tam_bagimsiz_turkiye225

Hangi "Milli Güçler" Nasıl Birleşecek? (2)

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını kaybetmesiyle birlikte, devrimci iradesini de kaybetmiş olan Türkiye Cumhuriyeti, yaklaşık yetmiş yıldır süren saldırılar karşısında zamanla diz çökmüş ve içinde bulunduğumuz süreçte de ne yazık ki artık yıkılmıştır.


Emperyalizme karşı, kurtuluş savaşı sürecinde kurulmuş olan devrimci meclisimiz, artık Amerika ve İsrail'in yerli işbirlikçileri tarafından cebren ve hile ile işgal edilmiş durumdadır. Bu işgal, başta medya olmak üzere; ekonomik, sosyal, siyasi, askeri ve hukuki bir biçimde yani her alanda gerçekleşmiştir.

Emperyalizme karşı, dünyanın ilk zaferini kazandığımız bu topraklar üzerinde, Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanları tarafından emperyalizme göbekten bağlı bir diktatörya inşaa edilmiştir.

Peki böyle bir ortamda, Türk Milleti olarak nasıl vatan savunması yapacağız?

Elbette, ülkemizde mevcut olan tüm milli güçlerin birleşmesiyle yapacağız.

Fiilen 19 Mayıs 1919'da başlayan ve 30 Ağustos 1922'de başarıyla sona eren Kurtuluş Savaşımız, bugün yeniden bizlere ışık olmaktadır.

O halde şu gerçeğin altını çizerek, son söyleyeceğimiz şeyi en başta söyleyelim.

Milli Güçler birleşmeli.

Fakat;

Milli güçler birleşmez, birleştirilir!

Yeniden bir Kurtuluş Savaşı sürecindeyiz.

Milli güçlerin birleşebilmesi için, herşeyden önce onları birleştirebilecek öncü ve çevik bir gücün ortaya çıkması gerekmektedir. İçinde bulunduğumuz sürece uygun bir biçimde mücadele verecek olan bu güç, vatan savunmasının başına geçmeli ve mevcut olan tüm milli güçleri peşinden sürüklemelidir.

Türkiye, bir diktatörya ülkesidir.

O halde demokratik yöntemler kullanarak, dikta rejimi ile mücadele verilemez.

Diktatörya ile mücadale, yalnızca yazılı ve görsel iletişim araçları kurarak ya da bu araçlara demeçler vererek yapılamaz. Diktatörya ile mücadele, tüm bunlarla birlikte meydanlarda emperyalizmle ve yerli işbirlikçilerine karşı kıyasıya mücadele vererek yapılır.

Pasif mücadele yöntemleri kullanarak ya da mağdur edebiyatı yaparak güç toplamaya çalışan hiç bir oluşum asla vatan savunmasının başına geçemez.

Pasifistler, ancak ve ancak emperyalizmin ağır saldırıları karşısında çaresizleşir ve çetin süreci göğüsleyemeden er ya da geç yıkılırlar. Tarihte ve içinde bulunduğumuz bu süreçte bunun örnekleri çokça yaşanmış ve yaşanmaya da devam etmektedir.

Şanlı ordumuzun komutasını göz göre göre zanlı ordu haline getirerek teslim alan emperyalistler, bu başarılarını pasifist Genelkurmay Başkanlarımıza borçludurlar.

Milli Mücadeleyi en başından sonuna kadar başarıyla yöneterek, Türk Milleti başta olmak üzere ezilen bütün mazlum milletlere öncülük yapan Mustafa Kemal Atatürk, kurmuş olduğu bu Cumhuriyete karşı en küçük bir saldırı olduğunda nasıl cevap verilmesi gerektiğini Bursa Nutku'nda bizlere açıkca belirtmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, Bursa Nutku'nda bizlere şöyle sesleniyor;

"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; 'Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' diyecek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"


Türk Milleti olarak bizler, bırakın Cumhuriyete karşı yapılan en küçük saldırıyı, vatanımızın bölünmez bütünlüğü gözlerimizin önünde çatır çatır parçlanırken hala sessiz ve çaresiz bir şekilde, bütün bu olanları seyretmekte ya da zamanı geldiğinde sandıklara giderek oy vermekle yetiniyoruz.

Çünkü vatan savunmasının başında olduğunu söyleyen Milli Güçler, bizleri meydanlara değil sandıklara çağırmaktadırlar.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Nutku'nu, çarşaf çarşaf yayınlayıp daha sonra toplanan bu güçleri, birer birer büroklaştırıp ve pasifizme kanalize etmektedirler.

Fakat yıllardır uygulanan bu politikaların artık sonu gelmiştir.

Artık ya mevcut olan milli güçler silkelenip kendilerine gelecekler ya da tarih onları sırtından  atacak ve oluşması gereken o öncü gücü kendiliğinden oluşturacaktır.

30 Ağustos Zafer Bayramımızın 90.yıl dönümü hepimize kutlu olsun!

Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı omuz omuza daha nice zaferler kazanacağız.

Bundan hiç şüpheniz olmasın.

Ya İstiklal, Ya Ölüm!

Tam Bağımsız Türkiye!


Gökmen ESGİN - 29 Ağustos 2012

http://www.vatanhaberajansi.com/

Yazarın önceki yazısını okumak için tıklayın!
Hangi "Milli Güçler" Nasıl Birleşecek? (1)

Son Yazılar