mustafa_kemal_basarinin_sarti225

Nasıl Birleşmeli?

Batılıların yaptığı araştırmalarda, Türkiye halkının yüzde 90’ı ABD’yi tehdit olarak görüyor. Yine halkımızın yarısından çoğu AB üyeliğine karşı.


Bunun anlamı şudur: , Türk milleti bazılarının dediği gibi uyumuyor. Bu çok doğal. Zira tarihten biraz haberi olan herkes, milletimizin iki yüzyıldır emperyalizme karşı savaştığını; bunun da sol için eşsiz bir birikim olduğunu bilir.

MİLLETİ AYAĞA KALDIRMAK İÇİN MİLLETİN ÖNCÜLERİNİ BİRLEŞTİRMEK!

Bugün ABD denetiminden kurtulmak, AB kapısındaki zincirleri kırmak isteyen bu milletin önüne hangi parti geçerse, yarın o parti iktidar olacaktır. Bunu sinek pislemedik bir yere yazın.

Türkiye’nin karşılaştığı tehditler ortadadır. Kuzey Irak’ta İkinci İsrail devleti neredeyse ilan edildi. Suriye bölünmeye çalışılıyor.

İç cephede Haçlı irtica ve bölücülükten kaynaklanan yıkıcılık, gündemdedir. 600 milyar dolara yaklaşan dış ve iç borç karşısında Türkiye hacizle karşı karşıyadır. Bütün bu sorunlara solun bir cevabı olması gerekir.

Cevabı olmayanların solculuğu da, iktidar olanağı da sıfırdır.

Cevap, milleti birleştirmek ve seferber etmektir. Sol, milleti bölerek değil, birleştirerek amacına ulaşabilir. Dolayısıyla çabalar, solu birleştirmek diye değil, milletin öncülerini birleştirmek için harcanmalıdır. Hedef için yeterli kuvvet yaratmanın olmazsa olmaz koşulu budur. Bu çaba için çalışmayan kumda oynamaya mahkûmdur.

SORU: DEVRİM OLACAK MI, OLACAKSA NASIL OLACAK?

Unutulmamalıdır: 20. yüzyılın bütün devrimleri vatan savunmasında oldu. Çağımızda bütün devrimler, ayrıksız emperyalist sömürü zincirinin kırılmasıyla oldu ve oluyor. Çünkü burjuva-proletarya çelişmesinden hareketle devrim yapmak, 19. yüzyılda kaldı. Bunu da bir yere yazalım.

Hele bugün, bölgemiz kan gölü iken, komşularımız birer birer bölünürken, direnme hattı elbette millî devlettir.

Vatansızların, bölücülerin, tarikatlara özgürlük diyenlerin birliği, solun birliği değildir. ABD’nin ve AB’nin küresel düzeyde yenilgileri, onları da yok edecektir.

“Oyları bölmeyelim” yaygaralarına bakıyoruz: Hedef yok, program yok; yalnız ve yalnız oy toplama humması var. Sol adına, Özal-Çiller-Yılmaz-Tayyip modellerini öneriyorlar.

“Kim çok oy olacaksa, orada toplanalım” önerilerinin başka bir anlamı yoktur. Oysa “en çok oy alacak” diye sunulanlar, oy falan alamıyor. 1991’den bu yana iktidara atanan partiler, bu millete ikinci kez dayatılamıyor.

Geçmişte SHP, CHP ve DSP’nin yaptığı gibi, ABD ve AB denetiminde iktidar olma planları artık geçersizdir. AB-D kapısına bağlananlar, solcu da, ulusal da değildir. Solculuk adına, sahte laiklik ve Atatürkçülük görüntüleriyle, ABD’nin Haçlı seferinde Eşbaşkanlık görevine soyunanlar için, rüya bitmiştir. Başka deyişle Atlantik ve Avrupa dönemi bitmektedir-bitmiştir.

Rüyadan uyanalım ve görelim: Günümüz Türkiye’sinde, iktidar mücadelesinde emperyalizmle mücadele etmeden tek bir doğru cümle kurulamaz; bir tek doğru iş yapılamaz.

Türkiye’de birileri eğer emperyalizmden bahsetmeden iktidar üzerine ahkâm kesiyorsa, bilinmelidir ki onun bütün hesabı, AB/ABD desteğiyle iktidar olmak üzerinedir. Bu denklemde halk da, sol da yoktur.

AB/ABD YIKAR; AVRASYA AYAĞA KALDIRIR!

Hâlâ göremedik mi, AB/ABD ilişkileri içinde, millî devletimiz, birliğimiz, toprak bütünlüğümüz, kamu varlıklarımız, velhasıl Cumhuriyetimizin bütün kazanımları yok olmaktadır.

Milletimiz ya mafya-tarikat yönetimini yıkacaktır, ya da onlar Cumhuriyeti yıkacaklardır, yıkmaktadır. Bu durumda, AB-D güdümlü siyasetin yıkılması yaşamsal bir sorundur.

Tam bağımsızlık ve kamuculuk, tam da yıkıldı, yıkılıyor derken, ilk kez Dünya’da ve ülkemizde, bir özlem olmaktan çıkmıştır. Asya ve Latin Amerika’da yürürlüktedir ve kapitalizmin dönemsel krizlerinden etkilenmeden gerçekleşmektedir. Türkiye’nin de içine düşürüldüğü sorunlardan çıkması için başka seçeneği yoktur. Bu seçenek, sıradan ya da isteğe bağlı bir seçenek değildir. Tarihin bizzat zorladığı seçenektir.

Bu davayı samimiyetle ve inatla savunanlar yeniden iktidar olacaktır. Solcular, bu seçeneğin doğal adaylarıdır. Sol ya da solculuk iddiasında olanlar, bölücü ve gericilerle kayıkçı kavgasını ya da kuyrukçuluğu bırakıp, milleti birleştirme ve hükümet olma hedefine yönelmelidir. İşçi Partisi, bu büyük tarihsel olanağı görmüş ve Milli Hükümet Programı’nı ilan etmiştir.

HANGİ ÇATIDA BİRLEŞECEĞİZ?

Bu koşullarda bütün mesele adres değil, program meselesidir. O nedenle soruyu, nasıl bütünleşeceğiz diye değil, hangi programda, hangi tarihsel görevi yerine getirmek için birleşeceğiz diye koymak doğrudur.

Bu program, canımız öyle istiyor diye ortaya çıkmamıştır. Türkiye’nin önündeki sorunlar bizi bu programa itmektedir. Millî devleti kurma ve sürdürme, millî birliği sağlama, toprak bütünlüğünü koruma, kamu ekonomisini yeniden kurma, üretime yönelme, yoksulluğu yok etme, herkese iş ve aş sağlama, kimsesizlerin Cumhuriyeti olma, devleti yeniden kurma, özetle Kemalist Devrim’i tamamlama rotası.

Koşulların zorladığı bu program zafer vaat etmektedir. Bu programda birleşilince, zafer kaçınılmazdır.

Türkiye devriminin kökünde birlikte olan milliyetçileri, halkçıları ve sosyalistleri, emperyalist tehdide karşı öncü partide birleştirmeden Türkiye’nin ufku açılmaz. Bu görev, gerçekçi ve zorunludur. Birleşmenin yatağı, Türk Devrimi’dir.

Türk Devrimi’ni hedef alan ve antiemperyalist-kamucu-tam bağımsızlıkçı programı benimseyen her milli güçle birleşme olanağı ve birleşme arzumuz vardır.

Unutmayalım, tarihteki olaylar, kafalarımızdaki şablonlara göre değil, yaşanılan gerçeklik düzleminde ilerliyor.

Her toplum, kendi tarihiyle ve kendi şartlarıyla devrim yapar. Türkiye’de de öyle olacaktır.

Zafer ŞEN - 15 Ağustos 2012
http://www.ulusalbakis.com/

Son Yazılar