bayrakAskerin Eli Kolu Bağlıdır!

ASKERLER, NE YAPIYORLAR NE YAPMALILAR?

Bu soruya en güzel cevabı SÖZCÜ Gazetesi Anakara Temsilcisi Saygı Öztürk, verdi.

Özetleyerek, sunmak istiyorum:

* “… Şehitler vermemizin nedeninin, Terörle Mücadelede atılan Geri Adımlar olduğunu artık hükümet yetkililerinin de görmesi, anlaması gerekir.”

* “… Asker, 1990 öncesinde sadece karakolunu ve çevresini bekler, yani kendilerini karakola hapseder, teröristlerin saldırısına karşı karakolunu korurdu. O geniş alanlar terör örgütünün kontrolü altındaydı”.

“… Daha sonra, asker, Alan Hâkimiyetini sağlamak için büyük operasyonlar yaptı. Cudi’ye bayrağımızı dikti.”

* “…Bugün, Orada Durum Nedir Acaba?

-- Askerin karakolundan çıkıp operasyona çıkması bile “vali” nin iznine bağlı. Asker o yüzden karakolundan kolay kolay çıkmıyor… Teröristler de gelip karakolu basmaya çalışıyorlar…

-- Komutanlar, kendilerinden önce görev yapanların başlarına gelen olaylardan hayli etkilenip görev süresinin kazasız-belasız dolmasını bekler hale getirildi.

-- Emir verenin, risk alanın başı türlü dertlere giriyor o yüzden, asker kabuğuna çekilmiş durumda….

-- Komutanlar, verdikleri emirlerden dolayı her an sorguya çekileceği kuşkusu ve korkusu altında görev yapıyor!. Askere emir verilemez hale gelindi. “TİM” çıkartmak, Devriye dolaştırmak için bile Validen İzin alınması gerekiyor. Hem öyle bir izin ki, kaç saat dolaşılacağının bile yazılması gerekiyor. Zamanında VERİLMEYEN operasyon İZİNLERİ, bazı Bilgilerin SIZMASI da çalışmaları olumsuz etkiliyor…

-- Yol kontrolü yapmak neredeyse imkânsız hale geldi. Teröristler silahlarını, araç-gereçlerini eylem yapacağı köye, kendilerine yardımcı olanlarla birlikte ulaştırıyor… Siz yolları kontrol altında tutamazsanız, başkaları kontrolleri altına alırlar!

-- Askerlerimizin şehit edildiği olaylarda da, kuşkusuz o köylerde teröristlere yardım edenler, yol gösteren ve hatta eylemlerine katılanlar da vardır…

Öztürk Devamla, önce tespit yapıyor;

* “… Eskiden bu dağlarda askerler dolaşır, terörist arardı. Şimdi, 1990 öncesinde olduğu gibi Askerler karakolda kalıyor, terörist kuşatıyor, saldırıyor…

Sonra da; “ Askere Sormak Gerekir: diyor ve cevabını da kendisi veriyor:

“Terörün en azgın olduğu dönemde, teröristi dize getiren, karakolunu değil, dağları mesken edinen, teröristin saldırısını bekleyen değil, saldıran, onu gizlendiği yerde etkisiz hale getirmeye çalışan askere ne oldu? Teröristler bu kadar nasıl rahat hareket edebiliyorlar?”

-- … Bu sorulara cevap almadan ve buna göre Yasal Düzenlemeler, İdari Önlemler almadan askerin eski başarılarını göstermesini beklemek hayal olur.

-- Terörist o köye nasıl yaklaşmış, nasıl girmiş, tüm bunlara rağmen asker haberdar olamamış? Olamaz!.

* Karakolda bekletilen,

* Operasyona çıkmasına bile izin verilmeyen,

* Yol Kontrolü yapamayan,

* her olaydan sonra kendisini C.Savcısının karşısında bulan,

* Köy Ziyaretleri bile, sorun haline gelen asker bu gelinen nokta karşısında ne yapabilir?”

*** *** ***
Öztürk Devam ediyor:

“… Şu anda önemli bir moral desteğine ve psikolojik üstünlüğe sahip olan Terör Örgütü, bu havayla İl ve İlçelere Silahlı Militanlarını soktu. Hedefte Güvenlik Güçlerini Yalnızlaştırmak, Etkisizleştirmek ve ardından Halkı Ayaklandırma planı var. Şimdi, onun provalarını yapıyor!..”

*** *** ***

Yıllardır taviz vere, vere bilmem ne Açılımı diye diye, bugünlere geldik. Teröristlere verilen her Taviz yeni bir tavizin yolunu açıyor artık bu gerçeği görmemiz gerek.

Bu söylemler ve eylemlerle Terörü de, İç İsyanı da önlemek mümkün değildir

Böyle hareket ederek terörü önleyeceğini söyleyenler cahil değillerse, haindirler!

AKP Hükümeti, bu Kürtçü-Bölücü Terör olayı ile mücadeleyi “Cemaat Kafası” ile düşünüp, “ABD-İsrail” gözlüğü ile görmeye devam ettiği sürece daha çok şehit ve yaralı verebiliriz. Yaşanan tüm olumsuzlukların Sebebi ve sorumlusu AKP hükümetidir.

Bütün bu olumsuzluklara karşın, Karamsar ve ümitsiz olmayalım. Çünkü Ecdadımız, bugünkü koşullardan çok daha kötü durumdayken, dünyanın en güçlü devletlerini yurdumuzdan kovmuş, aynı anda, Anadolu’da çıkarılan, Irksal Ve Dinsel Bölücü, Ayrılıkçı İsyanları bastırmıştır.

Biz, O, vatan kurtaranların, Cumhuriyeti kuranların torunlarıyız, bizim Türk milleti olarak, şansızlığımız AKP gibi Aciz Bir Hükümeti başımızda tutmamızdır.

İşte kurtuluş reçetesi:

1. GEÇİCİ ÇÖZÜM:

* Belli bölgelerde “Olağanüstü Hal” ilan edilmeli ve ciddi bir şekilde uygulanmalıdır. Çünkü, Sanılanın aksine OHAL da SIKIYÖNETİM de YASADIŞI DEĞİLDİR,

* Hava Harekâtı yapılmalı ancak bu harekât Kara Harekâtı ve Uçar Birlik Harekâtı ile desteklenmelidir

* Dünyanın hiçbir yerinde, insan öldüren, eli silahlı bir çete ile müzakere yapılmaz. Önce ona silah bıraktırılır, sonra da gereği neyse o yapılır. Devlet olmanın gereği budur. AKP, ne yazık ki, eylem ve söylemleriyle Devlet değil, Hükümet bile olamamıştır!.

* Bizim birliklerimiz, hep SAVUNMADA Kalmamalı, Kurbanlık Kuzu Gibi Beklememeli, İnisiyatif Almalı, Hainlerin Tepesinde olmalıdır.
Çünkü En iyi SAVUNMA; TAARRUZDUR

2. KESİN ÇÖZÜM:

DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ;

Protesto Mitingleri de Konferanslar da yapabilirler ancak bu eylemler için harcadıkları maddi, manevi Enerjilerini Yerel ve Genel seçimlerde başarılı olmak için harcamalıdırlar ve de SİYASİ PARTİLERİN “GÜÇ BİRLİĞİ” yapmaları için BASKI UNSURU olmalıdırlar.

HALKIMIZ da; yaşadığımız bütün olumsuzlukları artık görsünler ve  körü körüne, oy vermesinler

Hepsinden daha önemlisi: SİYASİ PARTİLERİMİZİN “GÜÇ BİRLİĞİ” yaparak, seçimlere girmelidirler.

Çünkü:

İKTİDAR OLMADAN HİÇ KİMSE HİÇBİR ŞEY YAPAMAZ!

Cemil DENK - 02 Ekim 2011 - Hakimiyeti Milliye

Son Yazılar