bayrak-64

Bülent DALKILIÇ - İsyanın Adı : Taksim!

yikilacaksin fasist oncu genclik 225 

İsyanın Adı : Taksim!

Taksim’de ne oldu? 2013, 28 Mayıs Salı günü Tayyip’in mütahitleri Taksim Gezi Parkı’nın duvarlarını kemirmeye başladı.

Kurulan Gezi Parkı Platform’u ağaçları korumak için 24 saat esası ile nöbet tutmaya başladı.  Halkı nöbete çağırdı. Çünkü,kısa bir süre önce İstiklal Caddesi’ndeki tarihi ‘’Emek Sineması’’ bir gece yarısı operasyonu ile, hepimiz uyurken yıkılmıştı. Tıpkı meclisten gece yarısı geçirdikleri onlarca faşist torba yasalar gibi!Çarşamba günü gündüz bine yakın insan varken, gece binlerce insan nöbete geldi.

Çarşamba günü Tayipgiller sahneye çıktı: Gezi Parkı’nı boşaltın. Orası size yasaklandı. Ben yıkarım. Yasağa uymazsanız sonuçlarına katlanırsınız dedi, özetle.

Ve! Taksim’de ilk şiddet gecesi:

Çarşamba’yı, Perşembe’ye bağlayan gece, sabaha karşı 04-05 arası, Gezi Parkı nöbetçileri uyurken, polis sinsice baskın yaptı. İnsanlar gaz bombası etkisi ile nefessiz kalarak boğulurken uyandı. Şaşkın ve korku içinde uyananlar bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan karanlıkta kaçacak, nefes alacak gazsız bir alan arıyorlardı. Gezi parkının etrafı ‘’inşaat, şantiye alanı’’ ve çukurlar, demirlerle dolu. Uyku sersemi, gazdan körleşmiş ve boğularak kaçmaya çalışan insanların bacağı kırıldı, kolu koptu, gözleri çıktı. Aylin adında gencecik bir kızımız, telaş içinde kaçmaya çalışırken TOMO’nun(basınçlı su sıkabilen zırhlı araç) tekerleri altında kalarak can verdi. Direnişin adı bu geceden sonra isyan oldu. Aylin, Taksim isyanının ilk şehididir.Bugün 2 Haziran. Devlet hala Aylin’in ölümünü açıklamadı.

İlk saldırıyı atlatanlar, nefes almayı başarabilenler tüm dostlarından yardım istemeye başladı. Taksim’den yükselen imdat çağrıları facebook, twitter ve e-postalarla dalga, dalga yayıldı. Taksim mağdurları, satılmış medyadan da yardım istedi. Sesimiz duyurun diye yalvardılar. Ama medya kör, sağır ve dilsizdi. İlk haberler Perşembe günü Ulusal Kanal ve Aydınlık’tan geldi. Kısıtlı imkanlarını seferber eden tek medya gurubu oldular. 3G yayını ve telefon frekansları, polis Jemırları tarafından kesilmeye başladı. Telefonla iletişim ve 3G canlı yayın yapmak imkansız hale geldi. Geçte olsa bant yayınla Taksim’in sesini duyurmaya çalıştı Ulusal Kanal. Bir yandan da canlı yayın aracı kiralamak için çalıştılar. Ancak canlı yayın aracı olan satılmış medya araçlarını Ulusal Kanal’a kiralamadı.

Ve! 31 Mayıs Cuma günü:

Perşembe günü Ulusal kanal, Aydınlık, facebook, twitterdan olan biteni duyan ve gelen halkla Taksim Gezi Parkı’nda artık binler değil on binler beklemeye başladı. Perşembe’yi, Cuma’ya bağlayan gece Gezi Parkı’nda on binler sabahladı. Ancak polislerde takviye kuvvet getirmiş, binler olmuş.

İkinci gece operasyonu!

Yine saat 04-05 arası. Yine gaz ve tazyikli su.Yine onlarca kırılan kol, bacak, kafa!

Ve, bardak taştı!

Gece yapılan başarılı polis şiddetinin sarhoşluğu ile Tayyipgiller kükredi: Dağılın yoksa mahvederiz!

Millet korktu mu? Perşembe gecesi on binler olan halk, Cuma gecesi yüz binler olmuştu.  Taksim’den Türk Milleti’ne ‘’herkes kendi ilinde meydanlara insin’’ çağrısı yapıldı. Cumartesi saat 19.00’da Türkiye’ye meydanlara inin çağrısı yapıldı. Ulusal Kanal, facebook ve twitterdan bu çağrılar yayıldı. Cuma günü Taksim olaylarını bir medya daha yayınlamaya başladı. Hem de canlı yayın yaptı. Bu kanal Halk TV idi. Ulusal kanalla canlı yayın vermeyen DHA, Halk TV’ye canlı yayın vermişti. Neden Ulusal’a vermediniz diye sormuyoruz. Bir kanal halimizi canlı yayın vermeye başladı ya, çok sevindik. Helal olsun Halk TV. Ulusal Kanal muhabirleri sokak, sokak 3G yayını vermeye çalışırken Halk TV, uydudan canlı yayın vermeye başladı. Mutluyuz. Saat 22.00 sularında DHA’nın inadı kırıldı ve Ulusal Kanal’da canlı yayın vermeye başladı. Taksim isyancıları Halk TV ve Ulusal Kanal’la dahada güçlendi. Cuma günü artık tüm dünya Taksim’i canlı yayın izlemeye başladı. Yandaş medyada güzellik yarışması, yemek tarifi, futbol ve güzellik yarışması vardı. Amerikan halkı Taksim’de polis şiddetini canlı izliyordu ancak Türk halkının önemli bir kısmının ‘’satılmış medya’’ yüzünden Taksim’den haberi yoktu.

Tayyipgiller kükredi: Eylemler iki ağaç olayı değil, İdeolojik!

Ha, şunu bileydin Tayyip. Tayyip haklı. İdeolojik yapılan saldırının cevabı da ideolojiktir. Türkiye ‘’Taksim İsyanı’’nda Türk Bayrağı altında birleşmiş ve meydanlar ‘’Atatürk’te birleştik’’ sloganları ile çınlamıştır.

Bıçak, kemiğe dayanmıştır!

İsyan diyorum çünkü isyan, bıçak kemiğe dayanmadan olmaz.Tayipgillerin dediği gibi Taksim isyanı iki ağaç olayı değildir. Bunu, yalnızca Taksim’de değil, tüm Türkiye’de gördük. Olay, bardağın taşmasıdır. Bardağı dolduran ve taşıran olaylar, yaşamın her alanında yaşanan faşizmdir.Emekçinin sömürülmesi ve taşeron köleliği, milli değerlerin satılması ve yok sayılması, yasama, yargı ve yürütmenin tek elde toplanması sonucu diktatörleşen, sanata tüküren bir anlayış, ırkçı ve bölücü anlayışı anayasaya sokmaya çalışan, 4+4+4 eğitim modeli ile feodal anlayışa eğitim sisteminin kapısını açan, doğa ve hayvan haklarını yok sayan bir faşist iktidardır, bardağı dolduran ve taşıran. Bu yaptıklarını baskı ve şiddetle halkı sindirerek yapmaya çalışan anlayıştır. Yolsuzluk ve adaletsizlik üzerinde yükselen bir iktidardır bardağı taşıran!

Ve, 01 Haziran Cumartesi günü milyonlar Taksim’de!

Cumartesi sabah 09.00’da başladı polis İstiklal Caddesi’nde toplanan isyancılara saldırmaya. Tayyipgillerin dediği gibi ‘’çok, çok orantılı’’ güç uygulamaya başladı polis. Polis, Taksim’i abluka altına almış ‘’Taksim’e halkı sokmayın’’ talimatını uyguluyorlar. Polisin bu emir yasal mı, değil mi sorgulama yetkisi yok. Kimi gönülsüz, kimi gönüllü saldırıyor. Var güçleri ile saldırıyorlar. Gazın her türlüsü bol, bol atılıyor. Panzerlerin kimyasal karışımlı suyu bittikçe yeniden doldurup geliyor ancak suyun her seferinde rengi değişiyor. Sanırım suya karıştırılan farklı kimyasallar üzerimizde deneniyor.

Sabah saat 09.00’da isyancılar binlerle sınırlıydı. Kendi, kendimize dayan diyorduk. Halk gelecek, bizi yalnız bırakmayacaklar, dayan diyorduk kendimize. Nitekim öylede oldu. Her geçen dakika, her geçen saat sayımız katlanarak artıyordu. Binler on binler, on binler yüz binler oldu. Saat 14.00 olduğunda İstiklal Caddesine milyonlar sığmamaya başladı. Haberler geliyordu. Caddeye çıkamayan insanlar Beyoğlu’nun çevresini kuşatmış, sabahın 09.00’ından buyana bize saldıran polisler ‘’milyonların’’ arasında sıkışmıştı. Haber alıyorduk. Metro kapanmış, otobüsler iptal edilmiş, vapurlar çalıştırılmıyormuş. Bu nedenle hala Taksim’e ulaşmaya çalışan yüz binlerce insan, boğaz köprüsünden yürüyerek, özel tekne kiralayarak geliyordu. Bu haberleri alıyor dayan diyorduk kendi, kendi kendimize. Beklediğimiz oldu. Saat 15.00’da bu kez polisler, TOMO ve panzerlerin korumasında Taksim’den zor kaçtılar. İstiklal ve Taksim çevresinde artık trafik polisi bile kalmamış, emperyalizmden gücünü alan AKP, büyük bir tokat yemiştir.

Evet Tayyip, eylemler sapına kadar ideolojiktir. Sakın aksini düşünme! Düşünme çünkü artık insanlar nasıl kazanacağını, ne yapacağını öğrendi. Öğrendiklerini de isyan boyunca haykırdı meydanlarda:

‘’Birleşe, birleşe kazanacağız!’’

Umutla, Türkiyem!

Bülent DALKILIÇ - 02 Haziran 2013 - Ulusal Bakış