunun en inandırıcı örneğidir. Çin Edebiyatı’nın başyapıtı sayılan “Şarkılar Kitabı” bu savı doğrulamaktadır. Bu eserde, Çin halkının toprağa bağlı insanlarda görülen bilgeliği, sevdası, sabrı ve olgunluğu anlatılır. 1956"daki “Yüz Çiçek Açsın Harekâtı” ve 1962"de başlayan “Kültür Devrimi”  bu yapılanma üzerine inşa edilmiştir. Tiannanmen Meydanı’ndaki çiçekleri sulayan yaşlı Çinli’nin şarkı söyleyerek çalışması bundandır. Anhui Eyaleti’ndeki Hefei kenti yakınlarındaki pirinç tarlasında çalışan kızların, Şair Mao Ze Tung’un şu dizeleri eşliğinde dans etmeleri, onların şiir ve müziğe olan yanlarının dışa vurumu değil mi? Haydi, şiir tarlasında türkü söyler gibi hasat yapalım!...      

“…Dağlar / Hep eğerin üstünde kamçılıyorum atımı / Dönüp bakıyorum: Hayret! / Gökyüzünün üçayak, üç parmak yanındayım / Gökyüzü bel verir / Dağlar onun desteği…” 

*** *** ***
Çin mutfağı ve diyeti!  

Penis Lokantası vitrinindeki görüntü, sizi şaşırtmasın. Damak tadınıza uygun Uygur lokantaları her yerde sizi bekliyor. Ama Pekin Ördeği, yalnızca, Pekin’de yenir. Unutmayın! “Ekmek yoksa, pirinç yiyin! “ Bu söz, Çin Mutfağı’nın ana felsefesini oluşturuyor. Dünyada en çok beğenilen Çin Mutfağı’nın en önemli özelliği, yemeklerin çabuk pişirilmesidir. Yüksek ateşte pişirilen yemeklerde, baharat ve soslarla aromalı tatlar yaratılıyor. Kaşık ve çatal yerine, iki çubukla yenilen bu leziz yemeklerde, tatlı ve şarabın yeri ayrı. Türk insanının damak tadına uymayan ama kısa sürede alışılan bu yemek kültürü, Çinlilerin sağlıklı beslenmesine ve uzun ömürlü olmalarına katkıda bulunuyor.       

Tamamen diyet içeren Çin yemeklerinden benim tadabildiklerim ve tadı damağımda kalan bazıları şunlar: Çiğ balık (sashimi), Çin salatası, Çin usulü sazan balığı, etli pırasa, denizanası yemeği, kelebek karides ve Çin usulü pirinç mücveri…

Enerji veren Çin diyeti, batılı uzmanlarca da uygulanmaktadır. Yin ve Yan. Ateş ve gücü temsil eden bu iki sözcük, Çin Mutfağı’na girmiş. Örneğin: Yin peynirde, sebzede ve meyvede bulunuyor. Yan ise, baharatlarda ve soslarda. İdeal kiloya ve forma kavuşmak için, dengeli beslenme, en az yağ alımı, sınırlı karbonhidrat ve sebzenin yanı sıra, toprağa ve suya bağlı dişi enerji içeren yiyecekler alınmalıdır.      

Yin tipi, bir günlük diyet şöyle olmalıdır. Kahvaltıda: Tarçınlı çay, 1 bardak pirinç sütü ve 3 Etimek. Öğle: Sebzeli pirinç pilavı, soya soslu tavada sebze. İkindi: 1 meyve. Akşam: Buharda pişirilmiş pilav ve safranlı dana eti ya da balık, fırında domates, 3 haşlanmış erik.      

Afiyet olsun…  Yarasın….

Karnımız doydu. Bize yol göründü. Başka zamanda, başka ülkelerde ve başka kültürlerde buluşmak dileğiyle… Yolunuz açık olsun… Yolunuzun ve sözünüzün eri olun… Yoleri olun… Dostlukla!…

Dursun ÖZDEN (Gezi yazarı - Belgesel Yönetmeni) -  05 Haziran 2012
http://www.birlesikbasin.com/

Son Yazılar