İrtica ve Milli Güvenlik Siyaset Belgesi

27 ekim 2010 günü yapılan son MGK toplantısı sonunda yayınlanan basın bildirisinin sonuncu maddesinde (F) "Yeni milli güvenlik siyaseti belgesi (MGSB) görüşülerek uygun bulunmuş ve bu konudaki tavsiye kararının bakanlar kuruluna bildirilmesine karar verilmiştir." denmektedir.


Basına yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla, önceki MGSB'nde iç ve dış tehdit algılamalarından bir çoğu, kabul edilen yeni belgeden çıkartılmış veya değiştirilmiştir. Yapılan değişikliklerden en önemlilerinden birisi "irticaî faaliyetlerin" iç tehdit kapsamından çıkarılması olmuştur. Bu husus gazete haberlerine "iç güvenlik bölümünde,"Din istismarı ile aşırı dinci örgütler tek tek değerlendirilirken, "İrtica" ve "İrtica tehdidi" ifadeleri ilk kez kullanılmadı" şeklinde yansımıştır.

Toplantının ertesi günü basınla biraraya gelen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde ''İrticanın tehdit olmaktan çıkartılıp çıkartılmadığının'' sorulması üzerine, şöyle konuşmuş:

''Bu siyasi bir terminolojidir. Herkes bunun içine neyi koymak istiyorsa onu koyuyor. Bu bir yıpratma terminolojisidir. Özellikle bu siyasette kullanılıyor. Partiler için kullanılıyor ya da siyasetin önde gelen aktörleri için kullanılır onu yıpratmak için. Ceza Hukukunda 'irtica suçu' diye bir suç yok, hukukumuzda 'irtica' diye bir kavram da yok. Bu bir siyasi kavramdır. Türkiye'de uzunca bir zamandır tartışıldığı halde netleşmeyen bir konudur'' demiştir.

AKP'li politikacıların nadiren söyledikleri doğrulardan biri !

Arapça "raca'a" kelimesinden türetilmiş Osmanlıca bir kelime olan ve dönüş (önceki yere) anlamına gelen "İrtica", gericilik manâsında kullanılmış olup (Fransızca: Réaction), önceki şartlara dönüşü isteyen, aşırı muhafazakar ve ilerlemelere karşıt olan, herhangi bir sosyal ya da siyasi hareket veya ideoloji ve buna bağlı eylemleri ifade eder.

Bu terim Batı'da Fransız Devriminde sabık monarşi rejimine veya onun koşullarına dönüşü isteyen karşı devrimcileri tanımlamakta kullanılmıştır. Ondokuzuncu yüzyılda batıda derebeylikleri ve aristokrasiyi korumayı arzu eden ve sanayileşme, cumhuriyetçilik, liberalizm ve sosyalizm karşıtlarını tanımlamakta kullanılmıştır. Gerici tabiri politik anlamda gelişme ve yenileşmelere karşı olan ideolojileri tanımlamak için aşağılama amacıyla da kullanılır.

İrtica terimi gündem ve sözlüğümüze esas olarak İkinci Abdülhamit dönemindeki 31 Mart Vak'ası (13.04.1909) olarak bilinen olayla girmiştir. Günümüzde gericilik veya irtica terimi daha çok dinî köktendinci talepler ile geriye dönüşü ve çağdaş, laik cumhuriyet rejimi yerine dinî kurallara göre bir siyasi ve hukuki rejimi savunanları anlatmak için kullanılmaktadır.

İrtica ve irticaî faaliyetler (mürtecilerin eylemleri) özellikle Cumhuriyet döneminde en önemli iç tehdit unsuru olarak değerlendirilmiştir. Nitekim en bilinen irticaî faaliyetler 13.Şubat'ta başlayıp, 15.Nisan.1925 tarihinde bastırılan Şeyh Sait ayaklanması ve 23.Aralık.1930'daki Menemen ayaklanması ve Yedek Asteğmen Kubilay'ın şehit edilmesidir. Benzer örnekleri, (19-25).Aralık.1978 tarindeki Kahramanmaraş olayları, 1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum'da yaşananlar, 2.Temmuz.1993 tarihinde Sıvas Madımak Otelinde yazar, ozan ve düşünürün yakılarak öldürülmesi gibi günümüz olaylarıyla da çoğaltmak mümkündür.

Bütün bu örnekler sonrasında yakalanan suçluların yargılanmalarından anlaşılacağı gibi suçlulardan hiç biri "irtica" diye bir suçu işledikleri için cezalandırılmamışlardır.

Cemil Çiçek el-hak doğru söylemektedir

Şeyh Sait ayaklanmasının başlamasını müteakip, 24.Şubat.1925 tarihinde kabul edilen 556   sayılı kanunla, 29.Nisan.1920 tarih ve 2 sayılı Hıyanet-i Vataniye Kanunu tadil edilmiş, dinî amaçlı siyasî faaliyetler vatana ihanet kapsamına alınmıştır. Ancak yapılan bu değişikliklerde "irtica" ifadesi yeralmamıştır.

Şeyh Sait ayaklanması sırasında, 4.Mart.1925 tarihinde 58 sayılı Takrir-i Sükûn Kanunu  çıkarılmıştır. İlk defa bu kanunun 1. maddesinde "irtica" sözü yeralmış, suçu işleyenlerin İstiklâl Mahkemesin'nde yargılanacağı belirtilmiştir.

11.Eylül.1920 tarih ve 21 sayılı Firar Ceraimini İrtikap Edenler Hakkında Kanun (Firariler Hakkında Kanun)  ile kurulup, Ankara İstiklal Mahkemesi hariç, 17 Şubat 1921'e kadar yaklaşık 5 ay kadar çalışıp, görevleri sona eren birinci dönem İstiklal Mahkemelerinden sonra,  31.7.1922  tarih ve 29 sayılı kanunla  İstiklal Mahkemelerinin yasal düzenlemesi yapılmış ve bu kanunun 14. maddesiyle Firariler Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. İstiklal Mahkemelerinin görevlerinin sayıldığı, 3. Maddenin şıkları arasında da "irtica" suçu ile ilgili bir husus yoktur.

Görüldüğü üzere, Cumhuriyetimizin ilk dönem yasalarında "irtica" başlığı altında tanımlanmış bir suç olmadığı için, Şeyh Sait isyanına katılanlar Takrir-i Sükûn kanunu ile teşkil edilen Şark Bölgesi İstiklal Mahkemesinde (14-23).5.1925 ve (26.5-27.6).1925 tarihlerinde yapılan yargılamalarda "vatana ihanet kanununda sayılan" suçlardan mahkum oldular.

Menemen hadisesinin suçluları 1. Mart.1926 tarih ve 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesine  göre  mahkum olmuşlardır.


Bilindiği üzere "Lâiklik" ilkesi 1924 anayasasının 2. Maddesine 1937 yılında girmiştir.  Anayasanın 75. Maddesinde ise lâikliğe ilişkin hüküm vardır.  Benzer şekilde "Lâiklik" ilkesi 1961 ve 1982 anayasalarının da 2. Maddelerinde yeralmıştır. Lâiklikle ilgili hükümler, 1961 anayasasının 19. ve 1982 anayasasının 24. Maddesinde benzer şekilde ifade edilmektedir. Ancak, lâikliğe aykırı eylemleri cezalandıracak maddeler, daha önce bahsedilen 2 sayılı Hıyanet-i Vataniye kanununda ve 765 sayılı eski (mülga=yürürlükten kalkmış) olan Türk Ceza Kanununun 163. Maddesinde  bulunmaktadır. Bununla beraber, tüm bu ilgili mevzuat tarandığında, Takrir-i Sükûn Kanununun 1. Maddesi dışında hiçbir yerde "irtica" lafı ve suç tanımı yoktur.

"Cezaların kanunîliği" ilkesi "nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege praevia (Yasa olmadan cürüm olmaz, daha önce kabul edilmiş yasa olmadan ceza verilemez)" uyarınca irtica ve irticaî faaliyetler gibi suçlar daha önceden yasalarla tanımlanmadığına göre, ortada olmayan bir suçun MGSB'nde iç tehdit olarak yeralması da mümkün değildir. Yani Cemil Çiçek ilk defa doğru bir şey söylemiştir.

İrticanın önündeki engelleri Özal kaldırdı

1980 Amerikancı askeri darbesini gerçekleştiren "Amerikanın oğlanları" ABD'nin yeşil kuşak projesini uygulamaya soktular. ABD'de bir yıl eğitim gördükten sonra ANAP'ı kurup iktidar olan Özal, halka "Allahın ipine sarılmayı" tavsiye ederek ülkeyi yönetip, 1991 yılında Cumhurbaşkanı oldu. O dönemde, irticanın önündeki yasal engelleri kaldıracak bilinçli adımlar attı. 1991 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu  çerçevesinde, kanunun 23. Maddesiyle Hıyanet-i Vataniye Kanununu ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 163. Maddelerini yürürlükten kaldırdı.

Sonuç

Günümüzde, lâiklik karşıtı eylemleri (yasalarda olmayan irticaî faaliyetleri) cezalandırmak için, 1982 anayasasının 24. Maddesindeki özgürlükleri engeleyenlere verilecek ceza, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasasının 115. maddesinde  ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1. Maddesinde   "cebir ve şiddet" şartına bağlanmış olarak zayıf bir şekilde mevcuttur. Diğer bir deyişle, cebir ve şiddete başvurulmadığı sürece, 1982 Anayasasının 2. Maddesinde ifadesini bulan Lâik Devlet düzenine karşı her türlü eylem (irticaî) serbesttir. Gelmiş geçmiş iktidarlar bilinçli ve sistemli bir şekilde yasalarda irtica ve irticaî eylemleri suç tanımları içine almamışlar, lâiklik karşıtı suçları ise suç olmaktan çıkartmışlardır.

1) Hıyaneti Vataniye Kanununun Tadili Hakkındaki Kanunun, No: 556, 24 Şubat 1925

"Dini veya mukaddesatı diniyeyi siyasi gayelere esas olan veya alet ittihaz maksadiyle cemiyetler teşkili memnudur. Bu kabil cemiyetleri teşkil edenler veya bu cemiyetlere dahil olanlar haini vatan addolunur.

Dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek şekli devleti tebdil ve tağyir veya cemiyeti devleti ihlâl veya dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek her ne suretle olursa olsun ahali arasına fesat ve nifak ilkası için gerek münferiden ve gerek müçtemian kavli veya tahriri veyahut fiili bir şekilde veya nutuk iradı veyahut neşriyat icrası suretiyle harekette bulunanlar kezâlik haini vatan addolunur."

2) Takrir-i Sükûn Kanunu, No: 58,  4 Mart 1925 (1929'da yürürlükten kaldırıldı) :

Birinci Madde- İrticaa, isyana ve memleketin sosyal düzenini, huzur ve sükûnunu, emniyet ve asayişini bozmaya sebep olacak her türlü teşkilat ve tahrikatı teşvik ve teşebbüs ve yayınları Hükümet, Cumhurreisinin tasdikinden sonra re'sen ve idareten yasak etmeye mezundur. İşbu fiilleri işleyenleri Hükümet İstiklal Mahkemesine verebilir.

İkinci Madde- İşbu kanun neşri tarihinden itibaren iki yıl müddetle yürürlükte kalacaktır.

Üçüncü Madde- İşbu kanunun tatbikine İcra Vekilleri Heyeti memurdur." 3-4 Mart 1925 tarihinde kanuna istinaden iki İstiklal Mahkemesi kurulur ve üyeleri de TBMM'nce 7 Martta seçilirler.

3) Firariler Hakkında Kanun, No :21, 11 Eylül 1920

Madde 1- Muvazzaf ve gönlü ile hizmet-i askeriyeye dahil olup da firar edenler veya her ne suretle olursa olsun firara sebebiyet verenler ve firari derdest ve sevkinde tekasül (kayıtsızlık) gösterenler ve firarileri ihfa (saklayan) ilbas (giydiren) edenler hakkında mülki ve askeri kavaninde (kanunlar) mevcut ahkam  ve indel-icap (gerektiğinde) diğer guna (benzer) mukarrerat-ı cezaiyeyi müstakilen hüküm ve tevfiz (hükmü uygulamak) etmek üzere Büyük Millet Meclisi azalarından oluşan İstiklal Mahkemeleri teşkil olunmuştur.

4) İstiklal Mahkemeleri Kanunu, No: 29, 31.7.1922

Madde 1.

İcra Vekilleri Heyetince gösterilecek lüzum ve Büyük Millet Meclisi'nce ekseriyeti mutlaka ile verilecek karar üzerine icap eden mahallerde İstiklal Mahkemeleri teşkil olunur.(Hükümet tarafından gösterilecek lüzum ve Büyük Millet Meclisinin salt çoğunluğu ile verilecek karar üzerine gerek görülecek bölgelerde İstiklal Mahkemeleri kurulur.)

Madde 3.
İstiklal Mahkemellerinin vezaifi bervechi atidir. (İstiklal Mahkemelerinin görevleri aşağıda sıralanmıştır.)

A) Muvazzaf ve gönlü ile hizmeti askeriyeye dahil olupta firar edenler ve firara sebebiyet verenler ve firari derdest ve sevkinden tekasül gösterenler ve firarileri bilihtiyar ihfa ve iaşe ve ilbas edenler hakkında ceza kanunnamesiyle askari kavaninde muayyen cezai hüküm ve esbabı muhaffefe ve müşeddede mevcut olduğu taktirde yalnız bu fıkradaki ceraime münhasır olmak üzere tensip edeceği diğer güna mukarreratı ittihaz eylemek. (Muvazzaf ve gönüllü olarak askerlik hizmetine giripte firar edenler ve firara sebep olanlar ve firari yakalanması ve sevkinde ihmal gösterenler ve firarileri saklayanlar ve yedirip içirenler ve kıyafet temin edenler hakkında ceza kanunu ile askeri kanunlarda belirtilmiş olan ceza ve suçu hafifleten ve ağırlaştıran sebepler olduğu taktirde yalnız bu fıkradaki suçlara has olmak üzere uygun göreceği kararları vermek.)

B) 29 Nisan 1336(1920) tarihli hıyaneti vataniye kanununun muhtevi olduğu ceraimi. (29 Nisan 1920 tarihli Vatana İhanet Kanununun içerdiği suçları.)

C) Devletin emniyeti hariciye ve dahiliyesini ihlal edenler hakkında ceza kanununun birinci babının birinci ve ikinci fasıllarında muharrer ceraimi. (Devletin dış ve iç güvenliğini ihlal edenler hakkında ceza kanununun birinci bölümünün birinci ve ikinci fasıllarında yazılı olan suçlar.)

Ç) Askeri ve siyasi casusluk ve suikastı siyasi ve asker ailelerine taarruz ve tecavüz ceraimi. (Askeri ve siyasi casusluk ve siyasi suikast ve asker ailelerine saldırı ve tecavüz suçları.)

D) Seferberlikte tedariki vesaiti nakliye komisyonlarının sui istimalat ve musamahatı hakkında askeri ceza kanunu muvakkatinin birinci maddesini muadil 28 rebiülahir 1332 ve 2 mart 1331 tarihli kanunda musarrah ceraimi rü'yet etmek. (Seferberlikte nakil aracı sağlama komisyonlarının görevi kötüye kullanma hakkında geçici askeri ceza kanununun birinci maddesine karşılık gelen 2 Mart 1915 tarihli kanunda açık bir biçimde belirtilmiş olan suçlar.)

E) İhtilasta bulunan, rüşvet alan bilumum memurini mülkiye ve askeriyeyi ve bunlara hangi sınıftan olursa olsun iştirak ve vesatat eyleyenler. (Vurgunculuk yapan, rüşvet alan bütün sivil ve asker memurların ve hangi kesimden olursa olsun bunlara katılanlar ve yardımcı olanlar.)

F) Nüfuzu memuriyetinden istifade ederek halka zulüm ve işkencede bulunan memurini mülkiye ve askeriyeyi muhakeme etmek. (Memuriyet yetkilerinin gücünü kullanarak halka zulüm ve işkencede bulunan sivil ve asker memurları yargılamak.)

5) Türk Ceza Kanunu (Mülga), No: 765, 01/03/1926

Madde 146 - Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men`e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahküm olur.

65 inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur.

6) 1924 Anayasası

Madde 2- Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Layik ve Devrimcidir. Devlet dili Türkçedir. Başkent Ankara'dır.


7) Madde 75- Hiçbir kimse felsefi inanından, din ve mezhebinden dolayı kınanamaz. Güvenliğe ve edep törelerine ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü din törenleri serbesttir.


8) Türk Ceza Kanunu (Mülga)

Madde-163 : Dinî veya dinî hassasiyeti veya dinen mukaddes tanılan şeyleri alet ederek her ne suret ve sıfatla olursa olsun Devletin emniyetini ihlâl edebilecek harekette halkı teşvik veya bu babta cemiyet teşkil edenler teşvikat ve teşkilâtın bir güne fiilî eseri çıkmamış olsa bile muvakkat ağır hapse mahkum olurlar.

Böyle bir cemiyete girenler 313 üncü maddeye göre cezalandırılırlar.

Dinî efkar ve hissiyat müstenit siyasi cemiyetler teşkil edilemez. Bu gibi cemiyetler dağıtılır. Teşkil edenlerle azaları birinci fıkra mucibince cezalandırılır.

9) Terörle Mücadele Kanunu, No: 3713, 12/04/1991

Yürürlükten Kaldırılan Hükümler


Madde 23 -

a)2 sayılı Hıyaneti Vataniye Kanunu,
b)6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyetlerinin Korunması Hakkında Kanun,
c)765 sayılı Türk Ceza Kanununun 140, 141, 142 ve 163 üncü Maddeleri,
d)2908 sayılı Dernekler Kanununun 5 inci Maddesinin 7 ve 8 numaralı bentleri ile 6 ncı Maddesinin 2 numaralı bendi,
e)2932 sayılı "Türkçeden Başka Dillerle Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun",
yürürlükten kaldırılmıştır.

10) Türk Ceza Yasası, No: 5237, 26.9.2004
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme


Madde 115. -
(1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Dini ibadet ve ayinlerin toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre ceza verilir.

11) Terörle Mücadele Kanunu, No: 3713, 12/04/1991

Birinci Bölüm: Tanım Ve Terör Suçları
Terör Tanımı


Madde 1: (Değişik fıkra: 15/07/2003-4928 S.K./20. md.)
Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.

İP Ulusal Strateji Merkezi - USMER İstanbul Başkanı
Haluk DURAL - 04 Kasım 2010 - Ulusal Kanal

http://www.ulusalkanal.com.tr/