yasasin cumhuriyet2

Cumhuriyet bizim için ne anlama geliyor?

Yarın Cumhuriyet Bayramımızı kutlayacağız, getirilen kısıtlamalar altında, içimiz buruk halde.

Cumhuriyetimizin kuruluş süreci, nitelikleri, hedefleri konusunda daha fazla düşüneceğiz, bayram olduğu için. Cumhuriyetin 97. yılında, neyi nasıl yaptığımızın, neleri neden yapamadığımızın muhasebesini de yapacağız, özeleştirisini de vereceğiz. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolu, gösterdiği yönü tekrar tekrar konuşacağız. Cumhuriyeti kutlamanın Atatürk’ü anlamak, Atatürk’ü anmanın Cumhuriyeti savunmak olduğunu bir kez daha kavrayacak, duyumsayacağız.  

Cumhuriyet ve Atatürk, öncelikle bir bütün. Mustafa Kemal Atatürk, sadece Milli Mücadele önderi değil. Sadece vatanı kurtaran kahraman bir komutan değil. Sadece Anadolu aydınlanmasının öncüsü değil. Sadece devlet adamı değil. Tüm bunların hepsi, daha fazlası. O öncelikle ve özellikle Cumhuriyetçi, antiemperyalist ve devrimci. Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik için savaşmış bir kurtuluş önderi. Ekonomik, sınıfsal düzlemde emekten, eşitlikten yana; bütüncül kalkınmaya, planlamaya inanan; halkçı, kamucu, devletçi ekonomiyi savunan, toplumcu bir lider. Muasır medeniyeti yakalayıp geçmeyi amaçlayan çok seçkin bir düşünür ve aydınlanma savaşçısı.  

O yüzden Atatürk’ün Cumhuriyeti, bizim için demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, adalet, hukuk devleti, eşitlik, gelişme, tekil devlet, ulusal bütünlük, milli kültür anlamına geliyor. Alın teri ve emekle onurlu bir gelecek kurmanın temeli, aydınlık yarınların güvencesi olarak görüyoruz Cumhuriyeti. Hem fikir hem mücadele hem düşünce hem eylem demek Cumhuriyet. Akıl ve bilim deyince, üretmek deyince, çağdaşlık deyince, yüksek ahlak deyince, kadın - erkek eşitliği deyince, vatana adanmışlık deyince, insan hakları deyince, özveri deyince, kardeşlik deyince, uygarlık deyince Cumhuriyeti anlıyoruz.    

Cumhuriyet; akıl, bilim, devrim, antiemperyalizm… 

Dahası var. Cumhuriyet, asırlarca süren Osmanlı Devleti - Çarlık Rusyası arasındaki rekabet ve savaşları değil, Milli Mücadele’nin başlangıcında kurulan Türk - Sovyet dostluğunu, Kurtuluş Savaşı’na Sovyetler’in verdiği mali, siyasi, diplomatik desteği akla getiriyor. Mazlum milletleri çağrıştırıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tanıyan ilk devletin Afganistan olması, bir mazlum millete, dost ve kardeş Afgan halkına olan muhabbetimizi daha da artırıyor. Aklımıza barış geliyor, Cumhuriyetle birlikte. Cephede savaşıp yendiğimiz devletlerle, savaştan sonra kurulan dostane ilişkiler geliyor. Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos’un, 1934’te Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi geliyor. Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi olarak 1934’te göreve başlayan Enis Akaygen’in, Atina’nın Ankara’ya yaptığı başvuru üzerine, Yunan vatandaşlarının İran’daki temsilcisi olarak da 5 yıl görev yapması geliyor. Kısacası ezeli düşmanlarla güvenilir komşuluk ilişkileri kurulabilmek geliyor akla.   

Hindistan, Irak, Suriye ve İran’daki ilerici hareketlere; Çin’de, Yugoslavya’da, Küba’da, Cezayir’deki devrimcilere ilham veriyor bizim Cumhuriyetimiz. O nedenle İran Şahı Rıza Pehlevi; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı (1937) imzalandıktan sonra, Atatürk’e yolladığı telgrafta şöyle diyor: “İmzacı devletler, sizin emperyalistlere karşı verdiğiniz mücadele sayesinde var olmuşlardır. Bu sonucu size ve Türk milletine borçluyuz.”   

Kısacası, derdimiz çok olsa da dermanımız hep Cumhuriyet oluyor.  

Barış DOSTER - 28 Ekim 2020