Taraf Gazetesi’nin şakacı çocukları Daha Çok Karpuz Kesecek!

1. Birkaç yıl önce Ankara havaalanı yolunda AKP’li Pursaklar belediyesinin hemen yanı başında bir apartman dolusu Sudanlı geldi, elektrik yok su yok, birkaç yardımseverin elden yardımları gülünç kaldı, defalarca TV’ler Afrika’dan açlıktan kaçtılar Türkiye’de açlıktan ölüyorlar, Ankara’nın eksi yirmi derecesinde daha önce hiç yaşamadıkları soğuklarla çaresiz kaldılar diye haber yaptılar, sonra ne mi oldu ‘açlıktan ve belediye ilgisizliğinden’ ortadan kayboldular, ülkeyi terk ettiklerini duydum.


Pursaklar Belediyesi’nin elektrik ve susuz bıraktığı haberlerini bu ülkede TV’den sadece ben mi duydum, Somali’ye yardım festivalleri düzenlenen bugünlerde hatırlayın istedim.

2. Mustafa Kemal Anadolu’ya çıktıktan kısa süre sonra asker üniformasını üstünden çıkarttı çünkü saray böyle istiyordu, ancak üstüne giyecek sivil elbisesi yoktu. Tokat’ta olmalı. Askeri birlik dizilmiş Mustafa Kemal’i bekliyor. Mustafa Kemal hem yetkisiz hem de sivil, eline kılıcı alıp askerin önünden geçti.

Apoletleri rütbesi elinden alınmış bir ‘sivil’in başkomutanlığa giden Kurtuluş’un yoluydu bu.

Askeri, Amerika’nın casusluk dinlemeleriyle paramparça edip Amerikan Vesayetini iktidara taşıyanlar, sivil kimmiş bir daha hatırlasın istedim.

3.  Atatürk zeybek oyununda yere diz vururken sendeler yere düşer gibi olur, etraftakiler koşup kaldırmak ister, Atatürk kendine uzatılan elleri tutmaz, Türk kendi düşer kendi kalkar, der. Elli yıldır Amerika’yla gizli oyunlar oynayan askerimiz şimdi Amerika’yla gizli oyunlar oynayan cemaatciler ve işbirlikçi ajanlar marifetiyle yeniden düşürüldü, bunu da askerimiz hatırlasın istedim.

4. Son yüzelli yılın Girit Sorunu, Balkan Sorunu, Kıbrıs Sorunu, Azınlık Vakıfları Sorunu, Kürt Sorunu vb. sorunlarıyla boğuşuyoruz ve ‘ver gitsin’ dışında çözüm henüz üretilmiş değil, neyse Balkan, Girit, şimdi de Azınlık Vakıfları Sorunu sonunda çözüme bağlandı, sırada Kıbrıs ve Kürt Sorunu…

Hayatlarında hiç üretmemiş hiç kazanmamış insanların ‘vermesi’ ne kadar kolay, paradan anladıkları için söylemek istiyorum çünkü çok hoş değil ama insan hatırlatmak istiyor, Mustafa Kemal’in mübadelede ısrarı olmasaydı bugün binlerce Ege Koyu’ndan gelen otuz kırk milyar dolarlık turizm geliri.?

5. Abdullah Gül’e Genelkurmay’ın asker selamı cemaatçi medyanın manşetlerini süslüyor. Niye süslüyor anlamadım, bu bir asker selamı, gelecek seneye ileri demokrasi Vahdetttin’den kalan gelenekle ‘yerden temennalı el etek öpme’ selamına giriş yaparsa şaşırmayın.

6. Nato desteğindeki muhalif güçler Kaddafi’yi ülkeden kovdu ancak şimdi de Libya’da muhalifler arasında iç savaş başladı, bu sözüm de Davutoğlu’na, eskilerin lafıdır, yine sadece paradan anladıkları için paradan örnek vereyim, pazardaki piyasa fiyatlarını öğrenmeden Pazar yolunda mal satmak doğru değildir, kulağınıza bu kaçıncı küpe.

7. Fenerbahçeliler! İleri demokrasiye siz de ayak uydurun, Fenerbahçe renklerini lacivert-yeşil ve Fenerli yöneticiler uzun beyaz Arap etekleri giymeye başlasın.

8. Atatürk otomobiliyle dağ başında giderken dağ başında yalnız bir köylü görür, -ne yapıyorsun, köylü: -ineğim kayboldu onu arıyorum.

Atatürk köylüye bir inek parası verilmesini emreder ve köylüye, bin arabaya kurtlar seni parçalar, der.

Köylü: Dağın başında karşına Atatürk çıksa da ben kendi ineğimi kendim arayacağım.

Bunu niçin söyledim, iktidara geldikleri günden beri ekonomi borç ve lüksle cinnet geçirmek üzere, bedeviler gibi üretmeden yaşamayı öğrenmişler, bir koyunun altından bir yavru kuzuyu kucaklarına aldıkları yok ama sabahtan akşama kadar kaval çalıyorlar.

Dağlarında yaylalarında tek kuzu kalmamış ama dünya lideri kavalları ekranlar açılıyor ekranlar aynı kavalla kapanıyor.

Şunu da söyleyeyim, koyunu kuzusu olmayan hiçbir ‘uygarlık’ hiçbir ülke tarihte yaşayamamıştır.

9. Genç İslamcılar’ın sitelerine giriyor okuyorum bazen, henüz yirmi yaşında yetmiş yaşında yobaz ihtiyarlar gibi konuşan yüzbinlerce genç, bu gençlere söyleyeceğim, iradesiz mürid aklı köpekliktir…

Bir takım sözlük sitelerinde sallayıp duruyorlar, ne diyeyim, mağara insanları bir milyon yıl önce tekerleği ateşi değil ekşi sözlük’ü keşfetmiş olsaydı, Eınstein, Mozart gibi insanların ortaya çıkışı bu denli gecikmezdi.

10. Yayılma, yaygınlık, çoğalma ile ‘gelişme’ aynı şey değil. Zulme hırsızlığa son vermek için geldik diyenler sadece uşakların kölelerin ve köpeklerin sayısını çoğalttı…’Ey müminler ağzınızı kim dikip mühürledi?’ Unutmayın korkunç kahpe karanlık gecenin tadını yalnız insanlar çıkartır. İbret almamış göz, kör’dür. Secdeye eğildiğinize ben de şahidim ama namazı kime kıldınız bilen yok.

11. Nasıl bir memleket olduk, hangi cenaze kalksa tek damla gözyaşı yok, Cumhurbaşkanımız Kocatepe’ye cumaya geliyor, namaz sonrası kılınacak şehitin cenaze namazı ikindiye postalanıyor, cenazeye gelenler Cumhurbaşkanını yuhlamasın diye. Cici başkomutanımız bir de şehit cenazesine katılsa…

Bir zamanlar bu toprakta rüzgarlar Bektaşi’nin Yunus’un nefesinden eserdi, şimdi liberaller cemaatciler Amerikan işbirlikçilerinin rüzgarları. Ey mümin kardeşim, uyku basar uyunur bilirim, uyursun uyanamazsın bunu da bilirim, be kardeşim seninki de ne uykuymuş.

12.  II. Cumhuriyet kuruldu diyorlar, doğruysa II. Cumhuriyet’in önce bir bayrağı olmalı, sanırım Fethullah Gülen’in takkesi uygun düşer.

Ne cumhuriyeti bunun adı Cemaatiye. I. Cemaatiye kurulmuşsa bunun bir de resmi geçit töreni olmalı. O eski bandoları hatırlayın bir davul bir zil bir boru, halkımız bu bando’nun adını: zinga zinga zinga koymuştu.

Neyse, birgün Egeli bir köylü Atatürk’e, Atam size bir sorum var, Ordular Birinci Hedefiniz Akdeniz’dir emri birinci emriniz, peki ikinci emriniz nedir?

Atatürk, (kadehini havaya kaldırır) hayırlısıyla önce birinci emrin şerefine içelim.

İstediğiniz Amerikancı cemaatiyeyi kurun, cumhuriyet aynı cumhuriyet.

Eskiden radyolar cumhuriyet bayramı resmi geçitlerini bir önceki yılın aynısını verirdi çünkü radyocuların ellerinde okudukları metin hiç değişmezdi.

Oysa komutanlar değişmiş başbakanlar değişmiş bürokrasi değişmiş, ama radyocu hala ezberden aynı isimleri okuyor.

Başkomutanımızın resmi törenini izlerken aklıma geldi, bu cumhuriyet törenini bir yerden hatırlıyorum, altmış yıl öncesinin 40’lı yılların Cumhuriyet’i. Değişen: spikerler.

Bir de şöyle konuşuluyor, 8 yıllık kavgadan sonra nihayet Genelkurmay’daki oturma düzenini değiştirdi, vesayet kalkıyor, falan. Ancak aynı gün başbakanımız MGK bildirisinde yine eskiler gibi konuşuyor: Tek bayrak tek vatan tek millet.

Unutmuş olmalı eksiği var, tek cemaat.

13. Gün gelecek besleme yandaş basında şu manşeti de görecek miyiz acaba. Büyük Doğu dergisini çıkartan ünlü İslamcı şair Necip Fazıl Kısakürek Büyük Doğu’nun son nüshasında şu manşeti atmıştı: Ey ehli müslümin hükümet yardım etmediğinden bu gazete kapanmıştır.

Radikal Gazetesi yakında bu manşetle çıkabilir.

Radikal’in bir çok dallama yazarını dilimize doladığımız gibi, boş durmadık, Radikal’ın ilk çıktığı yıllarda İsmet Berkan’ın kel kafasını fazlaca dalgaya almış ünlü güreşçimiz Mersinli Ahmet’e benzetmiştim.

Yıllar önce bir gazetecimiz güreşçilerimizle Avrupa turnesine çıkar ama sokak arasında kravat almak için dükkana girince kafileyi kaçırır İtalya sokaklarında yolunu kaybeder.

Sonra şöyle yazar, Mersinli Ahmet’in kel kafasını görünce yolumu buldum, İsmet Berkan’ın ense köküne dövme yaptırdığını görünce aklıma geldi, ey Radikalciler yolunuzu kaybedersiniz dövmeli ensenin peşini bırakmayın.

Yine de fazla yanaşmayın, müstehcen Karadeniz türkülerindeki ifade edildiği gibi aşırıya kaçmayın: iki ıslak peştemal yapuştu birbirine.

14. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Antlaşmasını çokca duymuşsunuzdur, bu sıradan bir andlaşma değil, teklif önce Sovyetler’den geldi ama batılılar cin gibi antlaşmaya ‘insan hakları’ ibareleri yerleştirdi ve Sovyetler’i sıkıştıran hatta çözülmesini hazırlayan bir hal aldı.

Çok sonra Amerika İnsan Hakları’ndan çok ekmek yedi çok, yetmedi, PKK gibi terör örgütleri de ‘insan haklarını’ bir gerilla taktiği olarak aydınlarımız sayesinde bolca kullandı.

Amerika hangi ülkeye saldırsa ‘insan hakları’nı hala gerilla taktiği olarak kullanıyor, işte Suriye. Oysa sadece Felluce’de onbinlerce insanı havadan bombalarla öldüren ABD değil miydi?

Ve yetmiyor, eski insanların uzay’dan ay’dan nur diye bahsetmesi gibi ‘ileri demokrasiden’ bahseden yüzlerce İslamcı yazar, gazoz şişesi dibinden gözlük yapmış bakıyorlar, bayramdır çocukluktur eğlensinler diyeceğim yok, ancak şişe Amerikan gazozu.

İnsan yakın dostlarına daha birkaç ay önce ‘aynı ailedeniz’ dediği Suriyeliler’e Amerikan gazoz şişesi dibinden bakar mı?

15. Biz çocukken ağlayan konuşan bebekler vardı, sonra Fatoş Abla’nın Türkiye’de oyuncak sanayinde bir devrim olan meşhur peluj bebekleriyle tanıştık, şimdi bakıyorum bir çok kadın yazara, sırtına vurulup konuşan peluj yazarlar. Bir de yazılarına şu cümlelerle başlamazlar mı: ‘Duyunca kanım dondu.’

Senin kanın var mı ki donsun.

Oyuncak bebekler hayatlarında hiç zorda kalmadıkları için sallayıp duruyorlar, onlara hatırlatırım, zeka, insan çaresiz kaldığında devreye giren şey’dir.

16. Türkiye Suriye’yle savaşta, Suriye askeri Türk askerine sorar: Sizi buraya Amerika mı gönderdi?

Türk askeri: Hayır, ileri demokrasi için ilerleye ilerleye buraya kadar geldik.

17. Gazetelerde haberler, şu galeri basıldı, şu yazar bıçaklandı şurası satıldı burası kapatıldı, ne mi oluyor, Yeni Türkiye’ye alışın çapulcu bedeviler sahne alıyor.

18. Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atan çocuk mahkemede kendisine bombayı attıran polislerin adlarını verdi, ancak basında ‘tıss’ yok, neden?

Şundan: Köpekler insanları ısırırsa haber değeri olmaz, bu yüzden.

19. Dikkat edin gösteri yapamıyor, TV’de konuşamıyor, baskılara faşizme tek laf edemiyoruz, dikkat edin iktidar bizi de müridleri gibi susturuyor. Ürkek, sessiz, kaderci bir ruh haline dönüşüyoruz. Katı bir diktatörlük karşısında kayıtsızlık bezginlik öğreniyoruz.

Dikkat edin iktidar hepimizi kendisi gibi insanlıktan çıkarıyor.

Kardeşlerim dikkat edin sokağı televizyonu kahvesi yavaş yavaş toplumdan çıkıyor, insani zevklerle barışamayan insan insan’la barışamaz.

En azından maymunların da gözleri alınlarında bizler gibi sabitti bu yüzden başka yöne bakabilmek için başımızı çevirmemiz gerekir.

Başını başka yöne çevirebilen kaldı mı içimizde?

20. Tayyip Erdoğan bey maşallah her yöne bağırıyor her şeye öfke kusuyor, bir yer hariç, ABD’ye sesini çıkartamıyor, neden dersiniz, söyleyeyim, eski İstanbul külhanbeylerinin suratlarındaki ustura façasını sevgilileri atmışsa, bir tuhaf racon, seslerini çıkartıp karşılık vermezlermiş.

21. Kimseyi küçümsemek için asla söylemiyorum sadece hayat beni fazlasından fazla şaşırtıyor, lastik tasması kopuk takunyasını sürüye sürüye helaya girdiğini gördüğüm bugünün genel yayın yönetmeni o çocuk’un TV’de konuşurken şimdi iki katlı ekmek kadayıfına benzeyen suratını yine görünce.

22. Londra’da yağma günleri yaşanırken siyasiler bir bir demeçler verdi, İşçi Partisi lideri Miliband dahi ‘aç gözlü, kendini düşünen bir toplum olduk’ gibi laflar etti.

Londra Yağmaları’ndan sonra yapılan konuşmaları bir dilbilimci gibi inceledim, ‘ezilen, yoksul, kimsesiz, altta kalan, sömürülen, hakkı yenen’ gibi eski sol literatürün hiçbir kelimesi artık ortalıkta gezinmiyor.

Herkesin dilinde kapitalist hristiyan hayırseverliğin yeni dili oluşmuş: çok müsrifiz, çok lüks yaşıyoruz, gibi.

Tamı tamına tam yüzelli yıl dünyanın bütün coğrafyalarında ihtilaller kopartan sosyalist Marksist dil’in Londra Yağmaları sonrasında hayatlarımızdan tümden çıktığına şahit olduk.

23. İzleyip okuduğum günden beri binlerce dolar maaş alan bir çok dış politika yazarı hala tek cümle Amerika neden İran’ı değil Suriye’yi vurmak istiyor konusunda yazmıyor.

Kardeşlerim, Amerika’nın İran’ı şimdilik vuramama sebebi Basra Körfezi’dir, İran silahlarıyla Fars Körfezi dediği bu denizi tam anlamıyla karantina altına almıştır.

Ve değil üç-beş yıl İran on-onbeş yıl Fars Körfezi’nden akan petrol gemilerini durduracak güce sahiptir. Bu da dünyanın ekonomik olarak sallanması demektir.

Bu yüzden Amerika Basra Körfezi’nde bir savaşı göze alamaz, alamadı.

Peki şimdi yaptığı nedir? Basra’dan Akdeniz’e uzanacak yani içerden karadan yolları tam anlamıyla hakimiyete alıp yani petrol taşınmasını karadan güven altına aldıktan sonra ancak İran’a kafa tutabilir.

Suriye’ye saldırarak yaptığı petrolü taşımak için karadan yolları açmaktır.

Suriye’yi döverek bizim iktidarımızın da yaptığı Amerikan petrolü taşıyacak otobanların petrol boru hatlarının döşenmesine ‘müteahhitlik’ hizmetidir.

24. 28 Şubat’la Ergenekon’u düzenleyen aynı siyasi güç. Hala anlamayan kaldı mı? 28 Şubat’ın Çevik Bir’iyle Zaman Gazetesi aynı siyaset aynı tezgah aynı güç, hala anlaşılmadı mı?

Okumayan takip etmeyen birileri varsa en aptallar için büyük harflerle tekrar edelim: 28 Şubat’ı hangi siyasi güçler yapmışsa Ergenekon iftiralarını düzenleyen aynı tertiptir.

Anlamayanlar varsa bir daha tekrar edelim, Çevik Bir’in rolü neyse Ahmet Altan, Taraf Gazetesi, Zaman, Star, Yeni Şafak Gazeteleri’nin rolleri aynıdır.

Bundan dört yıl önce tantanalı bulanıklaştırıcı karartıcı medya yayınları yapılıp Türkiye’nin üstüne Ergenekon Yalanları’nı kusanlar, bugün sus-pus olmuş durumdalar.

Hiç kimse bu denli ağır iftiraların üstüne gel keyfim diye yatamaz.

Sabırla bugünleri bekledik, işte savcıların sorduğu sorular ortada, tutukluların cevapları kayıtlarda…

Artık ‘gargaraya getirilecek’ hali kalmadı ama hala hukuku takan yok, insanlara ‘esir muamelesi’ yapılıyor. Ne demek bu?

Hakları gasp edilmiş mağdur kitlelere elinize silah alın savaşın mı demek istiyorsunuz? Polisinizin elindeki gaz bombalarına çok mu güveniyorsunuz?  O içerde yatanlar birkaç yüz bir kaç bin kişi değil, milyonlarca insan dışarıda bu yargılamayı bekliyor.

Tarih bu iftira merkezlerine nasıl tür cevap verileceğini de görecek, şahit olacaksınız.

25. Çiftlik sahibi kartalın kanatlarını kesip tavuklarla dolu kafese atıp sonra gülüp eğlenmiş, buna rağmen kartal horoz gibi tavuklara atlamaya başlamış, tavuklar çiftçiye isyan ederek çıkışmış, yahu bunun başını kesecektin kanatlarını kestin, kanatları birkaç günde büyür görmüyor musun hala bize horozluk yapıyor diye şikayet etmişler.

Çiftlik sahibi tavuklara, kartalın başını da kessek şeyini de kessek faydası yok siz de o yumurta deliği olduktan sonra. 

26.  Ergenekon Süreci’nin önce Ümraniye bombaları, sonra Danıştay Saldırısı ve sonra Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması, üçü de ‘cevaplandırıldı’ ve savcılık delilleri çürütüldü.

Savcıların delilleri soruları da kalmadı.

Sabırla hukuk sürecini bekledik yine sabırla hukuk’u bekliyoruz yine sabırla hukuk yargıyı bekliyoruz, bir yere kadar. Bu iftiraları atan gazeteler TV’ler haksızca iftiraya uğramış bu insanların şimdi mahkeme ifadelerini niçin yayınlamıyor?

Göreviniz içeri tıktırana kadar mıydı?

Bu toprakları çok mu sahipsiz sanıyorsunuz, Amerikan elçisi, oku bu satırları, her birimizin tek tek canı çıkmadan cesedi toprağa düşmeden çok erkenden zafer çığlıkları atıyorsunuz, endişe eden bizim canımız değil endişede olması gerekenler bu tezgahları bu iftiraları düzenleyip planlayanlar.

27. Tavşanlar kurbağalar fareler bir gün toplanmış nedir şu filden çektiğimiz her gün fil korkusu, en iyisi mi toplanıp geceleyin filin götüne ağzına girip onu boğup öldürelim, deyip fili öldürmüşler.

Ertesi gün uyanmışlar etrafları karıncalarla çevrili, başlamışlar ürkmeye basmışlar çığlığı,  birkaç gün geçmemiş ki, yahu nedir şu karıncalardan korktuğumuz her gün hergün…

En iyisi bütün karıncaları öldürelim deyince tilki olup biteni duymuş ve yanlarına yaklaşmış.

Tilki: Yahu fili anladık ta karıncadan da korkulur mu, bu korkunun sonu yok, sen tavşan kardeş, en iyisi mi sen dikenli çalıların altında yaşamaya devam et. Sen kurbağa kardeş bataklığına dön. Fare kardeş sen de yeniden bir düşün boklu lağımında ne kadar mutluydun…

28. Kapınıza bir polis gelip savcılık iddiası var karakola geleceksiniz denildiğinde ne yaparsınız?

a) Silah çeker polislere ateş açarsınız, b) ‘Ben suçsuzum’ istediğiniz sorguya istediğiniz yargılamaya hazırım mı diyeceksiniz.

Kapısına ‘haksız hukuksuz yalan iftiralarla’ gidilen yüzlerce insan şu anda içerde.

Bu insanlar kapılarına gelen polislere silah çekmediği için yanlış mı yaptı?

Hayır doğru yaptılar.  O halde ‘suçlarını’ söyleyin ‘belgeleri gösterin’ ya da hadi ‘yargı süreci’ diyorsunuz ya ‘yargılayın’ kardeşim, geçen yıllara rağmen henüz savcılarınızın hakimlerinizin bir ‘hükmü’ yok ortada.

Peki insanlar kuzu kuzu savcı davetine gidip kodese kapatılmışlar ve hiçbir dilekçeleri dikkate alınmayıp hala içeride tutuklanıyorlarsa, bu şu mu demek?

Cumhuriyet yıkıldı, yeni Türkiye kuruldu!

Ya da Cumhuriyet direnemedi ileri ikinci cumhuriyet kuruldu anlamı mı taşır, yoksa ‘cumhuriyet yıkıldı’ diyen binlerce yazı ve manşeti neye dayanarak atıyorsunuz?

Bu ülke insanlarına ‘hukuk adına değil’  işgal kuvvetleri gibi davranıyorsanız işgal kuvvetleri gibi bir karşılık mı bekliyorsunuz?

29. Tilki her akşam kümesin etrafında pusuya yatıyor akşamları gizlice casusluk yapıyor ajanlarla işbirliği yapıyor, nafile.

Ağız tadıyla tek bir tavuğa diş geçiremiyor, horoz ise bir bayrak direği gibi yüksek bir dala tüneyip bir ötüyor kırk tavuğu birden götürüyor.

Tilki horoza yanaşmış, yahu horoz kardeş ileri demokrasi için çaba sarfeden biziz ama ağzımızın tadıyla bir tavuk nasip olmadı.

Horoz: bak tilki kardeş  yalanla hileyle iftirayla gizlenerek saklanarak değil yüksek bir yere çıkacaksın malı aşağıdan bütün kümes görecek.

30.  NTV Yeşil Kürsü’de izledik, Sinop’ta nükleer protesto konuşmaları yapılırken AKP’li bir işadamı derneği başkanı ekranlarda aynen şöyle konuştu: ‘nükleere karşı bu arkadaş, demin çimlere bastı. Bu nasıl çevrecilik hem çimlere bas hem nükleere karşıyım de.’

Olacak şey değil ama aynen böyle konuştu, çimlere basmakla nükleer aynı şey mi?

İşte tipik bir cemaatci ve AKP’li ‘cevap tarzı’ bu.

Ergenekon sürecinde de hep böyle oldu, şöyle cevaplar verdiler hep: ‘tamam ben de inanmıyorum ama siz de şunu da yapmasaydınız.’ gibi. Ya da: ‘yahu o şu tamam da şu adamda mı suçsuz gibi.’

Neyse ne, suçluyu belgeyi ortaya koyacaksınız, kaçma yok lafı dolandırmak yok, bu iş sizin zavallı zekalarınızın saçmalama eğlencesi hiç değil, bu bir ölüm kalım meselesi…

Ne iktidarınıza ne hakimlerinize kimsenin saygısı kalmadı.

Hiç kimsenin de manyaklığınız ajanlığınız kafa karıştırıcı boğuntuya getirici yayınlarınızla uğraşacak hali yok.

Ben de bir insanım iki elim var, ellerim armut toplamıyor, işte yazıyoruz, vergilerimizle maaşlarınızı aldığınız ‘mahkemelerden’ şimdilik cevap bekliyoruz.

31. Bir takım sahaya çıkıp maç yaparken düdük çalar çalmaz polisler sahaya giriyor ve karşı takımı topyekün tutuklayıp içeri atıyor.

Sonra yüzlerce entelektüel, aydın, yazar, filozof, alim, köşe yazarı, akademisyen şöyle yazılar yazıyor: Helal olsun ‘cumhuriyet’i bitirdiler, sahadan sildiler, artık yeni Türkiye ileri Türkiye kuruldu…’

Beyler bu bir savaş haliyse bilelim.

İnsanları ortadan kaldırmanın nesi demokrasi nesi hukuk?

Benim bildiğim fikirler iddialar tartışılır, ortada bir ‘bağımsızlık’ taraftarların fikirleri var bir de Amerikan ajanlarının fikirleri.

Bir karşı fikri başka bir fikirle alt edeceksiniz, insanları boğarak kazıyarak ortadan kaldırarak yapılan şey hukuk değil vahşet’tir.

İşte bu günlerde yüzlerce makale bu ‘vahşet’i alkışlıyor bu vahşet’in siyasetini ve uygulamalarını övüyor…

Engin Ardıç ve Nazlı Ilıcak gibilerin yazılarını yeni Cemaatiyenize ‘nutuk’ mu yaptınız, çıldırmak cinnet denilen şey her halde böyle bir şey.

Bu bir halka topyekün meydan okumaktır bu bir işgal narası iç savaş davetiyesidir, sakin olun, orada mahkemeler ve hukuk var, resmi geçit zafer sarhoşluğunu bir yana bırakın mahkemelere cevap verin…

32. Ve utanmayan yüzlerce haber spikerini yorumcuyu muhabiri ‘vahşetin’ tarafında mevzilenmiş zafer çığlıkları atarken görüyoruz.

Ve ne haksızca tutuklananların haberlerini yapıyorlar ne insanlık dışı vahşetin haberlerini yapıyorlar? Siz hukuktan mı yanasınız Amerika Ordusu’ndan yana mı, nedir bu ‘yendik geberttik ezdik’ çığlıkları?

Yarın bu zavallılar bizlere ve insanlığa nasıl cevap verecek?

Şöyle mi?

-Tayyip’ten ve savcılarından çok korktuk o yüzden.

-Emir eriydik biz de aile geçindiriyorduk.

-Valla ölüm kuyuları faili meçhuller denilince benim de aklım çıktı.

-Valla twetter’in başındaydım tam ne oluyor anlayamadım herkes bu ulusalcılar deyince çullandık.

Ya da şöyle mi düşünüyorlar, her birini tek tek boğup öldürdük artık elli yıl kırk yıl ayağa kalkamazlar…

Böyle düşünüyorlarsa Kızıl Kmerler’in Gestapolar’ın Hitler’in Stalinler’in bitmez denilen iktidarları kaç yıl sürdü bir daha hatırlasınlar.

33. Şu ‘ulusalcı’ lafına da bir türlü sıra gelmiyor. Bir büyük cahil sürüsünün suratına tükürerek söylemek istiyorum, kardeşim bir şeytan bir canavar yaratmak için başka kelime bulamadınız mı?

Ulusalcılık diye bir fikir olmaz, ulusalcılık diye bir ideoloji de olmaz. Hepimiz ‘otomatikman’ ulusalcıyız. Fransız da Putin de Obama da İtalyan da herkes.

Ulusalcı olmak siyasal bir seçim değildir, tekrar ediyorum her Amerikalı da her Fransız da hukuki bir hak olarak ülkesinin bölünmesine gayret gösteremez.

Yaşadığınız topraklarda her cinsten insan yurttaşlık bağıyla hukuk karşısında eşittir. Şimdi bunun nesi ‘canavarlık’.

Hokus pokus etnik siyaset ileri demokrasi, cemaat siyaseti ileri demokrasi olmuş tüm dünyanın kabul ettiği ve halen tüm dünyanın tek genel geçer siyaseti yurttaşlık canavarlık hali oluyor.

Bu cahil sürüleri nerden türedi yoksa Mersin Gümrüğü’nden kaçak mı girdiniz bu ülkeye.

Mesela ben Nihat Genç yüz defa söyledim ‘ulusalcı’ değilim, ulusalcılık diye bir fikir yok, nasıl tapu kaydınız nüfus cüzdanınız var ulusalcılık da böyle bir şeydir.

Aptal kardeşlerim dinleyin, fikir şöyle bir şeydir: mesela eşitlikten yana bir ideolojiniz olur ya da piyasayı düşünen liberal bir fikriniz olur.

Liberal de olsanız sosyalist te olsanız muhafazakar da olsanız ‘ulusalcı olmak’ zorundasınız, çünkü ulusalcılık toprak bütünlüğü ve yurttaşların hukuk karşısında eşitliği demektir.

Otuz yıldır medyada yüzlerce adam bir abra kadavra hokus pokus milleti kandırmış, biz de gülüp geçiyoruz, ancak aşağıdaki okur yorumlarını okuyunca bazen, bu cehaleti uyuşturucu zulalarıyla Afganistan’dan mı getirdiler diye düşünüyor insan.

34. Bir de özellikle cemaat ve İslamcı gençlerden ‘yahu Nihat ağbi 28 Şubat’ta ne güzel yazıyordu şimdi kafayı yedi’, diye sallıyorlar.

Be mübarek kardeşim, her yazarın görevi altta kalan haksızlığa hukuksuzluğa uğrayanların yanında olmaktır. Bunda tuhaf olan aklını yemek olan şey nedir?

Bir de şu cümleleri çoğaltıyorlar: ‘yahu bu yazarın da fikrinin ne olduğunu bir türlü anlayamadım’.

Ey salak kardeşim, her yazarın görevi ülkesinde ve dünyada tüm insanların siyasal ve sosyal eşitliği için mücadele etmektir… Bu kadar.

Otuz yıldır profesyonel yazıyorum, otuz yılın ilk gününden beri yazdıklarımın tek cümlelik özeti de budur.

Üstelik insanların sosyal ve siyasal eşitliği için mücadele etmek övünülecek bir şey değil,  her yazarın ilk görevidir.

Övünülecek şey her dönemin muktedir ve zalimlerine karşı korkmadan düşüncelerini,  yasaklamalara sansürlere rağmen dile getirebilmeyi başarabilmektir.

Bunu da kendimizden utandığımız için değil insanlık için işkence görmüş ve şu anda kütüphanemizi dolduran onbinlerce soylu yazardan yazarlık iddiamız varsa utandığımız için yapmak zorundayız.

35. Üstelik bir yazarın ilk görevi önceden görmek okuyucusunu uyarmaktır, bu satırların yazarı, Ergenekon sürecinin başından beri yapılanların bir hukuk bir sorgulama değil bir Amerikan işgali olduğunu söyleye geldi.

Geçtiğimiz on yıl içinde milletvekili bakan olmak benim için üç dakikalık bir telefon işiydi ya da Elif Şafaklar gibi servet sahibi olmak yine bir telefon işidir.

Bu kadar sansüre bu kadar yokluğa katlanmamızın sebebi hayatı hapishanelerde işkencehanelerde geçmiş soylu yazarların şairlerin sesleri kulaklarımızdan bir an kaybolmadığı içindir.

Ya da neden sizler de denemiyorsunuz bir yazarın insan olarak gücü nereye kadardır sonsuzlukta, sınamaya…

Bundan yedi-sekiz yıl önce Amerikan işgali başladı dediğimde, henüz hakimler hukuk henüz yargı henüz üniversiteler henüz Arap Baharı ortada yoktu, peki ortada ne vardı?

Şu vardı: 28 Şubat’ı düzenleyen aynı aktörler aynı gizli güçlerle yine operasyon başındaydı.

Ne diyeyim ben size, Ofli hoca kürsüye çıkmış zifaf gerdek gecesi üzerine konuşacak, aklına Nasreddin hoca gibi bir şey gelmemiş, cemaate sormuş, içinizde evlenenler vardur, cemaat, vardur, deyince, görenler görmeyenlere anlatsın.

36.Türkiye Amerika’nın paralı Orta-Doğu kahyalığını sürdürüyor.

Olacak şey değil, daha düne kadar tüm Arap dünyasının, en temiz, en yumuşak, en sevilen, babasına ağbilerine hiç benzemeyen, savaşla silahla arası hiç iyi olmayan, klasik arap liderlerine hiç benzemeyen bir lider olarak tasvir edilen Beşar Esad, nasıl oldu da, üç dört ay içinde bir DÜNYA CANAVARI haline getirildi.

Bu yeni Orta-Doğu canavarı Beşar Esad’ı yaratan ‘ileri demokrasimiz’.

İleri demokraside ajanlık ta kolay iş değil, Amerika’nın bugünlerde işi başından aşkın, Yemen’den Libya’ya bir sürü dedikodu, iftira, belge, suçlama, karalama işleri, oofff, Taraf Gazetesi’nin şakacı çocukları DAHA ÇOK KARPUZ KESECEK daha çok.

Nihat GENÇ - 31 Ağustos 2011 - Odatv

Son Yazılar