tayyip elveda2

Bu Erdoğan'ın heyecanı-meycanı yok!

Erdoğan yorgun…

Erdoğan bıkkın…

Erdoğan gergin…

Ve artık Erdoğan çok sıkıcı…

Sanki Gazapizm'inin şarkısı­nı söylüyor gibi:

Bu hayatın heyecanı meycanı yok, Bu hayatın heyecanı mey­canı yok, Bu hayatın heyecanı mey­canı yok, yok…

Türkiye'nin heyecanı var ama Erdoğan'ın yok!

Baksanıza:

Nerde o mitinglerde “Eyyy” diye esip gürleyen heyecan­lı Erdoğan?

Nerde o mitinglerde meydan okuyan cesur Erdoğan?

Nerde o mitinglerde iddialı hedefler dile getiren umut aşılayan Erdoğan?

Artık deniz bitti… Çünkü:

Erdoğan'ın “şifresi” kırıldı!

Şifre, Türkçe'ye Fransız­ca'dan geldi; “chiffer”, ra­kamlaştırmak.

Fransızca'ya ise Arapça'dan geçti; “sıfr”, bildiğimiz sıfır!

Simon Lehna Sin­gh (d.1964), Hint asıllı İngi­liz fizikçi.

1999 yılında yazdığı “The Code Book” kitabı Türk­çe'ye “Kod Kitabı” diye çevrildi.
Kitap, şifre tarihini anlatıyor. Tarih boyunca insanoğlunun yazgısını belirleyen şifre kurucuların ve şifre çözü­cülerin karşılıkla mücadelesini yazıyor.

Günümüzün en yaygın kulla­nılan şifreleme yöntemleri, çok büyük sayıların çarpanla­rına ayrılmasına dayanıyor. Çünkü bunu çözmek, bilgisa­yar destekli olmasına rağmen uzun zaman alıyor.

Erdoğan'ın “şifresini” çöz­mek de uzun zaman aldı: 16 yıl!

Ne zaman -döviz gibi- eko­nominin rakamsal gerçekleri ortaya çıktı; Erdoğan çözülü­verdi!

“Sıfr” ortaya çıkınca/şifre kı­rılınca Erdoğan, alelacele erken seçim kararı aldırmadı mı?

Erdoğan'ın bitkin ruh hali bunun sonucu mu?

Nerde o şahlanış !

Aklımız, kodlar çözmeye bayılıyor.

Bu keyif nedeniyle şifre çözmeye meraklıyız. Bu bizim varoluş halimiz. (Tiraj almak için gazetelerin bulmaca eki vermesi bundan! II. Dünya Savaşı'nda İngiltere kurduğu “Şifre Okulu” için gazete bulmacasını en kısa sürede çözme yarışması düzenleyip, kazananları okula kabul etti.)

Fakat… Şifre kırıcılık hiç ko­lay değil. II. Dünya Savaşı'nda ABD kırılması zor olanı yaptı: Gizli haberleşmede Navajo kızılderili dilini kullandı!

Yani… Mesele sadece rakam da değil. Örneğin…

Erdoğan pazar günü… AKP İstanbul il kong­resinde seçim manifestosunu açıklarken, kalabalık salondaki heyecansızlıktan memnun kalmayınca şunu yaptı:

– “Şöyle bir ayağa kalkın is­terseniz, bir ayağa kalkın.”

Binlerce AKP'li şaşkın şaş­kın ayağa kalktı.

Erdoğan hemen ardın­dan şöyle dedi:

– “Maşallah. Şimdi tekrar oturun!”

Ne şimdi bu? Hadi gel de “şifreyi” çöz! Kitleyi coşturacak sanki kendisi değil mi? Ayağa kalkıp oturtarak mı partide he­yecan dalgası estirecek?

Evet, bu tavrı-davranışı akıl­la açıklayamazsınız; bu tutum psikolojinin konusuna girer! Er­doğan, ruh halini/ karamsar duygusunu kitlesine yansıttı­ğının farkında değil.

24 Haziran'ı “şahlanış” diye hedefliyor ama kendisin­de şahlanışın/bir hedefin izi yok!

Bunu görmek için de şifre çözmeye gerek yok…

Dip dalga !

Ne Erdoğan…

Ne de manifestosu…

AKP'de coşku yaratabildi.

Benzerini yıllar önce yaşadım:

26 Mart 1989 yerel seçim öncesi Başbakan Turgut Özal'ın seçim otobüsün­deki gazetecilerden biriy­dim…

Türkiye'nin her yanında Özal'ın posterleri, ANAP'ın seçim afişleri vardı.

Özal sadece TRT'yi değil, ilk özel kanal Star TV'yi de sıklıkla kullanıyordu.

Özal destekçisi işadamı Asil Nadir'i medyaya soktu.

Diğer yanda…

Kenan Evren'in başvurusu üzerine Anayasa Mahkeme­si üniversiteye türbanla girmeyi yasakladı. Üniversi­telerde eylemler başladı.

Başbakan Yardımcısı Kaya Erdem'in istifasıyla ANAP'ın içi karışmaya başladı.

Banker Kastelli bat­tı. Kumarhane ekonomisi neoliberalizm çöküyordu. Örneğin…1984 yılında 375 lira olan dolar 1989 yılında 2 bin 100 liraya yükseldi. Aynı dönem, 20 milyar dolar olan dış borç 41 milyar dolar oldu. Enflasyon yüzde 32.0'dan yüzde 69 düzeyine yükseldi. İşsizlik ve ekonomik durgunluk artıyordu…

İşte… Bu siyasi-ekonomik atmosferde Özal ile seçim otobüsünde dolaşıyoruz. Ne ANAP teşkilatlarında heye­can, ne de halkta Özal'a karşı sevinç gösterisi vardı.

Buna rağmen kamuoyu şirketleri kafaları karıştırıp ANAP'ın kazanacağını göste­rir anketler yayınlıyordu.

Oysa dipte başka dalga vardı!

Onlarca korumanın eşlik ettiği seçim otobüsü içindeki Başbakan Özal'a, insanlar el bile sallamıyordu. “Siya­set cambazhanesinin cazgırı Erkal Zenger bile ne yapsa kitleleri coşturamıyordu.

Havanın döndüğü san­dıklar açıldığında ortaya çıktı:

Turgut Özal liderliğinde­ki ANAP kaybetti. Öyle ki… Kimsenin kazanmasına ihtimal vermediği Nurettin Sözen İstanbul'da, Bedrettin Dalan'ı yendi! Sosyal De­mokratlar birinci parti oldu.

ANAP oyları yüzde 41.5'dan yüzde 21.8'e düştü!

O dönem soluduğum politik havayı bugünlerde yaşıyo­rum: AKP, 1989 ANAP'ına benziyor!

ANAP'ın -altın suyuna batırılmış- sırmaları 6 yılda döküldü.

AKP'nin sırmaları da 16 yılda dökülecek görünüyor.

Soner YALÇIN – 10 Mayıs 2018 - Sözcü

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

18°C

Istanbul