mustesna_devrimci_hasanyalcin2

Devrimcinin öğrettiği devrimcilik!

Her şey ama her şey yapısında bir sınır taşır. Bu sınır "şey"deki gerçeği ve "şey"in görüntüsünü ayırır. Sınır biraz puslu, biraz sislidir. Bunlar bildiğimiz puslara, sislere benzemez.

Yani keskin bir göz yetmez görüntü ile gerçeği ayıran sınırı keşfetmek için. Hatta tamamen gereksizdir keskin göz. Entelektüel birikime, anlayışa, tevazuya, nesnelliğe gösterir kendisini bu sınır. Böyle bir sınırın var olduğunu bazen bir filozof keşfeder ve der ki; "Görünenle gerçek bir olsaydı bilime gerek kalmazdı" ve bazen de Anadolu'muzun güzel bir insanı keşfini açıklar: "Gördüklerinin yarısına duyduklarının hiçbirine inanma".

Görünenle yetinmeyen, "şey"in görünmeyen iç dinamiklerini kavrayan kişi bir altın sikke kazanır. Gerçeği keşfetmeyi alışkanlık edinmiş, karakterine kazımış olanlar ise Sultan Süleyman'ın hazinesine sahiptir artık. Zenginliğin kaynağı, ne parada, ne makamda, ancak ve ancak bilmekte, kavramakta, çözmekte ve tevazudadır. Nesnel insan zengin insandır!

Çok şanslıyım. Çünkü zengin bir insan tanıdım. Entelektüel birikimi, nesnel bir düşünce sistemini, anlayışı, tevazuyu karakterinde toplamış bir dostunuz olduğunu düşünün. 40 yıldır aralık vermeden sürdürdüğü devrim mücadelesinde, Türkiye'de dolaşmadığı il ve ilçe kalmayan, yayın çalışmasından mali çalışmalara kadar mücadelenin her alanında alın terini bulabileceğiniz birisi. İşçiyi, köylüyü, aydını devrime ikna etmeye adamış bir ömrün sahibi... Kısacası, hedeflediği insan tipini kendi karakterinde gerçekleştirebilmiş bir insan. Tamamlanmış bir tutarlılık! Bir genç böyle birisiye tanışınca "insan bencildir, değişmez" gibi post-modern safsataları rahatlıkla çöpe atabiliyor. Sizce de şanslı değil miyim?

Entelektüel birikim. Diğer bir deyişle "bilmek aşkı". Otobüste, dolmuşta, işinde ve evinde, fırsat bulduğu her yerde okumak, yazmak, sorgulamak... Dahası, okuduğunu devrimci mücadele içinde sınamak, uygulamak...

Görünenin altında yatan gerçeği aramak, felsefe dilinde nesnellik... İnsan ilişkilerinde buna anlayışlılık deniyor. Saygısızca davranışlar karşısında dahi bu davranışların altında yatan sıkıntıyı keşfetmek. Hata yapanın içindeki cevheri çıkartmak, ona yol göstermek.

Tevazu, yani insanı insan yapan başat erdem... Yıllarını adadığı devrim mücadelesinde bir an olsun makam hevesi taşımamak. Vermesi gerektiği için vermek değil, mutluluğu vermekte bulduğu için vermek. Hakkını bilmek ama haddini de bir o kadar bilmek.

Adını merak ettiniz sanırım dostumun. İsterseniz Osman, Orhan veya Oktay olsun. Göbek adına da Bayram, Bekir veya Bilge diyebilirsiniz. Soyadı için Koza, Kuruca veya Kavak'a ne dersiniz? En iyisi birleştirelim ve Osman Bilge Kuruca diyelim. Çünkü bazı insanlar ölmeden önce olumlanmayı hak eder.

Çürümüşlüğe savaş açalım, kokuşmuşluğa meydan okuyalım. Birikim, nesnellik, tevazu, bağımsızlık ve özgürlük savaşçıları için en dayanıklı kalkanlardır. Dostum gibi olabilmek sıkıntı değil mutluluk verir, Bunu yapmak imkansız değil sadece zor. Devrimcinin işi zorladır!

Ceyhun İLSEVER - 18 Temmuz 2012

http://kemalistler.net/

Son Yazılar