dat_permaculture7

Yiyeceğinizi Yetiştirmeyi Öğrenmelisiniz.

Doğayla uyumlu yaşayıp, herkesin kendi yiyeceğini yetiştirebileceğini anlatan permakültürün yaratıcısı Bill Mollison, bir seminer için İstanbul'a geldi.

Mollison, "Yiyeceklerdeki kimyasallara dikkat," diyor.

Avustralyalı Bill MOLLİSON, doğayı ve aslında kendimizi kurtaracağımız bilincini, 1960'lı yıllarda fark etmeye başladı. 'Kalıcı tarım' anlamına gelen 'permakültür' kavramını geliştirerek, öğrencileriyle birlikte dünyada bir şeyleri değiştirmek için harekete geçti. Bir yandan doğal yaşamla ilgili bilgiler verdi, bir yandan da binlerce sürdürülebilir sistem geliştirip, ekolojik tasarım modeli yarattı.

Avustralya'da 'yüzyılın ekolojisti' ilan edilen ve Tazmanya'da kendi kurduğu çiftliğinde yaşayan 82 yaşındaki Mollison, bu yıl kurulan Türkiye Permakültür Enstitüsü'nün davetiyle İstanbul'a geldi. Kendisiyle birlikte dünyayı dolaşarak dersler veren Geoff Lawton'la 21 Kasım-4 Aralık arasında, Karaköy'deki Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'ndeki seminerde permakültürün yalnız tarım alanlarında değil, çöller, hatta büyük şehirlerde bile hayata geçirilebileceğini anlatıyor.

******************************
- Yüksek teknoloji çağında, herkesin 'ipod mu alayım, yoksa iphone mu?' diye yarıştığı, fast food'un tercih edildiği dönemde, tarıma dönük yaşamı yaygınlaştırmaya çalışmak, akıntıya karşı kürek çekmek gibi değil mi?

- Tam tersi, günümüzdeki birçok mülteci aslında bilgi teknolojileri sektöründe çalışıyor. Finansla ilgili birçok insanı da mülteci sayabiliriz. Bunların pek çoğu artık yollara düştü ve yapabilecekleri anlamlı işler aramaya başladı. Bizim çiftliğimizde çalışan sekiz kişi, bilgi teknolojisi mültecisi. Bazıları elini daha önce hiç toprağa değdirmemiş, patates dikmemiş. Bazı kızlar daha önce ağaca bile tırmanmamış. Hiç eğitim almamış çocuk gibiler. Ama söylediğim her şeyi yapıyorlar. Günümüz toplumunda gençler kendilerini kayıp hissediyor. Hayatınızda hiç patates dikmediğinizi gözünüzün önüne getirin...

- Bu bir eksiklik mi hayatımızda?


- Evet, kesinlikle. Çünkü o zaman tek alabildiğin, başkalarının yetiştirdiği patates oluyor. Şu an pazara gitseniz, alacağınız her patatesten biri sizi öldürebilir. Çünkü bir patateste 18 farklı kimyasal ilaç var. Kendi patatesimizi kendimizin dikmemesi büyük bir kayıp.

- Anlaşılan yemek, uyku gibi temel ihtiyaçlarımızdan biri tarıma yönelmek ve doğaya yakın olmak...

- Kesinlikle. Şu anda soğanlarda 32 farklı çeşit kimyasal ilaç kullanılıyor, bu yıldan itibaren dışarıdan soğan almayacağız. Doktorum kendi soğanlarını bir çiftçiden alıyor. Geçenlerde çitfçi ona, 'Bu yıl 29 ilaç kullanmak zorunda kaldım,' demiş. Doktorum bir anda elinde ölümü tuttuğunu fark etmiş. Bu sayede soğan yetiştirmeyi öğrendi. Eğer yemek yemek istiyorsanız, ki başka bir alternatifiniz de yok, yiyeceğinizi yetiştirmeyi öğrenmelisiniz.

- Bu bilgileri seminerler dışında da paylaşıyor musunuz?

- Sokak tiyatrosu olarak yapıyoruz. 10-12 balya saman, deste deste kâğıt alırım, birkaç çocukla gazeteleri açıp, yan yana yerleştiririz. Patatesleri, gazetelerin üstüne dizip, samanları da 30-40 cm kalınlığında üstüne yerleştirip suladıktan sonra bırakırız. Bir ailenin bir yıllık patates ihtiyacı için 10 dakika yeterli. Ben bu sistemi okullar, üniversite kampusları, kiliselerde de yapıyorum. Siz de cami bahçelerinde yapabilirsiniz.

- Hangi ülkeler permakültür sistemine kolay adapte oldu?


- Özellikle Vietnam örneği önemli. İki haftalık bir kurs için gittik, beni dinleyince çok heyecanlanıp, hemen bir kitabımı çevirmek için izin istediler. Ben de karşılıksız olarak izin verdim. 150 bin kopyayı çiftçilere dağıtıp, 'Bu artık bizim ulusal tarım politikamızdır,' dediler. Vietnam şu anda permakültüre geçti. Zimbabwe ve Botsvana'da okulların müfredatının bir parçası permakültür. Çocuklar, bütün ihtiyaç duydukları yiyeceği okullarının bahçesinde yetiştirmek zorunda. Kendi gıdasını yetiştiren insanları yenemezsiniz.

- Bir söyleşinizde, pirinç tarlalarında ördeğin gücünden yararlanan Japon bir çiftçiden söz ediyorsunuz. Bu sistemle başka ülkelere de örnek olmuş. Hatta The Power of Duck (Ördeğin Gücü) adlı bir de kitap yazmış. Para ve silahtan daha güçlü şeyler olabileceğini bu ördek örneği bize kanıtlıyor mu?


- Evet, Takao Furuno, yabani otlarla mücadele, gübreleme, çeltik bitkilerinin gövdelerinin daha güçlü olmasında, çiftiğinde ördeklerin gücünden yararlanıyor. Furuno bir çiftçiydi, ama şu anda kendi konusuyla ilgili doktorasını yapan, saygı gören bir akademisyen haline geldi. Dünyada çeltik yetiştirilen bütün ülkelere gitti. Küçük çiftçilerin tamamına ördek kullanarak pirinç yetiştirmeyi gösterdi. Güney Kore, Vietnam, Endonezya gibi ülkelerde onun sistemi kullanılıyor. Bütün suni gübrelerden, makinelerden kurtuldular. Kol gücüyle yaptıkları gereksiz işlerin hepsini artık sadece ördekler hallediyor.

- İstanbul gibi bir metropolde, bahçesiz, hatta büyük balkonsuz apartmanlarda doğal hayatı sürdürebilmek pratik olabilir mi?


- Patates her yerde aynı şekilde yetiştirilir. Türkiye'de, İstanbul'da da aynı; gazeteyi yerleştirirsiniz, üstüne de patatesi koyarsınız. Örneğin bir caminin bahçesi betonsa, direkt betonun üstünde de bunu yapabilirsiniz. Evlerde de bunu yapmak mümkün. Kopenhag'da 3 bin 200 kişinin yaşadığı apartmanların olduğu bir alanda, ortak tarım yapılmasına yardımcı olduk. Yaşadıkları yere yakın bir yerde 75 hektarlık bir çiftlik ve beş küçük otobüs aldılar. Yılda üç kez çiftliklerine gidip havuç, patates dikerlerdi. Sonunda oldukça bol ürün elde ettiler.

Figen YANIK - 27 Kasım 2010 - İstanbul

Son Yazılar