bag haluk dural konferans7 1

Halkçı - Atatürkçü İktidara Doğru Cumhurbaşkanlığı Seçimleri! (Paris Paneli - 14 Haziran 2014)

Değerli konuklar,

( Dinleyebilirsiniz.)

öncelikle böyle güzel ve sıcak bir havada buranın sıcak atmosferine katlanmak zorunda bulunmuş olmanızdan ve bizleri konuk ettiğiniz için çok teşekkür eder saygılar sunarım.

Tabii gerek açılış konuşması sırasında değerli dostumuzun gerekse sizin yaptığınız bu kısa gündem turunu konuşmak için günler lazım. Hepsi hakkında birkaç şey söyleyecek olmaya kalksak bile uzun zaman alacaktır.

Ben sizlere Mili Merkez'le ilgili kısa bir tanıtım yapayım. İkinci turda sizlerden gelecek sorulara göre daha doğru açıklayıcı cevaplar vereyim.

Efendim Mili Merkez'in kuruluşu şu şekilde oldu. 2011 seçimlerine mütaakiben 1 Ekim'de TBMM açılınca meclis başkanımız sayın Cemil Çiçek derhal ortaya çıktı ve dedi ki, bu meclis, yeni bir anayasa yapacak, özgürlükçü bir anayasa yapacaktır. Ve bu meclis,bu işi yapabilmesi için gurubu bulunan 4 siyasi partiden verilecek temsilcilerle bir anayasa uzlaşma komisyonu kurulacaktır.

bag haluk dural konferans1

Biz aydınlar, bir gurup aydın, bu sinyalleri alınca teyakkuza geçtik. Peşinden sayın Cemil Çiçek partileri ziyaret ettikten sonra, BDP'yi de ziyaret ederek, 21 Ekim 2011 tarihinde bir basın toplantısıyla, mecliste kurulacak olan,her partinin vereceği 3 milletvekilinden oluşacak 12 kişilik Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun kurulacağını ilan etti.

Ve bu şekilde bu kurulun hazırlayacağı anayasa değişikliklerinin özellikle şunu içereceğini söyledi: İçinde etnik ve dinsel farklılıkları taşıyan yeni bir anayasa yapılmayacaksa anayasa yapmaya gerek yoktur.

Tabii bu çok tehlikeli bir şarttı.Bizler, bu lafı duyar duymaz eski TBMM başkanımız sayın Hüsamettin Cindoruk ve İstanbul Üniversitesi eski rektörü sayın Kemal Alemdaroğlu'nun girişimiyle, yaptıkları çağrı üzerine, İstanbul'da 60-70 kişi toplandık.

bag haluk dural konferans2

Akademisyenler,politikacılar,demokratik kitle örgütleri temsilcileri ile "bu lafların arka planında ne vardır"ı tartıştık. Özellikle yapılmak istenen şey, "özgürlükçü bir anayasa" değildir.Arka planı çok tehlikeli bir iş yapıyor.

Yanılmış olmamak için, bu sefer 10 Aralık 2011 tarihinde Ankara'da yine yüksek düzeyde bir heyetin katıldığı ikinci bir toplantı yaparak bu "özgürlükçü yeni anayasa" girişiminin arka planında ne olduğunu tartıştık.

Katılan tüm kişilerin açıklamalarıyla konu billurlaşınca, 24 Aralık 2011 tarihinde Ankara'da İstanbul Barosu salonlarında Türkiye'nin her yerinden gelen 250 delegenin katılımıyla yaptığımız toplantıda Milli Anayasa Forumu'nun kurulduğunu ilan ettik.

bag haluk dural konferans3

Ve dedik ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin yürürlükteki anayasası, 1982 Anayasası, iddia edildiği gibi - ki doğrudur - 5 faşist generalin yaptığı darbe sonrası yapılmış bir anayasadır. Ama şu andaki anayasamız o yapılan anayasa değildir.

Zira, çeşitli tarihlerde ve özellikle 1996 yılı ve 2004 yılında Avrupa Birliği'ne uyum adı altında bu anayasada çok önemli köklü değişiklikler yapılmıştır.Anayasa, bugüne kadar 17 tane anayasayı değiştiren kanunla 117 maddesinde değişiklik yapılmıştır.Bu kanunlardan biri, daha sonra Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildi.

Anayasa'nın 10 ve 42'inci maddelerinde değişiklik öngören ve esas olarak da laiklik ile ilgili konuyu gündeme taşıyan bu yasa "türbana özgürlük" anlamına geliyordu, iptal edildi.

bag haluk dural konferans4

Geri kalan değişiklikleri dikkate aldığımız zaman şunu görüyoruz : Bu değişiklikler sonrası, halen yürülükte olan anayasamız,çağdaş ülkelerin anayasalarındaki temel hak ve özgürlüklere ilişkin bütün maddeleri kapsamaktadır.

Nitekim, mecliste çalışmalarını sürdüren sonra kadük olan "Anayasa Uzlaşma Komisyonu" anayasanın 68 maddesi üzerinde mutabakat sağladı. Mutabakat metinlerine baktığımız zaman mevcut anayasadan ya bir kelime değişikliğiyle, ya virgül ya da inceltme işareti şapka koymaktan ibaret basit değişikliklerdir. Çünkü, anayasamızda çağdaş ülke anayasalarında bulunan bütün temel hak ve özgürlükler vardır. Buna rağmen, hala anayasa, ille de özgürlükçü bir anayasa yapılacak ısrarının arkasında başka birşey vardır.

bag haluk dural konferans5

Ve bizler, bu yöne çıktıktan sonra dedik ki, derdimizi nasıl olsa medya bildirmez, o zaman halka gidelim, çeşitli toplantılar yapalım, oralarda anlatalım bunu. Gerçekten de bu işi yaptık. Ve vatandaşlarımız ile şu bilgiyi paylaştık : Dedik ki, yürürlükteki anayasaya göre seçilmiş olan meclis, bu anayasayı yürürlükten kaldırmak üzere yeni bir anayasa yapamaz. Böyle bir yetkisi yoktur.

Birkaç nedenden dolayı yoktur. Birincisi, yürürlükteki anayasanın 81.inci maddesinde milletvekilleri yemin ederler ve anayasaya sadakatten ayrılmayacaklarına, namus ve şerefleri üzerine yemin ederler. Dolayısıyla yürürlükteki anayasayı yürürlükten kaldırıp onun yerine yeni bir anayasa koyamaz.

İkincisi, anayasanın 87.inci maddesi TBMM'nin yetki ve görevlerini sayar. Bu yetkiler arasında, kanun yapmak, kanun hükmünde kararname çıkarmak, iptal etmek, uluslararası anlaşmaları imzalamak falan...Ama meclisin görev ve yetkileri arasında anayasa yapmak görevi yoktur.

bag haluk dural konferans7

Peki yeni anayasalar yapılamaz mı? Elbette yapılabilir. Bazı ülkelerin anayasaları, Yunan ve Alman anayasası  gibi yeni anayasa yapılmasına ilişkin hükümler içeriyor. Ama böyle bir hüküm taşımayan anayasaların bulunduğu ülkelerde bile yeni anayasalar elbette yapılabilir, gelişen şartları karşılamak üzere. Ama bunun yolu kurucu meclisler eliyledir. Anayasaya göre seçilmiş meclisler tarafından yapılamaz.

Kurucu meclisler herhangi bir aracı olmaksızın ülkedeki tüm çıkar guruplarının dengeli bir şekilde temsil edildiği bir meclistir. Görevi sadece yeni anayasa yapmaktır. Yeni anayasa yapıldıktan sonra halk oylamasına sunulur, kabul edilirse yürürlüğe girer. Eski anayasa öyle kalkar.

bag haluk dural konferans9

Dolayısıyla, bu meclisin yeni bir anayasa yapma hakkı ve yetkisi olmadığı halde bu uğraş niyedir?

Dedik ki, esas amaç anayasamızın 4.üncü maddesi, ilk 3 maddesinin değiştirilemeyeceğine hükmeder.Bu ilk 3 maddeden en kritik olanı 3.üncü maddedir. Anayasamızın 3.üncü maddesi, yani değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 3.üncü maddesi şöyledir : " T.C. devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı kanunla belirlenmiş beyaz ay yıldızlı albayraktır. Başkenti Ankara'dır. Milli marşı istiklal marşıdır."

Değiştirilmek istenen yer burasıdır. Sebebi de şudur : Ayrılıkçı Kürt hareketi başta PKK olmak üzere ama bunların efendisi olan Amerika, 1967 yılından bu yana, Türkiye'nin üniter devlet yapısına karşı bir faaliyet halindedir. Ve Türkiye'yi federal bir devlet haline geçirmenin peşindedir. Çünkü federal bir devlet haline dönüştürdükten sonra bazı bölgelerimizin yapılacak olan bir kendi kaderini tayin hakkı diye tanımlanan hakkın kullanılmasıyla o bölgelerde etnik kimliğe dayalı  ayrı özerk bir bölgenin kurulması amaçlanmaktadır. Ama anayasamızın 3.üncü maddesi böyle bir etnik ayrıcalığa müsaade etmemektedir. Çünkü, biz tek milletten oluşmusuzdur. Milletin içinde farklı milliyetlerden kavimler bulunabilir. Ama bu çok alt basamaktaki tanımdır.

Millet, bunların hepsinin kaynaşmasıyla oluşmuş ulus devlet aşamasında ortaya çıkan bir kavramdır. Dolayısıyla millet tektir. Bunun milli simgeleri tektir. Milletin oluşma sürecinin durdurulması, Amerika'nın yayılmacı emperyalist politikasının bütün ülkelere dayatmasıyla ilgilidir.

Milletleşme sürecinin durdurulması, milletin tekrar etnik ve dinsel kümeciklere bölünmesine yol açar. Zira, Amerikan emperyalizminin yayılmasını durduracak en önemli güç milli devletlerdir. O nedenle milli devletlerin yok edilmesi gerekir.

Bu nedenle de onların üniter yapılarının etnik ve dinsel kimlikler bazında federatif bir hale geçirilmesi, bizlere, insan hakları ve demokrasi adına söylenen dünyanın en büyük yalanıdır. Bugün, insan hakları ve demokrasi sözcükleri aslında balistik füze kadar tehlikelidir. Ulusları yok etmeyi amaçlayan içi boşaltılmış kavramlardır.

İşte biz bu gerçeği tuttuk, düzenlemiş olduğumuz çeşitli il ve ilçelerde anlattık.Taa ki 1-1.5  sene kadar 153 toplantı yaptık. Toplantılarımıza ilk başta katılımcıların % 80'i CHP'liler, geri kalanları İşçi partililer ve bu iki siyasi kesimin etkin olduğu dernekler, CKD, TGB, ADD vs.

Ama  bizim bu toplantılarımız ilerledikçe bu kompozisyon da değişmeye başladı. Toplantılarımıza ilave olarak MHP'liler, DSP'liler, SP'liler, ANAP'lılar, Tuncay Özkan'ın partisinin kalıntıları, HEPAR'lılar ve bazı yerlerde AKP'liler bile gelmeye başladı. Yani ülkenin birliğinin tehdit altında olduğunu hisseden AKP tabanı bile toplantılarımıza gelmeye başladı.

Çünkü biz, bu toplantılara Atatürk'te birleşenlerin, Atatürk ilke ve inkilapları ile cumhuriyetimizin, devletimizin temel niteliklerini savunmaya yeminli olan insanların geleceğini biliyorduk. Nitekim öyle oldu.

Bu kitleler bize dediler ki, toplantılarımız ilerledikçe, "biz şimdi anladık bu anayasa planının arkasını. Ne yapacağız? Bize bir yol gösterin."

Onun üzerine, 23 Nisan 2013 tarihinde Ankara'da, çok büyük bir kurultay topladık. 15 bin delegenin katıldığı bu kurultayda kendimizi Milli Merkez'e dönüştürdük. Dedik ki, Milli Merkez artık bu bölücü anayasaya karşı sürdürülen mücadeleye devam etmekle beraber ülkenin en yakıcı sorunları olan bölücülük, ekonomik sorunlar, aklımıza gelebilecek öncelikli sorunlarla da görüş beyan ederek örgütlenecektir, Türkiye çapında, dedik. Ve çalışmaya başladık.

Bugün, geldiğimiz şeyi söyliyeyim. Geçen sene haziran olaylarından sonra faaliyetlerimizde biraz yavaşlama olmakla beraber bugünlerde yeniden hızlanmış vaziyettedir. Şu anda 20 il, 50'ye yakın ilçede, Milli Merkez'in temsilcilikleri ve yönetim kurulları ve temsilciler meclisleri kurulmuştur. Halen bana, Türkiye'nin her yerinden talepler, sadece bana değil, tüm yönetim kurulu üyelerimize akmaktadır.

Bu talepleri ince eleyip sık dokuyarak değerlendiriyoruz. Çünkü bu yönetim kurullarına herhangi bir partinin damgasının vurulmasına müsaade etmiyoruz. Bu yönetim kurullarının oluşumunda CHP, MHP, İP, DSP, DYP, ANAP'lı, aklınıza gelen tüm siyasi yelpazeden insanlar var ama temel koşul olarak, Atatürk'te birleşen Mustafa Kemal'in askerlerinin girmesine müsaade ediyoruz.

Dolayısıyla bu siyasi kimlikler kapının dışında kalacaktır. Milli Merkez'e gelenler ülkemizin karşı karşıya olduğu en yakın sorun olan Güneydoğu'nun bölünmesi, Türkiye'de çıkabilecek bir iç savaşın önlenebilmesi için mümkün olan en geniş siyasi birlikteliğin oluşturulmasına çalışmaktadır. Ben sözlerimi şimdilik  böyle bağlıyayım.

Beni dinlediğiniz için teşekkür eder saygılar sunarım.

Haluk DURAL - 14 Haziran 2014 - Paris
Yazıya aktaran Dünya48