cemaat_sona_yaklasiyor225

Cemaat hiç kimseyle başa çıkamaz!

Bir rivayet, bir hayalet dolaştırılmaya çalışıldı Türkiye’nin üzerinde:

“Korku imparatorluğu kuruluyor.”


Birileri bir imparatorluk kuruyordu ve Türkiye’de herkes korkuyordu.

Bize zerk etmeye çalıştıkları, kılcal damarlarımızda dolaştırmak istedikleri duygu buydu.

Korku!

*** *** ***
Korkmamızı istediler. Başımızı eğmemizi istediler. Karamsar, bıkkın, yorgun, güvensiz olmamızı, ne yaparsak yapalım başa çıkamayacağmızı düşünmemizi istediler.

İstediler ki mezbahada başımızı hiç itiraz etmeden kasabın bıçağına, celladın giyotinine uzatalım.

Hatta, kasabımıza, celladımıza aşık olmamız için ellerinden geleni yaptılar.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, makam koltuklarına oturttukları çocuklara, “Sen artık Başbakansın, astığını asarsın, kestiğini kesersin” diyerek, kendi Ali kıran baş kesenliklerini ilan ettiler.

Ayağa kalkmayanı, “…bir milyar doları var…” diyeni, basılmamış kitap yazanı, Hrant’ı katledenleri yazanları, jandarma komutanının katledildiğini anlatanları, Büyük Ortadoğu Projesi’ni ifşa edenleri, “…yılanın başı Amerika’da, kuyruğu burada…” diyenleri, “soykırım emperyalist bir yalandır” diyerek emperyalizmin göbeğinde emperyalizmle savaşanları ve daha hangi gerçekleri anlatan nicelerini hapse tıktılar.

Sandılar ki tamam.

Korkuttuk.

Susturduk.

Bitti.

Egemeniz.

*** *** ***
Birden bire bir sazın telleri tınladı. Pir Sultan haykırdı Banaz’dan…

“Yürü bire Hızır Paşa/Senin de çarkın kırılır/Güvendiğin padişahın/O da bir gün devrilir.”

Aldı sazı Köroğlu;

“Benden selam söylen Bolu Beyi’ne/Fakir fukaraya zulmetmesinler.”

Dadaloğlu, ““Ferman padişahın, dağlar bizimdir.” diye haykırdı.

Ahmed Arif, “Ne İskender takmışım, ne Sultan Murat/Anadolu’yum ben, tanıyor musun” diye sürdürdü şiirini.

Büyük usta Nazım, altın sarısı saçlarını rüzgarda savurarak, “Dört nala çıkıp uzak Asya’dan/Bir mızrak başı gibi Akdeniz’e uzanan/Bu memleket bizim” diye nokta koydu.

*** *** ***
İki gazeteci, en karanlık operasyonun öğleden sonrasında, “Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü sevmek suçsa bu suçu biz de işliyoruz, bizi de alın” deyiverdi. Mustafa Dolu ve Rıza Zelyut. Halit Usta, Halit Refiğ, milyonların önünde, televizyonda, “Benim yurtseverlik anlamında Silivri’dekilerden ne eksiğim var ki beni almıyorlar. Ağırıma gidiyor” deyiverdi.

Ulusal Kanal’da “Beni de Alın” diye bir program başladı.

O kadar çok ileti geldi ki “Beni de alın” diyen.

Akdeniz kentlerinden bir kadın defalarca “Adresim şu, telefonum bu, gelin beni de alın” diye ileti gönderdi.

Sonunda dayanamadı, “Ayşelere kahve içmeye gidiyorum, evde bulamazsanız oradan alın” dedi.

*** *** ***
Ve kadınlar…

Her sabah saat altıda perdeyi aralayıp, polis geldi mi diye sokağı kolaçan eden kadınlar.

Polis geldiğinde dimdik, vakur kadınlar.

Yıllarca eşlerinin, babalarının, ağabeylerinin tutsak alındığı Silivri yollarına düştüler.

Çadırlar kurdular.

Her yürüyüşte en önde yer aldılar.

Sesi en çok çıkan oldular.

Korkunç ve mübarek kadınlar.

Silivri kadınları.

*** *** ***
Ve Tekel işçileri.

Ve Türkiye’nin her yerinden Silivri’ye yürüyenler.

Ve sineğin uçmaya korktuğu mahkeme salonunda, “Faşizme karşı omuz omuza” diye bağıranlar.

Ve her karşılaştıkları yerde iktidar sahiplerine “Cumhuriyet yıkıcaları” diye bağıran gençler.

Çarşı zaten karşı. Karakartallar.

Aslantepe’de BOP eşbaşkanını ıslıklayan Galatasaraylılar.

Stadyumlarda “Gençliğe Hitabe”yi okuyan Ordusporlular.

Silivri’de “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye haykıran Fenerbahçeliler.

“Cemaat Fener’le başa çıkamaz” diyen kanaryalar.

*** *** ***
Andolsun ki korkmadık.

Türkiye cesurdur.

Türk milleti yiğittir.

Yiğitler, yiğitler bizim yiğitler.

*** *** ***
Hişşşşttttt.

Orada kenarda, köşede korkup susanlar.

Korkmayın.

Cemaat hiç kimseyle başa çıkamaz.

Halil NEBİLER - 23 Şubat 2012 - Ulusal Kanal

Son Yazılar