geoff_gardening_course

Permakültür, Sürdürülebilir Yaşama Giden Yolunuz

Permakültür, insanoğlunun sürdürülebilir bir şekilde yaşayabilmek adına gereksinimlerini temin edebilmesi ve içinde bulunduğu çevreyi zenginleştirebilmesine yönelik tasarımlar gerçekleştiren bir tasarım bilimidir.  Dolayısıyla, permakültür ilkeleri insanlığın ayak izini, en zararlı ayak izi olmaktan çıkarıp yeryüzündeki en faydalı ayak izine dönüştürmektedir. İşte tabiat bu şekilde işliyor.

Permakültür ilkeleri doğanın kendisinden gelir. Bu nedenle doğal ve ekosistemlerin ilkeleri permakültür ilkelerinin doğadaki öğreticileridir.  Yaşam içinde süreklilik arz eden bir denge vardır, bütün geleneksel mirasımız ve sembollerimiz bu dengeyi temsil etmektedir.

Dolayısıyla şu sıra ne kadar yıkıcıysak, eşit derecede faydalı da olabileceğimizden hiç kuşku duymamalıyız. Sonuçta asıl yıkıcı olan, uygar bir dünya yaratmayı denerken gerçekte onu yok ediyor oluşumuzdur. Diğer bir deyişle; uygarlık, en zarar verici, kaynakları en fazla tüketen ve çevreyi en fazla kirleten etkinliktir. Oysaki gerçek uygarlık, bolluk, bereket, eşitlik ve adil, güvenli ve olumlu/yapıcı bir gelecek vaat eden bir olgu olmalıdır. Bu yüzden, permakültür, sırtını olumluluğa/yapıcılığa dayar, çözümlere odaklanır.

Permakültür, mümkün olduğuna yürekten inandığımız potansiyel olarak çok değerli olabilecek o dünyayı yaratmak üzere, bilmemiz gereken bütün disiplinlerle ve bunların birbirleriyle olan bağlantılarıyla ilgilenir.

Permakültür yapıcı ekonomiler, yapıcı sosyal sistemler ve -sadece mimariden ibaret olmayan- çok iyi tasarlanmış köyler, kentler ve insan yerleşimlerinden oluşan habitatlar yaratır. Ayrıca, gıdamızı, temiz suyumuzu temin edeceğimiz, sürekli olarak çeşitlilik kazanan ve zenginleşen bir ortama ulaşma yöntemleri yaratır.

Permakültürün İlkeleri

Permakültür, işbirliği gerektiren bir sistemdir: bileşenlerin işbirliği. Doğal sistemlerle uyum sağlarız ve insanoğlu için gerekli bilgiyi, en kullanışlı ve faydalı bir şekilde nasıl bir araya getirebileceğimizi öğrenmek ve planlamak için bu sistemleri kılavuz olarak kullanırız. Bu, içi sürdürülebilir bir dünya için gerekli tüm bilgilerin kullanımı kolay bir biçimde bir araya getirildiği bir giysi dolabına benzer; burada işbirliğine yönelik ilkeler ve faydalı ilişkiler gündemdedir. Dolayısıyla permakültürün büyük kısmı disiplinleri bir araya getirmekle ilgilidir; bu, aslında bağlantılara dayalı bir sistemdir. Kendi başlarına bilgi disiplinlerinden ziyade bunlar arasındaki bağlantısallıkla ilgilidir.

Ben anlamlı faaliyetlerin sizin zaman algınızı nasıl değiştirdiği ile çok ilgileniyorum. Zaman kalitesi paha biçilmez bir şeydir ve birçoğumuz boş zamanımızın az oluşundan şikayet ederiz, zamanımız düşük kalitede ve derinlik taşımamakta. Oysaki ben çok yüksek yoğunlukta, derin ve kaliteli zaman geçirdiğim bir hayatı tecrübe ediyor olmayı tercih ederim. Ve sanırım çoğu insan da aynen bunu istiyor; ancak bunu kabullenip, sorumluluk üstlenmek için cesurca bir adım atmaları gerekli. Ve birçok insanın, kendileri, çocukları ve gelecek nesiller için güzel, pozitif bir gelecek istediğini de düşünüyorum.

Eğer insanlar işbirliğine daha çok dayalı ve hoşgörülü topluluklar yaratıyorlarsa, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorlardır. Eğer çevrenizdeki kaynaklar çoğaldıkça çoğalıyorsa, siz büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorsunuzdur. Eğer bu kaynakların büyük bir kısmını sürdürülebilir bir dünya yaratma niyetindeki insanlar oluşturuyor ise, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorsunuzdur. Eğer insanlar kemikleşmiş, yaygın mali sistemlerden ziyade temiz hava, temiz su, temiz gıda, çevreye duyarlı evler, samimiyet, arkadaşlık ve toplumsallıktan daha fazla zevk almaktaysalar, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorlardır.

Toplulukların çoğu, sürdürülebilirlik teması üzerine kurulmuştur, bu sebeple, bunu amaçları olarak belirlemeleri gerekmektedir. Bazı topluluklar inançlar, inanç sistemleri, dini uygulamalar gibi başka sistemler sayesinde bir arada yaşamaktadır. Bence, tüm başarılı ve iyi oluşumlar, sürdürülebilir bir gelecek adına bir araya gelmiş olanlardır. Permakültür, yerel bir topluluk olarak bunu başarmanızı sağlayabilir.

Eskiden sahip olduğumuz, o eşsiz topluluk dokusuna sahip değiliz artık. Hatta o dokunun üzerine işleneceği bir yapıya da sahip değiliz. Bir dokuma halıyı tezgâh olmadan örmek mümkün değildir, topluluk dokusunun tekrar örülmesi gerekmektedir ve bu, işbirliği, hoşgörü ve sürdürülebilir bir geleceğe sahip olma amacının paylaşılması demektir.

Yereldeki Çoğulkültürlü Eylem

Yereldeki çoğulkültürlü eylem, biyo-bölgenizdeki kaynakların, temel üretim için gereken koşulların, temel üretiminiz, temel hizmetleriniz ve sanatlarınızın nasıl işleyeceğinin tanımlanmasıdır.

Arazide neleri nasıl ürettiğimiz bizim biyo-bölgemizi belirler ve biz hiç bir zaman bugünkü kadar potansiyel bir çeşitliliğe sahip olmamıştık. Bahçelerimiz ve arazilerimiz, Orta Çağda sahip olduklarımızdan potansiyel olarak 800 kat daha fazla çeşitliliğe sahiptir.

Temel üretimle üretilmiş olan unsurlar, defalarca işlenir ve değerlendirilir. Tek bir ürün bile bir kereden fazla işlenebilir ve yerel topluluklardaki insanların birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılama biçimlerine yardımcı olabilir. Tabii ki sanata da her zaman ihtiyaç duyulacaktır, çünkü bilimleri taşımanın iyi yolu sanattır. Bilim ve sanat aslında bir bütündür. Sanat, yaşamı sürdürme bilimidir ve bilim de yaşamı sürdürme sanatıdır. Bugünkü akademik sistemden dolayı kafamız bir nevi karışmadan çok önce, hepimiz bilgiyi bu şekilde kalıcı bir biçimde aktarıyorduk.

Kadim kabile kültürleri, kendilerini, öykü, şarkı, şiir, resim, el sanatları, dans ya da tiyatro gibi tüm sanat alanları aracılığı ile ifade etmişlerdir, Bu, eğlence hissi veren, etkili ve kalıcı bir şekilde bilgiyi aktarmaktır aslında. Gerçekten de çok etkili bir bilgi aktarım şeklidir ve herkes bu deneyimi yaşamıştır. Örneğin, çoğu tekerleme gizli bir mesaj içermektedir.

Aslında önemli olan mesajların içeriği değil uygulanma biçimidir. Permakültür, dünyanın her yerinde, birçok kişinin hayatını değiştirdi ve zenginleştirdi, çünkü insanlar permakültürden büyük bir heyecan duydu ve son derece etkilendi. İnsanlar, bunun bulaşıcı olduğuna inanıyor ve şimdiye dek ilgilendikleri en heyecan verici şey olduğunu söylüyor. İyi bir permakültür tasarım kursuna katılıyor ve sonucunda kendinizi çok yüksek derecede permakültür hastalığına kapılmış buluyorsunuz. Öyle ki, bu hastalığı başkalarına bulaştırmaya devam ediyorsunuz ve böylece yayılıp gidiyor.

Permakültür aracılığı ile insanlar hayatın bir anlamı olduğunu anlamakta ve aklıselimi görebilmektedirler; yani bunun sağduyuya uygun bir hamle olduğunu onaylamakta ve kavramaktalar. Bundan sonra korku dağılmaya ve azalmaya başlamaktadır. Ne kadar çok kendinizi bu işe verirseniz kendinizi yapmak zorunda görüp yapamadığınız her şeyden daha az korku duyarsınız çünkü artık elinizden neyin gelebildiğini anlarsınız.

Sonrasında, insanlar neler yapabileceklerini gördüklerinde daha etkili, verimli çalışmaya başlıyor.

Permakültür ile karmaşık ilkelere sahip diğer bütün sistemler arasındaki büyük fark, permakültürün harekete geçmek için gerekli talimatlara odaklanmasıdır. Bu yüzden permakültür, ilkelerini talimatlara dönüştürür.

Aslına bakılırsa, Permakültür ekolojiyi ve doğayı inceler, bu ilkeleri taklit eder ve size doğa ile etkileşimin yolunun bu olduğunu söyler, siz de doğayı ve çevrenizi geliştirirsiniz. Yani permakültür insanoğlunun düşünce tarzında yaşanan etkin ve de etkileşimli bir devrimdir.

Dünya’nın her yerindeki insanlar permakültür aracılığı birbirleri ile etkileşim içindedirler. Mesela, şu an kısa süre önce bir deprem yaşamış olan Şili için büyük bir bağış etkinliği gerçekleştiriyoruz, çünkü orada bir Permakültür Araştırma Enstitümüz var. Aslında, depremden sadece birkaç gün önce, Skype üzerinden ders veriyordum ve çok kısa süre sonra deprem yaşandı. Oradakiler insanlara yardım etmek ve Şili Hükümetinin daha sürdürülebilir bir şekilde yeniden

Haiti'deki permakültür çalışmalarından

inşası/geliştirilmesi için hemen harekete geçtiler. Diğer taraftan, Permakültür Araştırma Enstitümüzün oldukça yol kat ettiği Türkiye’de de büyük bir hareketlenme var. Türkiye’den giderek çok sayıda öğrenci geliyor ve döndüklerinde kendi öğrencilerini eğitmeye başlıyorlar.  Bunların dışında Kanada ve Haiti’de de faaliyetlerimiz sürüyor; böylece onlar sürdürülebilir devinimler için permakültürü kullanıyorlar.

Permakültür bayağı Avustralya’ya has bir sistem ve büyük olasılıkla da bizim en yararlı ihracımız olduğunu düşünüyorum, çünkü durdurulması neredeyse artık imkansız hale gelen sanayileşme canavarının yıkıcı gücünü potansiyel olarak yumuşatacak, dolayısıyla onu durduramasak da en azından büyük çöküşün etkisini hafifletebileceğiz.

Büyük Çöküş

Büyük Çöküş’ün ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. Büyük bir hızla kaynakları tüketiyor olduğumuz aşikâr, ama özellikle sıvı yakıtlar ve fosil yakıtlar hızla tükenmekte. Oldukça bariz bir yiyecek eksikliğimiz de var, çünkü 2000 yılından bu yana yiyecek üretiminde bir artış sağlanamadı. Küresel olarak, üretilen yiyecek miktarı, yıllık olarak 2000 yılına kadar her yıl arttı ve en yüksek noktaya ulaştı. Diğer taraftan nüfus artışının hızı yavaşlamadı, bu da herkes için gittikçe daha az yiyecek anlamına geliyor. İşte bu nedenle topluluk bahçeleri ve yerel yiyecek güvencesine karşı ilginin arttığını görüyoruz. Bu durum, Avustralya’nın her yerinde ve dünyanın gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerinde böyle.

İnsanlar, yiyecek üretiminin tekrar toplum içine, şehirlere ve şehir çevrelerine taşımak zorunda olduklarını anlamaya başladılar. Ciddi bir su krizi yaşamaktayız, çünkü çok az miktarda temiz suyumuz kaldı, suyumuzun çoğu kirlenmiş durumda. Aynı zamanda sadece ısınma olarak değil, hemen her anlamda sivri çıkışlar yaşayan, krize girmek üzere olan bir iklime sahibiz. Mutedil unsurlar giderek kayboluyor, çünkü her geçen gün doğada daha çok şey yok ediliyor. Gittikçe daha fazla orman katlediliyor ve bu ekosistemimizi etkiliyor, çünkü ekosistemler yaşam, yaşamlar ise enerji doludur. Bu, güneşin birikmiş enerjisidir. Ormanlar, güneş enerjisini emerek depolayabilen en elverişli varlıklardır. O emici mekanizmaya sahip değilsek, enerji iklime karışır ve iklim oldukça düzensiz hale gelir. Bütün bunlar da toprak erozyonuna sebep olmakta ve böylece yiyecek tedarikimizi etkilemektedir.

Aynı zamanda, maddi krize yol açan bir de fosil yakıt krizi yaşanmakta. Hepimiz biliyoruz ki, petrol fiyatı belirli bir seviyeye fırladığında küresel ekonomi yıkılıyor. Bunların hepsi kocaman birer kriz kümesi. Bu yüzden, eninde sonunda bu tür krizlerin birikimiyle çok dramatik bir etki yaşanacağı kesin. Uygarlığın korkunç yıkılışının ardından hayatta kalmak için debelenip durmaktansa, bu olası deneyimi önleyecek bir gidişatı tasarlayabiliriz.

Permakültür ve Çiftçiler


Çiftçiler şu anda amansız bir mücadele içinde ve durum gittikçe kötüye gidiyor. Toprakla bağlantılı insan sayısı her geçen gün azalırken fabrikalarda çalışan insan sayısı her geçen gün artıyor. Genç insanlar bir hafta içinde 40-60 saati ekranın karşısında oturarak geçiriyor. Çiftçiler de bunu yapıyor ve artık kendi sistemlerinde yaşamları için toprağı ve gökyüzünü ölçüt almıyorlar. Bunun yerine hava durumunu bilgisayardan, talimatları ise makinelerin kılavuzlarından, kimyasalların ve genetiği değiştirilmiş tohumların paketlerinden okuyor.

Çiftçiler sahip oldukları bilgilerin büyük bir bölümünü içten değil dışarıdan alır, böylece çiftlikleri tek-kültürlü, fabrika tipinde, endüstriyel sistemler olmaktan ziyade, eko-sistemik sistemler haline gelir. Rudolph Steiner 1920’lerde ünlü derslerinde söylediği gibi, “Çiftlik kendi başına bir eko-sistem olmalıdır”. Çiftliğiniz üretim fazlası ortaya koymanın yanı sıra gerçekten toprak yaratmadıkça asla sürdürülebilir olmayacaktır. Bu son derece basit bir ölçüttür. Çok uzun bir süre boyunca hem ekonomi için ürün fazlası üretip hem de toprağı tahrip etmeye devam edemezsiniz. Çiftçilerin topraklarının kalitesine ve miktarına çok dikkat etmeleri gerekir ve bunun için de eko-sistemik bir sisteme sahip olmalıdırlar.

Bazı modern toprak biyolojisi uyarım sistemleri sizi tekrar doğru yöntemleri bulmanızda iyi bir klavuz gibidir.  Bunları sık sık kullanırız ve oldukça popülerdirler. Son derece hızlı ve yüksek oksijen verilmiş sıvılar ile toplu halde toprak organizmalarını yetiştirebileceğimiz ve böylece çok kısa bir süre içinde topraktaki hayatı geri getirebileceğimiz oksijenli kompost çay gibi sistemler mevcut. Ancak bunlar kendi başlarına tasarlanmamaktadır ve sizin takip edeceğiniz iyi bir tasarım bilgisine sahip olmanız gerekir. Dolayısıyla, biz size hızlı bir onarım sistemi verebiliriz, siz de ekoloji destekli bir çiftliği tasarlayabilecek duruma gelirsiniz.

Bazı çiftçiler değişmeyi tercih ediyorlar bazıları ise çiftliklerini terk etmeyi yeğliyor. Konuşma yapmış olduğum son Toprak Bakımı Konferansına katılanların sadece yüzde beşi çiftçiydi. Oysa bu konferans, çiftçilerin yüzde 74’ü toprakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak istediklerini söyledikten sonra gerçekleşmişti.

Toprak Bakımı Konferansı doğrudan toprakla ilgisi olmayan, dışarıdan kişiler tarafından organize ediliyor. Ancak ben toprakla ilişkiliyim ve beni görebileceğiniz bir canlı yayın sistemi ile bilgi aktarıyorum. Bu şekilde dünyanın dört bir yanından öğrencilerim benimle konuşabiliyor. Dizüstü bilgisayarlarını alıp bahçelerinden bana, “Bu yer örtücü bitkinin kalınlığı yeterli mi?”, “Bu güneş enerjisi sistemi hakkında ne düşünüyorsun?”, “Ku kompost tuvalet sistemi sence çalışacak mı?” gibi sorular sorabiliyorlar, uygulamalarını canlı olarak bana gösteriyorlar veya Youtube’a yüklüyorlar.

Sistemlerimizin çoğu insanların yardıma muhtaç olduğu kurak bölgelerde ve de birinci dünya ülkelerinde son derece başarılı oldu. Bu nedenle Toprak bakımı konferansını organize edenler bizi buldu ve “Görünüşe bakılırsa iyi sonuçlar elde ediyorsunuz; bu konuda Toprak Bakımı Konferansında konuşma yapmak ve başarılı sistemleri nasıl kurduğunuzu anlatmak ister misiniz?” diye sordular.

Birçok insan şu soruyu sormalı: Permakültür ilkelerinin uygulanmasıyla, şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu besinleri sağlamak için ne kadarlık bir alan gereklidir?

Dikkat ederseniz, yiyecek demiyorum, besin diyorum. Yiyecek ve besin arasında büyük bir fark var, çünkü şu dönemde, yiyeceklerimizde besin eksikliği görülüyor. Örneğin, tükettiğimiz buğday, orijinal haldeki buğdayın içerdiği besin değerinin yalnızca 12’de birine sahip ama 16 kat daha fazla verimli. Yani çok az miktarda besin değerini elde edebilmek için çok daha fazla yiyecek tüketiyoruz ve bu da vücudumuzu oldukça yoruyor.

Peki, şimdi bu soruyu yanıtlayalım… Endüstriyel tarım için kullanılan alanın yalnızca yüzde ikisi ya da üçü – eşit arazi itibariyle yüzde ikisi yeterli.

Yani başka bir deyişle, şehir ve çevre alanlar dahilinde tarımsal faaliyet için biraz alan ayrılması ve aynı zamanda topluluk ormanları da yapılırsa, bütün ihtiyaçlarımızı gidermeye yetecektir. Çoğu tarım alanı tekrar yabanlaşabilir böylece. Bugünkü tarımsal faaliyetlerin de yasadışı kabul edilmesi gerekir – çevreye zarar veren ve erozyona sebep olan tüm faaliyetler yasadışı kabul edilir.

Bol miktarda toprak üretimini sağlayabilecek tek şey eko-sistem süreçleridir. Dar çaplı bir alanda, yüksek miktarda organik madde, malç ve kompost yardımıyla (insanoğlunun atıklarıyla) büyük miktarda toprak üretilebilirsiniz;  ama geniş bir alanda bunu başaramazsınız. Dolayısıyla, geniş bir arazi üzerine kurulmuş ve toprak üretmeyen bütün çiftlikler gelecekte yasadışı ilan edilecek. Maalesef, buna birçok kişi anlam veremeyebilir, ancak durum böyle. Bu dediğime son derece şüpheyle yaklaşacaklar, ama korkarım söylediğim doğru.

Neler Yapabilirsiniz?

Permakültürün mesajını çocukların duyması çok önemli.  Çocuklar gerçekten olumlu mesajları dört gözle bekliyor. Çünkü onlara çok fazla kötü haber iletildi. Yaşlı insanlar mesajı çok kolay kabul edebiliyorlar çünkü geçmişe bakıp “bunu yapabilirdik; bu yapılmaya değerdi” diyebiliyorlar.  Bu konuda en zor olanlar orta-yaşlı insanlar, çünkü mesajıdinlemek için bile zamanları yok.

En kolay ve hazır bir şekilde çalışacağımız grup çocuklar olduğu için, bu mesajı kitaplar aracılığı ile onlara iletmek üzere okullar ile çalışmalıyız. Eğer web sitemize ve satılan kitaplara bakarsanız , “Outdoor Classrooms” isimli harika bir kitap göreceksiniz. Yazarı Janet Millington, bir permakültür öğretmeni ve ayrıca benim eski bir öğrencim.  Öğrencilerim daha sonra kendi öğrencileri olan öğretmenler oluyorlar, onların öğrencilerinin de daha sonra öğrencileri oluyor ve bu böyle devam ediyor. Kendi öğretmenlerimizi yetiştirdiğimiz, kendi kendine büyüyen bir sistemimiz var.  Sunshine Sahilinde, günübirlik bir permakültür kursuna, 80 farklı okuldan 80’den fazla öğretmen gelmişti.

Öğretmenler bunu çocuklara öğrettiklerinde ve dışarıda belirli bir sistemin kurulmasını sağladıklarında, bunun toprak tabanlı bir sistem olacağını anlıyorlar. Çocukların aslında toprağa daha fazla bağlı olduğunu ya da Dikkat Eksikliği Bozukluğuna sahip olduğunu düşündüğünüz çocukların, aslında böyle bir bozukluğa sahip olmadıklarını anlayabilirsiniz. Bu çocukların sadece bazı doğal süreçlerle desteklenmeleri, güzel, sağlıklı ve enzimler açısından zengin çiğ gıda tüketmeleri gerekmektedir. Dersler hem sınıfta hem de dışarıda yapıldıkça çocukların davranışında önemli değişiklikler gerçekleşmektedir. Öğretmenler bundan memnundur çünkü böylece yapmakta oldukları iş kolaylaşmaktadır.

Bu konuda eğitim bölümlerinde yazılmış raporlar var ve gelecekte permakültürün bütün okullarda ve bütün derslerde yer alacağını görebiliyorum. Okullarda permakültürü dersin bir parçası haline getiremeyecek hiçbir dersin olmadığını düşünüyorum.

Bir “Permakültüre Giriş ” dersi almak herkes için faydalı olabilir veya bu konuda gerçekten ciddilerse, permakültür tasarımı sertifikası verilen bir kursa katılabilirler ve böylece bu işte temel olarak alınan etiği görmeye başlayabilirler. Tüm geleneksel kültürler etik kurallarına dayanmaktadır ve permakültür de bir etiğe dayalı bir harekettir. Etik ilkeler oldukça basittir ve üçe ayrılmaktadırlar, fakat aslında tüm dünyada kullanılan on dört ile on sekiz geleneksel etik kurallarından gelmektedirler. Bunlar: tüm yaşayan ve yaşamayan sistemleri ile birlikte dünyayı gözetmek; insanları gözetmek ve insanların ihtiyaçlarını sürdürülebilir bir şekilde temin etmek ve de dünya ve insanları gözetirken kaynak ve üretim fazlasının adil bir şekilde paylaşımını ve geri dönüşünü sağlamaktır.

Gördüğünüz gibi bu etik bizim davranışlarımızı ve sistem tasarlama biçimimizi yönetiyor. Harekete geçmek için sizi yönlendiriyor. Dolayısıyla, önce biraz bilgi toplayın, sonra yerel gruplar ve insanlar ile iletişime geçmeye başlayın, onlarla bu bilgileri paylaşın ve ayak izinizi azaltmak için neler yapabileceğinizi görün.

İlk olarak Veritas Magazine’de yayınlanmıştır.

Geoff LAWTON - 12 Ağustos 2010
Çeviri : Tülay ÇETİN

Kaynak : http://permakulturplatformu.org/

Orijinal Metin : http://permaculture.org.au/2010/08/12/permaculture-your-way-to-sustainable-living/

Aşağıda yazının aslını okuyabilirsiniz.

************************************************************
Permaculture “Your Way To Sustainable Living”

Permaculture is a design science that applies design to the way humanity needs to supply itself with its requirement to live sustainably and in a way that actually enhances the environment. So, the principles of permaculture turn the footprint of humanity into the most beneficial footprint on earth rather than the most damaging footprint. And that’s how nature works.

Permaculture’s principles come from nature itself. So the principles of natural systems and ecosystems are the teachers of the principles of permaculture and in nature. There’s a continuous sort of balance in life, and all our traditional and symbols of heritage, symbolise balance.

So, we can be very certain that as presently damaging as we are, we can be equally beneficial. So the damaging part is that we are in the consequence of trying to create a civilised world, which we appear to be actually destroying. In other words, civilisation appears to be the most damaging thing, the most resource depleting and the most pollutant, consequential activity. True civilisation would be something that created abundance and a fair, equal, safe and positive future. So permaculture is very much based in positivism and oriented around solutions. It deals very much with the connectivity between all the disciplines that we require to understand so that we can create that potentially very important world that we know is possible.

Permaculture creates positive economies, positive social systems and very well designed human habitats of not just architecture but villages and towns and human settlements. As well as the way we provide our food and our clean water and endlessly diversifying and enriching environment.

Disciplines of Permaculture

Permaculture is a system that is co-operative — the co-operation of elements. We harmonise with natural systems, and we use those as our guide to actually laying down the framework for how we should assemble the relevant knowledge of humanity in a useful, useable form. It’s like creating a wardrobe where all the knowledge that’s required for a sustainable world can be assembled in a very easily used way. And that deals with very much with co-operative principles and beneficial connections. So permaculture is very much about connecting disciplines together, it’s a system that is based in connectivity really. It’s more about the connections, than it is the disciplines themselves of knowledge.

I’m very interested in how meaningful action changes your sense of time. Time quality is something that is of immeasurable value and most of us today have a lack of available time, our time is poor in quality and it lacks density. Our time is diluted and very low in quality, whereas I’d rather experience a life of very high-density time and very high quality. And I think most people would, they just need to come to terms with that and take a bit of a brave action to make a commitment. And I think that most people would rather have a positive future to look forward to and for the children of future generations.

If people are creating more co-operative and tolerant communities, they are probably doing the right thing. If resources keep gathering around you, you’re probably doing the right thing. If a lot of those resources are people who are also involved in a good intention of creating a sustainable world, you’re probably doing the right thing. If people are more content with less in the form of conventional financial systems and are more interested in clean air, clean water, clean food, sensible houses, warmth and friendship and community, they’re probably doing the right thing.

Most of these communities are themed around sustainability and therefore, they have to have that as their intention. Some communities glue together with other systems like beliefs, belief systems, or religions of particular practises but really, I think all the good ones are coming together around the intention for a sustainable future. Permaculture can do that for you in the form of a local community group.

We haven’t really gotten the beautiful tapestry of community that we once had. In fact, we don’t even have the fabric that the tapestry was once woven onto. You can’t weave a tapestry until you have the fabric and you need to have a reweaving of the fabric of community and that means co-operation, tolerance and a shared intention that you would like to see some sort of sustainable future.

Local Poly-Cultural Action

Local poly-cultural action is an identification of the resources of your bio-region and the needs to create the livings of primary production, the processing of primary production, services and the arts. Those are the four main livings that we engage in.

How and what we produce from the land identifies our bio-region; and that’s never been more potentially diverse than it is now. Our gardens and our landscapes are potentially eight hundred times more diverse than they were in the Middle Ages.

Those primary productive produced elements are processed and evaluated many times over. With one product alone, it can be processed more than once and then how people service each other’s needs in the local community and then of course we always need the arts because the arts are a great way of transferring the sciences. Science and art is really one thing. Art is the science of survival and science is the art of survival and before we got sort of confused with the present academic system that was how we transferred knowledge in a very anchoring way.

Ancient tribal cultures express themselves in all the arts through storytelling, song, poetry, paintings, artwork, dance, or theatre. It’s the transfer of knowledge through anchoring information with enjoyable emotions. It really is a link of knowledge and we’ve all experienced it. For example, most of our nursery rhymes have hidden messages.

A lot of it is really just the methodology, not the actual messages. Permaculture has changed and enriched the lives of those around the world because people have been incredibly stimulated and excited by permaculture. People say it’s infectious, and the most exciting thing they have ever engaged in. You take a good permaculture design certificate course and you end up with a heavily infected dose of permaculture and you leave so infected that you infect other people, and so it ripples out.

Through permaculture, people recognise that life has a meaning and they can see the rational; they can legitimise and rationalise why it makes absolute common sense. Then, fear starts to dissipate and drop away and as you make more and more commitments you have less and less fear of all the things you should be doing and what you could be doing because you realise what it is that you can do.

Then, people start to function more efficiently because they realise what it is they can do.

The big difference between permaculture and a lot of the other systems that elaborate principles continuously is that permaculture specialises in directives to act. So it converts principles into directives to act.

Permaculture actually examines the ecology and the environment, emulates those principles and then says this is the way you interact with it and you improve the environment and nature. It is active and interactive; it’s an evolution in human thinking.

People all over the world have emulated and interacted with each other through permaculture. At the moment, we’re having, a big fundraiser for Chile because we have a Permaculture Research Institute in Chile where they have just had the earthquake. In fact, just a few days before the earthquake I was teaching with Skype, and just a few days later the earthquake hit them. They went into action to help the government and the people of Chile to recover and develop and rebuild in a more sustainable way. There’s also big action coming in from Turkey, where our PRI Turkey is really taking off. I’m getting more and more Turkish students coming over and then going back to train their own people. We’re also working in Haiti and Canada. So they’re using permaculture in a sustainable action.

Permaculture is very much an endemic Australian system and it’s probably our most beneficial export because it’s potentially going to cushion the industrial juggernaut that seems as if it’s almost impossible to actually stop, but at least we can cushion the impact of an eminent crash.

The Eminent Crash


You may be wondering what the eminent crash is. Well it’s quite obvious that we are actually running out of resources en masse, but we are particularly running out of the liquid fuels and the fossil fuels. There’s also an obvious food shortage because the world’s not produced any more food since 2000. The amount of food produced globally, increased yearly up until the year 2000 and then it hit a peak. Population didn’t slow down, so there’s less food all the time for more people and that’s why you are getting more and more interest everywhere in the world for community gardens and local food security. That’s happening everywhere in Australia and around the first and third world.

People are realising they are going to have to bring food production back into population, and into urban and perimeter urban situations. We have a serious water crisis because there is very little pure water left and most water is polluted. We’ve also got a climate that’s going into crisis not just warming, but it’s actually spiking in all directions. It’s losing its moderating elements because there’s more and more of the environment being taken down. More and more forests are coming down, which affects our ecosystem, and ecosystems are full of life and life is full of energy. This is the stored energy of the sun. Forests are the most efficient absorbers of the sun’s energy. If you don’t have the absorbing mechanism it goes into the climate and we get an incredibly erratic climate. All of this is affecting our soil erosion that in turn affects our food supply.

There is also a fossil fuel crisis, which is creating a financial crisis. We know that if the price of oil spikes to a certain level, the global economy collapses. These are all huge clusters of crisis. So, sooner or later an accumulation of crises like these has to cause a dramatic effect. It would be better if we could design our way out of this rather than try and struggle out of some kind of horrible collapse of civilisation.

Permaculture and Farmers


Farmers are in absolute strife at the moment and it’s getting worse. There are less and less people on the land all the time and there are more and more people in factories. The average young person sits in front of a screen for forty to sixty hours a week. Farmers also do this and they don’t look at the soil anymore or the sky so much and gauge the life in their systems. Rather, they read weather systems on a computer; they read the instructions on a machine and the instructions on the packets of chemicals and genetically engineered seed.

Most of their knowledge is coming from outside rather than from inside, so that their farms become eco-systemic systems, rather than monocultural, factory, industrial systems. As Rudolph Steiner said in the nineteen twenties in the famous lectures, “The farm needs to be an eco-system to itself.” Until your farm is actually creating soil, as well as surplus produce, it will never be sustainable. It’s a very simple gauge. You cannot be destroying the soil and producing surplus produce for the economy for very long. Farmers need to keep a keen eye on their quality and quantity of soil, and to do that you have to have an eco-systemic system.

Some of the modern systems of soil biology stimulus are a good silver bullet to get you back on track. We use those a lot. They’ve been very popular. And then there are things like the oxygenated compost tea systems, where we’re breeding soil organisms en masse and with very rapid, highly oxygenated liquids so that we can bring the soil life back in a very short amount of time. But they are not designed by themselves; you have to then have a good design to follow it up. So, we can give you a fast recovery system and then you need to be able to design an ecology-supported farm.

Some farmers are choosing to change and some are just simply leaving the farm. The last Landcare Conference I spoke for was attended by only five percent of farmers. This was after seventy four percent of farmers said they would like to know more on how to sustainably manage land.

The Landcare conference organizers are outside contractors, and not connected directly to land. However, I am connected to the land and I do live streaming where you can see me. This is how my students talk to me around the world now. They actually take the laptop out into the garden and say, “Is this cover crop thick enough? What do you think of the design of this solar system? What do you think this? Do you think this compost toilet system is going to work? They actually show it to me live stream or they put it up on YouTube.

A lot of our systems have been very successful where people are in great need, in aid areas but also in the first world. So, the Landcare conference organizers found us and said, “Well, you seem to be getting a result, would you be prepared to talk to the Landcare conference and explain how you’re coming up with successful systems?”

Many people should be asking the question: What area of land would we need to supply the world with the same nutrition that it presently requires, using permaculture principles?

Realise that I didn’t say food, instead I said nutrition. There is a big difference between food and nutrition because our present food lacks nutritional density. For example, our wheat is one- twelfth the nutrition of the original wheat but sixteen times more productive over the area. We eat enormous amounts of food for very small amounts of nutrition, which kind of wears our bodies out.

So, to answer that question … it’s about two to three percent of the present area that we use with industrial agriculture — two percent in equivalent area. So in other words, urban and perimeter urban agriculture with some rangeland and community forestry, would supply all of our needs. Most of the agricultural land could just go back to wilderness. Agriculture in its present form would probably be illegal — any land practice that degrades the environment and causes soil erosion would be illegal.

The only things that create soil en masse are eco-system processes. You can create a lot of soil in a concentrated area with lots of organic matter, mulches and compost — on the waste products of humanity — but you can’t do it over a large area. So all the large area farms that aren’t producing soil will have to become illegal. Most people wouldn’t have a clue about that. They wouldn’t even realize that’s the case. They’d probably find that a very contentious statement. But I am afraid it’s true.

What Can You Do Now?

The message of permaculture is also very important for children to hear. Children really look forward to a positive message. They get told too much bad news. Older people as well take on the message very easily because they look back over their life and they say, “We could have done this; this could have been worthwhile.” It’s the middle-aged people that are the really hard ones to get this message to because they just haven’t got time to listen.

So, since the children are the ones that we can work with the most readily and easily, we must work with the schools to get the message out through books. If you look on our website and the books for sale, one of the great books is called “Outdoor classrooms”. The author, Janet Millington, is one of my students and a permaculture teacher. Students of mine have become teachers who have created students, who’ve become teachers, who’ve created students, who’ve become teachers and so on. We’ve got a self-breeding system, where we breed our own teachers. On the Sunshine Coast, on one of the permaculture teacher’s one-day courses, they had over eighty teachers from eighty different schools turn up.

Teachers actually find that when you teach kids this and you get a bit of a system going outside, it can become a land-based system. You can find that the kids that are more connected to the soil, or the ones that you thought had Attention Deficiency Disorder actually didn’t have it. They just needed to be grounded with a few natural processes, and eat a bit of raw food that’s nice and healthy and enzyme rich. All of the lessons of the classroom are outside as well as inside and those kids’ behaviour moderates quite dramatically. Teachers rather like that; it makes their job easier.

There have been reports written into the education department about this and I can see a future where permaculture will be in all schools and almost in all lessons. There aren’t any lessons taught in schools that couldn’t include permaculture as part of the lesson, in every subject.

It would be useful for anybody to take an ‘Introduction to Permaculture’ course or if they are really serious, or take a permaculture design certificate course so they can just start looking at the basic ethics. All traditional cultures base themselves in ethics and permaculture is a movement that begins with an ethic. The ethics are quite simple and they are synthesized down to three but they come from about fourteen to eighteen traditional ethics that have been used around the world. They are: Care for the earth and all it’s living and non-living systems, care of people and supplying the needs of people in a sustainable way and a fair share and return of surplus to earth-care and people-care.

You can see that ethics govern the way we behave and the way we design systems. They give you a direction to act. So, get a bit of information, start to contact local groups and local people, share knowledge with them, and see what you can do to lessen your footprint.

first published in Veritas Magazine.

Geoff LAWTON - August 12, 2010
http://permaculture.org.au/2010/08/12/permaculture-your-way-to-sustainable-living/

Son Yazılar