Faşist Anayasayı Önlemenin Yolları!      

İşçi Partisi'nin Anayasa Konusundaki Temel Yaklaşımı:


KARŞIDEVRİM ANAYASASININ KARŞISINA, DEVRİMİN ANAYASASIYLA ÇIKILABİLİR

İşçi Partisi, Türkiye'ye dayatılan "Bölünme Anayasası"na karşı temel yaklaşımlarını bir dosya ile kamuoyunun bilgisine sundu. Siyasi partiler, milletvekilleri, sendikalar, meselk odaları, kitle örgütleri ve ilgili kişi ve kurumlara gönderilen dosya kapsamını aşağıda dikkatinize sunuyoruz.

ANAYASA KONUSUNDA TEMEL YAKLAŞIMLAR

SUNUŞ


Değerli Yurttaş,

Bugünkü anayasa değişikliği dayatması, Türkiye’nin yakıcı ihtiyacından değil, ABD’nin başını çektiği Batı emperyalizminin Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirme arzularının bir ifadesi olarak ortaya atılmıştır.

Dayatılan, bir bölünme anayasasıdır. İrtica tahakkümünün meşrulaştırılması ve resmileştirilmesidir. Özellikle son on yıllık süreçte, Cumhuriyet Devrimi’nin tasfiyesi ve Milli Devletin yıkılması ile eylemli olarak gerçekleştirilen karşı devrime son bir atakla yasallık kazandırmak hedeflenmektedir.

Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Abdullah Güller, hazırladıkları Anayasayı, BDP’yle birlikte Meclisten geçirecek sayısal olanaklara sahiptir.

Ancak bu anayasaya meşruiyet kazandırmak bakımından, Meclisteki muhalefet partilerini de sürece ortak etmek istemektedir. Mücadele bu noktada düğümlenmiştir.

Bölünme anayasasının önlenmesi, yaşamsal önemdedir.

Bu noktada, CHP ve MHP’nin, uzlaşma tuzağına düşmemesini, AKP’nin suçuna ortak edilmesi girişimlerinin bertaraf edilmesini belirleyici önemde görüyoruz.

Herkesi göreve çağırıyoruz.

Bölünme anayasası saldırısını boşa çıkarmak; Cumhuriyetimizi yıkan, Milli Devletimizi imha eden, Milletimizi felaketlere sürükleyen karşı devrim sürecine nokta koyacaktır. Milletimizin, bağımsızlık, birlik, özgürlük ve barış ufkuna yeniden açılması anlamına gelecektir.

Partimizin, Anayasa konusundaki temel yaklaşımlarını ve Milli Anayasa Bildirgemizi değerlendirmenize sunuyoruz.

Saygılarımızla

İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri ÖZBEY

************************************************************
ANAYASA KONUSUNDA TEMEL YAKLAŞIMLAR

Anayasa, bir devletin temel örgütlenmesini düzenler. Kısaca devleti kuran, devleti örgütleyen hukuktur.

DEVLET STRATEJİSİNİN HUKUKU

Her devlet, stratejik hedefini anayasasıyla belirler. Bu açıdan anayasa, devletin milli siyasetinin ya da temel stratejisinin, hukuk diline çevrilmesidir.

Devlet, önüne koyduğu temel programa göre kendisini örgütler.

Devlet, organlarının kuruluşunu temel programına göre düzenler.

Yurttaşıyla ilişkilerini de bu stratejik programına göre belirler.

ANAYASALAR DEVRİMLE YA DA KARŞIDEVRİMLE YAPILIR

Örneğin 18. Yüzyılın sonundaki büyük devrim dalgasının ilk anayasa metinleri olan Amerikan ve Fransız anayasaları, demokratik devrim programına göre yapılmıştır. İlk insan hakları bildirgeleri, o anayasalarda yer almıştır.

Yasama, yürütme ve yargının, demokrasiyi kurma amacıyla örgütlenmesinin ilk örnekleri de o anayasalardır.

Hitler ve Mussolini’nin emperyalist, gerici, ırkçı anayasaları ise, emperyalizm çağının karşı devrim anayasalarına örnektir.

Anayasaların sınıflar üstü olduğu, ideoloji dışı olduğu, uzlaşmayla yapıldığı, akıl ve bilim dışı birer hurafedir.

Tarihte, devrim ve karşıdevrim anayasaları vardır. Çünkü devletler devrimlerle ve karşıdevrimlerle kurulur ve örgütlenirler.

“TOPLUM SÖZLEŞMESİ” UZLAŞMA DEĞİL İHTİLAL SENEDİDİR

Jean Jaques Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” faraziyesinin uzlaşma anayasası uydurmasının kanıtı olarak kullanılması, bilgisizliktir.

Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” bir uzlaşma değil, devrim yapan halkın yeni kurulan devletle yaptığı bir sözleşme faraziyesidir. Devlet, toplumun özgürlüklerini çiğnemeye kalkarsa, halkın devleti yıkma hakkını içerir.

İhtilalci bir anayasa teorisinin karşıdevrim amacıyla kullanılması, ihtilalin yüksek itibarından yararlanmaya yönelik bir düzenbazlıktır.

“Uzlaşma anayasaları” dedikleri anayasaların hepsi, emperyalist devletlerin veya işbirlikçilerinin gerici anayasalarıdır. Halk düşmanı olan bu anayasaları yapanlar, elbette toplumun rızasını almaya özel bir önem verirler. Ve bunu yaparken halkı aldatmalarına yardımcı olarak cürüm ortakları ararlar. Bugün yapılan da odur.

İDEOLOJİSİZ DEVLET VE ANAYASA OLMAZ

ABD ile yaptığı “2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma”yla tarihe geçen Abdullah Gül, Anayasa “hiçbir ideolojinin mührünü taşımamalı” dedi.

Neoliberaller ve tarikatlar, şimdi “ideolojisiz anayasa” reklâmı yapıyorlar.

Devlet varsa, ideoloji vardır. Devletin kendisi ideolojiktir. İdeolojisi olmayan bir devlet olamaz. Çünkü devlet, bir toplumu toplumsal-ekonomik sistemin belirlediği ideolojiye göre düzenleyecek ve yönetecektir. Devlet, ideolojiler üstü olamaz. O zaman devlet olmaz.

Anayasa, bir devletin en ideolojik düzenlemesidir.

İcra İflas Hukukundan Anayasa kadar, bütün hukuk ideolojiktir. Ve Anayasa da hukukun en ideolojik katıdır.

İdeoloji, bir toplumsal sistemin siyasal, hukuki, ahlâki değerlerinin ve fikirlerinin toplamıdır. Başka deyişle bir toplumun, bir sınıfın mânevi kültürüdür.

“Anayasa, hiçbir ideolojinin mührünü taşımamalı” görüşü, en sinsi ideolojik tavırdır.

Cumhuriyeti yıkan, milleti parçalayan, milli devleti ve Orduyu tasfiye eden ideoloji, kendisini gizlemektedir. Buradaki ideoloji, ABD güdümündeki neo-liberal tarikatçı mafya ideolojisidir.

İDEOLOJİMİZ VAR : İSTİKLÂL SAVAŞI VE KEMALİST DEVRİM DEĞERLERİ

Türkiye, bir İstiklâl Savaşıyla ve devrimle kuruldu.

O devrimi, Türkiye’nin altından çektiğiniz zaman, cumhuriyet ve milli devlet kalmaz. Yaşanan budur.

Anayasa mücadelesi, İstiklâl Savaşı ve Kemalist Devrim değerleriyle yürütülebilir. Bu, öncelikle ideolojik mücadeledir ve siyasal mücadeledir, halk iktidarı için mücadeledir.

TÜRKİYE’NİN DEVRİM VE KARŞIDEVRİM ANAYASALARI

Türkiye’nin anayasa tarihi de, devrim ve karşı devrim tarihidir.

1876, 1921, 1924, 1960 anayasaları, devrimlerle gelmiştir. Hepsi de zamanlarına göre, toplumumuza hürriyet, istiklal ve çağdaşlık getirmiştir.

12 Mart ve 12 Eylül Anayasaları ise karşı devrimin anayasalarıdır.

AKP-PKK’NİN BÖLÜNME ANAYASASI

Bugün Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül kliği ve PKK bir karşıdevrim anayasası getiriyorlar. Aralarında anlaşmışlar, imzalar atılmıştır.

2007’de tamamlanan Cumhuriyeti yıkma eyleminin, şimdi de anayasası yapılıyor. AKP’nin başında olduğu Gladyo-Mafya-Tarikat rejiminin anayasası hazırlanmaktadır.

MECLİSE VERİLEN ROL


AKP’nin Meclise biçtiği rol, Türkiye’nin bölünmesini ve kurdukları faşist diktayı anayasayla tasdik etmektir.

AKP ANAYASASININ TEMEL MADDELERİ

AKP’nin yapmak istediği anayasa bellidir. Önemli maddelerini sıralayalım:

• Kürdistan’a özerklik

• “Türk milleti” kavramının anayasadan çıkartılması

• Atatürk milliyetçiliğinin tasfiyesi

• Laikliğin “din özgürlüğü” diye tanımlanarak, tersine çevrilmesi

• Başkanlık sistemi

• Devlet egemenliğinin uluslararası “camia”ya devri

ANAYASAYI BİRLİKTE YAPMAK İSTEYEN AKP!


Anayasayı “birlikte yapalım” diyen AKP, yıktığı Cumhuriyetin yerine, Gladyo-Mafya-Tarikat rejiminin temel hukukunu getirmektedir.

AKP, bu büyük suça, CHP ve MHP’yi de şu veya bu biçimde katmak istemektedir.

AKP ile birlikte özgürlükçü anayasa yapmak imkânsızdır.

ANAYASA “TEMİZ ZİHİN”LE DEĞİL, DOLU ZİHİNLE YAPILIR!

Anayasa gibi, devletin temel hukukunu belirleyen düzenlemeler, “zihin temizleyerek” yapılmaz; tam tersine dopdolu bir zihinle yapılır.

Anayasa, devletin bir stratejik dönem için geçerli programının hukuki ifadesidir. Bir partiden en temel program maddelerini bırakarak, komisyon masasına oturmasını istemek, parti kavramına da, anayasa kavramına da, siyasete de aykırıdır.

AKP’nin zihni dopdolu; Milli devleti fiilen yıkmıştır. Ve şimdi gerçekleştirdiği karşıdevrimi, anayasa hukukuna geçirmektedir.

AKP, Meclisteki muhalefeti bu ihanet çemberinin içine çekmeye çalışmaktadır.

AKP, kalkıştığı ihanetle baş başa bırakılmalıdır.

Bırakalım AKP ve BDP, bu karşıdevrim anayasasını birlikte hazırlasınlar.

HALKÇI-DEVRİMÇİ MUHALEFET

Muhalefetin, Cumhuriyet ve bağımsızlık güçlerinin yapacağı tek şey vardır: Bu bölünme Anayasasına cepheden karşı koymak!

AKP’nin Cumhuriyet yıkıcılığını halka anlatmak, AKP’nin minderinin dışına çıkmak, milletin geniş güçleriyle, Cumhuriyetin Halkçı-Devrimci Anayasasını hazırlamak.

AKP’nin Bölünme Anayasası, uzlaşma tuzağına düşerek değil, cepheden direnişle bozguna uğratılabilir.

CHP yöneticileri haklı olarak, sık sık Türkiye’de faşist bir rejimin kurulduğunu vurguluyorlar. Hatta denebilir ki, CHP’nin son zamanlarda işlediği ana tez budur.

En son CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın 27 Eylül 2011 günü Sözcü gazetesinde “Çarpıcı Tespit” sunuşuyla yayımlanan açıklamasında; “Türkiye’de rejim değişti, rejimin adı konmadı” deniliyordu.

Bu doğrudur. Önce rejim değişir, arkasından kurulan rejimin adı anayasayla konulur.

Önce devrimlerle ve karşıdevrimlerle rejim değiştirilir. Arkasından getirilen rejimin anayasası yapılır.

Türkiye’de yaşanan da budur.

FAŞİST ANAYASAYI ÖNLEMENİN YOLLARI

Bugün anayasanın yapılması iki türlü önlenebilir.

Birincisi, Cumhuriyet yıkıcılığı Anayasa Mahkemesi kararıyla hükme bağlanmış olan AKP iktidarını halkın iradesiyle yıkmak.

İkincisi, AKP ve BDP milletvekillerinden bir bölümünü faşist ve bölücü anayasa girişimine destek olmaktan vazgeçirmek.

Halkın bir bölümü AKP anayasasına tavır alınca, AKP ve BDP saflarında da kaynaşmalar başlayacaktır.

Bu durumda yapılacak iş, bu anayasanın faşist ve bölücü içeriğinin gösterilmesidir.

AKP’NİN MASKESİNİ DÜŞÜRECEK ÖN ŞARTLAR

AKP’nin faşizmin anayasasını yaptığını halka göstermek için bugün yapılacak iş, Cumhuriyetin ön şartlarını ileri sürmektir:

Bir: Anayasa Atatürk Devrimi temelinde yapılacaktır, yani Cumhuriyetin anayasası olacaktır.

İki: Ülke bağımsızlığı, vatanın bütünlüğü ve milletin birliği esas alınacaktır. Türk milleti ve Atatürk Devrimi’ne bağlılık anayasada yer alacaktır.

Üç: Laiklik, Cumhuriyet tarihindeki yerleşmiş tanımıyla “din işlerinin dünya işlerinden ayrılması” olarak anayasada yer alacaktır. Devlet ve toplum, din kuralları temelinde örgütlenemeyecek ve düzenlenemeyecektir.

Bu ön şartlar açıkladığında, AKP’nin maskesi düşer ve karanlık faaliyeti sergilenir. Halk, AKP’nin ne yapmak istediğini anlar ve tavır alır.

AKP, “ön şartsız” oturalım diyerek aslında kendi karanlık niyetini açığa vurmuştur.

NASIL ÖNLEYECEĞİZ?

Faşist bir diktanın kuruluşunu kim önleyecek?

Hangi güçlerle önleyeceğiz?

Önce tecrübelere dayanarak bu tırmanışı nasıl durduramadığımızı saptayalım. Bireysel ve grupsal çözümler, faşist tırmanışa cesaret vermiştir. “Yangından kıymetli eşyamızı kurtaralım” aymazlığı iflas etmiştir.

“Ordudaki darbecileri temizleyin” diye operasyona alkış tutanlar, faşist tırmanışın aleti olmuşlardır.

“Ben kendimi kurtarayım, Türkiye’den bana ne” diyenler, şimdi gerçeği anlamaya başlamalıdırlar.

2007 Haziranından bu yana, 4 yıldır ortaya çıkan gerçekler şunlar:

• Bu bir yabancı devlet operasyonudur!

• Hedefte Gladyo yok, operasyonu yapanın kendisi Gladyo!

• Amaçları, milli devletin ve Cumhuriyetin tasfiyesidir!

Şimdi, önemle ve tekrar soruyoruz:

Bu faşist tırmanışı hangi güçle önleyeceğiz?

FAŞİZM ZOR KULLANARAK GELİYOR

Herkesin ortak cevabını biliyoruz: Halkla önleyeceğiz!

Doğru, halkla önleyeceğiz! Ama yetmez!

Faşist dikta, adım adım şiddet uygulayarak zor kullanarak geliyor!

DİRENÇ MEVZİLERİNİ YIKA YIKA GELİYOR

Ve öncelikle karşısındaki direnç mevzilerini tahrip ederek geliyor. En şiddetli saldırılar TSK’ya yöneltilmektedir. Aynen bir düşman saldırısı gibi…

Çünkü bu iktidarın ordusu, ABD ordusudur ve içeride

Fethullahçı örgütlenmeyle oluşturdukları silahlı güçlerdir.

Düşman, önündeki en önemli engeli tanımlamıştır. Bunun bir anlamı vardır.

“DARBECİLER TEMİZLENSİN” AYMAZLIĞINA SON!


Önce bugüne kadar ki aymazlığa son verilmesi gerekiyor.

Faşist tırmanışın önü, “Ordudaki temizlik”le açılıyor.

Şu andan itibaren, “Darbeciler Ordudan temizlensin” nakaratına devam edenler, faşizmin piyonlarıdır; aletleridir.

SEÇİMLE GELMİŞ, SEÇİMLE GİTMEMİŞLERDİR

Almanya’dan İtalya ve Japonya’ya, İspanya’dan Portekiz’e, Endonezya’dan Filipinler ve Latin Amerika’ya, dünyada faşizmin tırmanışını ve yıkılışını iyi inceleyelim. Faşizmi ya savaşla yabancı ordular yıkmıştır veya içeride halk ile ordunun birlikteliği. Önlemek için geçerli olan çözüm de aynıdır.

Faşist diktatörler, seçimle gelmiş ama seçimle gitmemiştir: Hitler, Mussolini, Franko, Salazar, Markos, Batista, Videla, Yunan Cuntası… Hepsi böyle.

HALK-ORDU BİRLİĞİ

ABD’nin, Türkiye’yi denetim altında tutmak için, TSK’yi şiddet kullanarak sindirdiği apaçık ortadadır. Öte yandan Türkiye’ye bölgede verilen görevler de, sopalı bir rejimi zorunlu kılmaktadır.

Bu koşullar, zaten Halk ile Orduyu yan yana getirmiştir.

ABD güdümlü Gladyo-Tarikat faşizminin tırmanışını ancak halk ile ordunun beraberliği önler. Bu, matematik bir denklemdir.

ORDU HALKIYLA BULUŞUYOR


Milli hükümetin veya halk hükümetinin elbette yaptırım gücü vardır. O güç, halkıyla birleşmiş olan Mustafa Kemal’in Ordusudur.

NATO’ya değil, yalnızca milletine bağlı olan bir ordudan söz ediyoruz.

Bugün Türk Ordusu, ABD tertipleri ve şiddetiyle boğuşa boğuşa Kurtuluş Savaşı yıllarındaki milli karakterine kavuşma sürecine girmiştir. Subay, lojmanlarda değil, demir parmaklıkların arkasında halkıyla buluşuyor.

Hasdal ve Silivri’ye bakarsanız bu sürecin ışıklarını görürsünüz. Org. Balanlı’nın sanık kürsüsünden ilan ettiği savaş bu yöndeki en kararlı meydan okumadır. Org. Işık Koşaner, Türk Ordusunun Mustafa Kemalleşme sürecinin işaretini vermiştir.

İKİ ÇÖZÜM

Bugün Kürt sorununda, esas olarak iki çözüm vardır: ABD projesi kapsamında çözmek veya Türkiye’nin bağımsızlığı için çözmek. Karşı karşıya gelen ve birbirinin seçeneği olan temel siyasetler bunlardır.

AKP ve PKK, her ikisi de, ABD’nin BOP kapsamı altında çözüm peşindedirler. Silahı da bu amaçla kullanıyorlar. Biri Türk Ordusunu arkadan, iktidar mevzilerinden vuruyor. Diğeri mayın döşeyerek vuruyor. Kafa kafaya verip konuştukları zaman da, ortak düşmanları bellidir. Her ikisi de, sonuç olarak, ABD’nin güdümünde bir özekliği, Türkiye’ye ve bölgeye dayatmak için çeşitli taktiklere başvuruyorlar.

AKP iktidarı altında, hiç kimse Türkiye’nin bütünlüğünü kurtaramaz. Çünkü iktidarın kendisi bölünme programına bağlanmıştır ve devletin bütün olanaklarını bölünme amacına tahsis etmiştir.

Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlüğü içindeki çözümün ise tek şartı vardır:

Bağımsızlıkçı bir hükümet, yani milli hükümet veya halkın hükümeti.

Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlüğü içindeki çözümün ise başlıca siyasetleri şunlardır:

• ABD ve yabancılar karışmasın

• Türkiye halkı olarak biz çözeriz.

• Ağalık, şeyhlik gibi Ortaçağın bölücü kurumlarını tasfiye ederek özgürleşecek, memleketin efendisi olacağız.

KÜRDÜMÜZ DÂHİL

Bu çözüm ancak milli hükümetle, halk hükümetiyle hayata geçirilebilir. Milli hükümet, halkın hükümetidir. Devlet halkın olacaktır.

Kürt yurttaşlarımız, bütün Türkiye halkının, bütün milletimizin parçası olarak o hükümete dahildir. Bu çözüm, Kürt yurttaşlarımıza, bütün Türkiye halkıyla birlikte hükümet olmayı vaat ediyor.

ABD güdümü altındaki çözümde ise Kürt hükümet olamayacaktır.
Temel fark buradadır.

MİLLİ GÜÇ

Halk hükümetinin bugünkü siyasal önderliğine düşen görev, bağımsızlık, halkçılık ve Atatürk Devrimi temelinde milli güç oluşturmaktır.

Bu milli güç, halkın emperyalizme karşı uyanan kesimi ile Mustafa Kemalleşen Ordunun birliğidir.

Kürdümüz, bu milli güç içinde yer alarak, eşitleşir, özgürleşir ve efendileşir.

KÜRDÜMÜZE YAKIŞAN

Kürdümüz şunu anlayacaktır, elinden tutmalı ve yardımcı olmalıyız: Türkiye düşmanı bir siyasetten ve kanlı eylemlerden, ABD ve İsrail uşaklığı dışında bir sonuç çıkmaz.

Eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve ülkenin efendisi olmak, hepsi Türkiye halkının ortak gücüyle mümkündür.

Halkın, emperyalizme ve gericiliğe karşı birleşmesi, bütün demokratik çözümlerin biricik denklemidir. Türkiye’ye karşı savaşanlar, ABD ve İsrail tarafından ödüllendirilebilir ama hiçbir zaman Türkiye halkının güvenini ve kardeşliğini sağlayamazlar.

SONUÇ


2007 Temmuzunda tamamlanmış olan karşıdevrim, Anayasaya da mührünü vurmak üzeredir. 9 ay, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Durum acildir. Görevler, yakıcıdır!

Türkiye’nin varolabilmesi için, devletin ve toplumun “Kemalist Devrim’in yaptığı işlerde” ifadesini bulan Halkçı-Devrimci ideolojiyle yeniden örgütlenmesi gerekir.

Karşıdevrim anayasasının karşısına, devrimin anayasasıyla çıkılabilir.
AKP’nin bu saldırısını, sadece parlamento içinde muhalefetle önlemek mümkün değildir. Saldırı, milletin büyük gücünü seferber ederek püskürtebilir!

Bugün yapılması gereken, sığ parlamenter kaygıları bir kenara bırakıp, AKP’nin karşı devrim anayasasını önlemek ve halkın devrimci anayasasını yapmak için halk hareketini örgütlemek, ama önce bunun için ortak bir mücadele karargâhı kurmaktır.

MİLLİ ANAYASA BİLDİRGESİ

GEREKÇE

I. Sunuş


1. Türkiye’miz, bağımsızlığımızı adım adım yitirdiğimiz bir süreç sonunda 22 Temmuz 2007 Turuncu Karşıdevrimi’yle karanlık bir döneme girmiş bulunmaktadır. Devlet egemenliğimizi bütünüyle kaybetme, millet bilincimizin dağıtılması, vatanımızın parçalanması ve Ortaçağ karanlıklarına sürüklenme tehdidiyle karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz.

2. Emperyalizm ve işbirlikçilerinin nihaî amacı, Türkiye’nin direncini kırdıktan sonra, silahlı müdahalelerin ortamını hazırlamak ve halkımızı köleleştirmektir.

3. Bu tarihsel koşullarda Tayyip Erdoğan yönetimine karşı her cephede kararlı bir mücadele yürütme ve bu yönetimden kurtulma gereği ve sorumluluğu ortadadır. Millete bu mücadelede, Türkiye’mizin bağımsızlık ve özgürlük geleneğinde olduğu gibi, yine örgütlü öncüleri önderlik edecektir. Bağımsız ve Halkçı Türkiye için Milli Anayasa Bildirgesi, işte bu sorumluluğun ve görevin yerine getirilmesi içindir.

II. Tayyip Erdoğan Anayasası’nın Esasları

Bu Anayasa Taslağıyla :

1. Milli devletimizin egemenliğini büyük devletlere veya uluslarüstü ve uluslararası kurumlara devreden uygulamalar, anayasal hukuk kuralına dönüştürülmektedir.

2. Milli devletin üstün otoritesi; mafya çeteleri, etnik gruplar, mezhepler, cemaatler ve tarikatlar gibi ortaçağ kurumlarına tanınan özgürlük ve yetkilerle kuşatılmaktadır.

3. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü koruyan Anayasa hükümleri ortadan kaldırılmakta, emperyalizmin güdümündeki irticanın ve bölücülüğün önü açılmaktadır.

4. Etnik bölücülüğe, mafyalara ve cemaatlere teslim edilmiş olan yerel yönetimlerin yetkileri genişletilerek milli devletin merkezi otoritesi zayıflatılmakta, federasyon planlarının yolu açılmakta ve Türkiye’miz emperyalist müdahalelere karşı dirençsiz hale getirilmektedir.

5. İki yüzyıldır emperyalizme karşı verdiğimiz savaşlar içinde Türk Devrimi’yle kazandığımız millet bilinci; etnik, mezhepçi, cemaatçi, tarikatçı kimliklerle ve özel çıkarcılıkla parçalanmakta ve dağıtılmaktadır.

6. Milletimizin temelini oluşturan Türk vatandaşlığı ilkesi ve Türk kavramı Anayasa’dan çıkartılmakta, eğitim ve öğretimde anadilin tekliğine son verilmekte, hiçbir yurttaşımıza hiçbir yararı olmayan ve uygulama olanağı bulunmayan “başka dillerle eğitim” çıkmazına girilmektedir.

7. Türk Devrimi’nin “eğitimin ve öğretimin tekliği” ilkesi; küreselci, yobaz, etnik, mezhepçi ve tarikatçı özel öğretimle parçalanmaktadır.

8. Devletin anayasal sorumluluğu olan; “İstiklal ve Cumhuriyetin emanet edildiği gençlerimizi, bilimin ışığında, Atatürk Devrimi doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne bağlılık anlayışıyla yetiştirme” ödevine son verilmektedir. Dahası devletin, gençliği “alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suç işleme, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten koruma” ödevi de anayasadan çıkartılmakta, genç kuşaklar emperyalist kültürün vatansızlaştırma, yabancılaştırma, yozlaştırma ve bencilleştirme politikalarına teslim edilmektedir.

9. Bizi millet ve çağdaş toplum yapan kamu hizmeti, kamu mülkiyeti ve doğal kaynaklarımız, sınır tanımaz bir özel çıkarcılık sistemiyle yıkıma uğratılmakta ve yabancı sömürüye teslim edilmektedir. Böylece işsiz, umutsuz ve onurları kırılmış insanlardan oluşan bir sadaka toplumu kurulmaktadır.

10. Yurttaşlarımızın sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı ile sağlık, eğitim, konut ve çalışma hakları yanında planlı ekonomi, kooperatifçilik ve ücrette adalet gibi yurttaşlarımızın insanca yaşamasında devlete sorumluluk yükleyen görevler ve kurumlar anayasa dışına atılmaktadır.

11. Devletin ve milletin temellerini oyan bir cemaat ve birey özgürlüğü sistemi getirilerek, yurttaşın devlete ve topluma karşı sorumluluk ve ödevleri yok edilmektedir.

12. Türk Yargısının milli devlete, cumhuriyete, milletin birliğine, vatanın bütünlüğüne ve kamu yararına karşı sorumluluğu “tarafsızlık” perdesi altında ortadan kaldırılmakta, bağımsızlığı zedelenmekte ve adaletin kamusal temelleri yıkılmaktadır.

13. Atatürk Devrimi’yle çağdaş toplum yolunda gerçekleştirdiğimiz kazanımlar, ortaçağ kurum ve ilişkilerinin yayılması ve derinleştirilmesi yoluyla yıkıma uğratılmakta ve Türkiye “şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi” haline dönüştürülmektedir.

14. Devletin ve toplumun temel düzenini din kurallarına dayandıran hükümet uygulamaları anayasa himayesine kavuşturulmaktadır. Dinsel inanç ve ibadet vicdanlardaki dokunulmaz konumundan çıkartılarak, toplumu sömürme ve zorbalık aracı haline getirilmektedir.

15. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin anayasal konumu etkisizleştirilerek Cumhuriyeti, Vatanı ve Atatürk Devrimi’ni savunma yeteneği tahrip edilmekte ve milli güvenliğimiz zaafa uğratılmaktadır.

16. Atatürk Devrimi’nin “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin yerine, emperyalist yalanlardan ve Haçlı ideolojisinden esinlenen “ebedi barış” masalları konmaktadır.

III. Taslağın Dayandığı Kuvvetler

1. Tayyip Erdoğan’ların Anayasa taslağı, bu özellikleriyle, dışta ABD ve AB emperyalistlerinin dayatma ve tehditlerinden kuvvet almakta, içerde büyük tefecilerin, dolar ve borsa vurguncularının, mafya çetelerinin, tarikat ve cemaat şeyhlerinin ve etnik bölücülüğün karanlık çıkarlarına hizmet etmektedir.

2. Bu anayasa girişimi, Türk Devrimi’nin 1876, 1908, 1921, 1924 ve 1960’lardan gelen devrimci anayasa geleneğine karşı; ABD güdümlü 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinin karşıdevrimci çizgisini sürdürmektedir.

IV. Kemalist Devrim’i Tamamlamak için Milli Anayasa

1. Tayyip Erdoğan’ların anayasa girişimine, onların yolunu açan 12 Eylül Anayasası cephesinden cevap üretilemez. Türkiye, 12 Eylül rejimiyle vatan savunması yapamaz ve demokrasiye kavuşamaz. Türkiye düşmanlarının Turuncu Anayasası varsa; Türkiye’nin de milli ve halkçı bir devrim programına ve anayasaya ihtiyacı vardır. Milletin öncü güçleri, kendi anayasalarını milletin önüne koymak göreviyle karşı karşıyadırlar.

2. Tayyip Erdoğan’ların anayasa taslağı, gözü dönmüş özel çıkarcılığı ve bireyselciliği temel alan bir felsefeye sahiptir. Amaçları, devletin ve toplumun temelini oluşturan kamusal kurum ve değerleri yıkmak, küresel mafyanın diktasını kurmaktır. Bu nedenle emperyalizme, etnik bölücülüğe, cemaatçiliğe ve bireysel çıkarcılığa sınırsız özgürlük ve olanak sunulmaktadır. İşte yine bu nedenle bu anayasa girişimi, Neoliberalizmin özel çıkar ve bireysel özgürlük mevzilerinden yürütülecek bir mücadeleyle alt edilemez.

Türkiye’nin ilerici güçleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasından beri hürriyet ekseninde mücadele yürütmektedir. Oysa önümüzdeki dönemin ihtiyacı Cumhuriyet, vatan, millet, kamu çıkarı ve Kemalist Devrim gibi bizi biz yapan kurum ve değerlere öncelik vermektir.

3. Özellikle 12 Eylül’den sonra hızlanan yıkım süreci göstermiştir ki devletimiz, milletimiz, vatanımız ve çağdaş toplum yolundaki kazanımlarımız, ancak Atatürk Devrimi temelinde var olabilir.

4. Atatürk Devrimi, Türkiye için herhangi bir seçenek değil, tek seçenektir. Atatürk’ün bize bıraktığı anayasada, Türk Devrimi’nin tecrübeleri içinde billurlaşmış olan program şöyle özetlenmişti:

“Türkiye Devleti; Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir.”


Bu program, bugün Çin’den Güney Amerika ülkelerine kadar dünyanın birçok gelişmekte olan ülkesinde uygulanmakta ve dünya ölçeğinde başarılar kazanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte, devrimle kurulan devletin temelindeki programdan vazgeçildi. Bunun yerine Batı’nın emperyalist-kapitalist sürecinde üretilen “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” formülü kabul edildi. Oysa bu formül, kendi milli devrim sürecinde ürettiğimiz temel ilkeleri karşılamaz ve nitekim karşılamamıştır. Türk Devrimi tasfiye edilince, o temel üzerindeki milli devlet, millet ve vatan bütünlüğü yıkım tehdidiyle karşılaşmıştır. Bu nedenle Atatürk’ün aramızdan ayrılırken Anayasa’nın 2. maddesine koyduğu devletin temel niteliklerine ilişkin formülü, yeniden Anayasamızın temeline oturtmamız gerekiyor.

5. Cumhuriyetimizi ve toplumumuzu Atatürk Devrimi temelinde yeniden örgütlemeye ışık tutacak ve 21. Yüzyılı kapsayan emperyalizmle hesaplaşma döneminin ihtiyaçlarına cevap verecek milli anayasa, şu esasları içermelidir:

- Bağımsız ve güçlü devlet,
- Etkin hükümet,
- Hukukun üstünlüğü ve hızlı adalet,
- Örgütlü halk,
- Özgür ve eşit yurttaş,
- Aydınlanmış ve çağdaş toplum,
- Planlı ve halkçı ekonomi,
- Bölgelerarası denge,
- Çalışan ve üreten Türkiye!

V. Vatan Savunması için Milli Hükümet

1. Türkiye, bir hesaplaşma dönemine girmiştir. Bu hesaplaşma, ABD emperyalizminin dizginlenemeyen emelleri ve hırsı nedeniyle iç ve dış savaş tehlikelerini de içermektedir. İktidarın Büyük Ortadoğu Projesi görevlilerine teslim edilmiş olması, bölücü teröre ve Haçlı irticaya cüret vermiştir. ABD emperyalizminin milletimize ve vatanımıza Kuzey Irak üzerinden yönelttiği silahlı tehdit ağırlaşmaktadır.

2. Halkı kazanan savaşı kazanacaktır. Düşündürücü olan, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin etnik, dinsel, mezhepsel bölünmeler ve Neoliberal çıkarcılık yoluyla toplum içinde kendi dayanaklarını oluşturmalarıdır. İşsizliğe terk edilen ve yoksullaşan insanlarımızın onuru ayaklar altına atılmakta, başı eğik, dilenmeye muhtaç bir toplum oluşturulmaktadır. Aslında vatanını seven birçok insanımız, Küresel emperyalist merkezlerin ve mafya-tarikat rejiminin çeşitli araçlarıyla ABD’nin ve Haçlı gericiliğin denetimi altına alınmaktadır.

3. Var olan sistem içinde ne bağımsızlık olur, ne de demokrasi! Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin büyük ölçüde emperyalizme devredildiği, insanlarımızın etnik bölücülük yanında cemaat ve tarikat ağı içinde çırpındığı bugünkü rejim, “demokrasi” değildir; ABD ve AB emperyalizminin iradesi ise “milli irade” değildir.

Bağımsızlık olmadan demokrasi olmaz.

Laiklik olmadan demokrasi olmaz.

“Demokrasi” diye diye milletin egemenliği çiğnenmektedir.

“Milli irade” diye diye milli irade tepelenmekte, milletimiz karar süreçlerinin dışına sürülmektedir.

4. Gerçek bir demokrasinin kurulması ve milli iradenin özgürce oluşması için, emperyalizmin tahakkümünden kurtulma ve ortaçağ kurumlarını tasfiye etme görevi önümüzdedir.

5. Türkiye’mizin, ABD merkezli dış ve iç savaş tehditlerine, yine ABD güdümlü bir iktidarla ve dış borç boyunduruğu altındaki bir cemaat-tarikat rejimiyle karşı koyma olanağı yoktur.

6. Bugün, Atatürk’ün bize “İstiklal ve cumhuriyeti muhafaza ve müdafaa” görevi verdiği Cumhuriyet Devrimi döneminde yaşamıyoruz. İstiklalimiz de, Cumhuriyetimiz de büyük ölçüde yıkıma uğramıştır. O nedenle bağımsızlığımızı yeniden kazanmak ve Türkiye’yi yeniden Atatürk Devrimi temelinde örgütlemek göreviyle karşı karşıyayız. Ya milletimizi ayağa kaldırarak egemenliğin ve devletin halka ait olacağı bir devrim yapacağız, ya da zaten içi boşaltılmış olan milli devletimiz ortadan kaldırılacak ve sömürge tebaası haline geleceğiz.

7. Bu nedenlerle vatan savunması için de, demokrasi için de devrime mecburuz.

8. Bu koşullarda, ABD ile birlikte vatanı bölenlerin ve milleti parçalayanların iktidarından kurtulmak sorumluluğu omuzlarımızdadır.

9. Milletimizin bütün gücünü ve olanaklarını seferber ederek vatan savunmasını yöneten bir Milli Hükümet kurmak, artık hayati önemdedir ve tarihsel görevdir.

VI. İktidar Hedefine Kilitlenmek ve Görevler

1. Emperyalizme karşı olan halk güçlerimiz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra genellikle muhalefette kalmış ve muhalefete göre biçimlenmiştir. Yetkiyi emperyalizmin güçlerine terk eden bu ruh halinden aydınlarımızı ve halkımızı kurtarmak zorundayız. İktidar hedefine kilitlenmek, artık Cumhuriyetimizin ve milletimizin varlığı için hayati önemdedir.

2. Halkın gerçek iktidarını ve milletin egemenliğini sağlamak, temel sorundur.

3. Türkiye’miz, Atlantik sistemine bağlandığımız sürecin sonunda Atatürk Devrimi’yle kazandığı her şeyi kaybetmek üzeredir. Zaman dardır.

4. Bu çağrımız, aynı zamanda çıkarlarını emperyalistlerin karanlık emelleriyle birleştirmiş olanlara ve Türkiye aleyhine çalışan emperyalist merkezlere bağlanmış vatan satıcılarına uyarıdır.

5. Tayyip Erdoğan’ların anayasa girişimi, Türkiye Cumhuriyeti için sonun başlangıcıdır. Yugoslavya ve Irak manzaraları, milletimiz için dün yaşanan uyarılardır. Bütün zenginlikleri emperyalistlerin eline geçen, etnik savaşlarda hunharca katledilen, yurdundan sürülen, tecavüze uğrayan, emperyalist saldırganların ayakları altında kalan milyonlarca insanı içine alan bu manzaraları Türkiye’mizde görmek istemiyoruz.

6. ABD emperyalizmine ve mafyalaşan işbirlikçi güçlere karşı iktidar mücadelesine önderlik edecek öncü örgütlenmeyi inşa etmek, milletin en geniş cephesini oluşturmak, Millet ile Ordu arasındaki tarihi birliği pekiştirmek, günümüzün en temel görevleridir.

İşçi Partisi - 10 Ekim 2011

Son Yazılar