İki Hatırlatma

Birkaç yıldır Erdoğan’ın üst rütbeli subayları kendisine “emir eri” yapma girişimleriyle karşı karşıyayız. En nihayetinde TSK’nın terör örgütü gibi gösterilmesine sessiz kalan, liyakate göre yükselmesi gereken subayların mesnetsiz suçlamalarla terfilerinin engellenmesinden memnuniyet duyan AKP iktidarına karşı söyleyecek sözü kalmadığını gören Koşaner ve üç kuvvet komutanı istifa edip sineyi millete dönme kararı aldı.


O millet TSK’ya yönelik saldırıların kimleri sevindirdiğini görüp tavrını netleştirecek midir yoksa askerin tamamen bağımsız, kendi çıkarlarını değil milletin çıkarlarını gözeten, Türkiye Cumhuriyetinin büyüklüğünü bilen, herhangi bir “muz cumhuriyeti”ni yönetmediğinin bilincinde olan siyasi erke(!) bağlı olduğu sanısına kanmaya devam mı edecektir bunu zaman gösterecektir.

Gelin geçmişte yaşadığımız iki olayı birlikte hatırlayalım ve bu iki olayın ışığında Türk Milletinin doğru karar vermesini umalım:

2009 Eylülünde New York’ta G-9 zirvesine katılan Başbakan Erdoğan, Clinton Küresel Girişimi panelinde konuşma yapmak üzere Sheraton Oteli’ne doğru yol aldı.

Otele 100 m. kala Türk heyetine güvenlik gerekçesiyle yollarına yürüyerek devam etmeleri gerektiği söylendi. Başbakan Erdoğan’ın yürüyerek yaklaştığı otele 30 metre kala, Obama konuşmasını bitirmiş ve binadan ayrılmak üzereydi.

CIA ajanları Obama’nın otelden ayrılması nedeniyle girişleri kapattı.

Türk heyeti, Amerikalı ajanların itirazlarına rağmen Obama’nın limuzininin bulunduğu beyaz çadırla çevrili kapıdan girmekte ısrar etti.

ABD’li Gizli Servis sözcüsü Ed Donavan, yaşanan arbedeyi kamuoyuyla şu şekilde paylaştı:

“Tüm uyarılara rağmen Başkanın limuzininin de içinde saklı bulunduğu çadır içinden bilinçsizce ve zorla otele giriş yapmaya kalkışan Türk heyeti, fiziksel müdahaleyle ve zorla uzaklaştırıldı. ‘Intruder-davetsiz misafir’ olarak görülen Türk heyeti; Obama’nın aracına 3-5 m. yaklaştı, ancak çadıra giremedi.”

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı kendisine “Güvenlik nedeniyle arabadan inip otele yürüyerek gideceksiniz” diye direktif veren CIA görevlilerine,

“Bu Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yapılan bir hakarettir. Tayip Erdoğan olarak bu isteğinizi geri çevirmeyebilirdim. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak; makamımın saygınlığı gereği bunu kabul edemem. Ben sömürgeniz olan herhangi bir Afrika ülkesinin Başbakanı değilim. Amerikan Başkanı ile benim aramda hiçbir fark yok. Bizim korumalarımız Obama’nın Türkiye ziyaretinde benim geçeceğim güzergâhta Başkanınızı durdurup, Kızılay’da yürütmeye kalksaydı ne derdiniz.”

diyememiştir.

Yapılan küstah teklife böyle bir cevap vermeyi bırakın

“Hayır ben de güvenlik gerekçesiyle aracımı terk edemem. Obama çıkıncaya kadar aracımda kalacağım”

sözünü bile sarf etmemiştir.

Yaşanan bu çirkin gelişme, dünya kamuoyuna “Dil anlaşmazlığı” ve “Korumalar arası arbede” olarak yansıtılmıştır.

Türkiye Cumhuriyetini, “Başbakan” sıfatı ile neredeyse 10 yıldır temsil eden Erdoğan’ın hâlâ İngilizce öğrenmemiş olmasını bir kenara bırakalım; gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın yakın temas koruması için ısrarla; dil bilen, eğitimli ve devlet geleneğinden gelme devlet korumaları yerine, amcasının oğlunu ve onun adamlarını tercih etmesi; söylenilen “Dil sorunu”na neden olmuş olabilir.

Ancak öyle anlaşılıyor ki; Başbakan Erdoğan’a verilen CIA ajanları da Türk heyetine durumu anlatmamış ve onları ne yapılması gerektiği konusunda bilgilendirmemiştir.

Ve ne yazık ki herhangi bir muz cumhuriyetinin sıradan insanlarıymış gibi tartaklanan Türk delegasyonundan; Clinton, Obama ve Beyaz Saray sözcüsü; özür dilemedi. Buna rağmen Başbakan Erdoğan ve beraberindeki heyet; Amerika’da temaslarına devam etti.

Gelelim ikinci hatırlatmamıza:

2009’un Ağustos ayında emekliye ayrılan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, 2006 yılında Genelkurmay 2. Başkanı sıfatı ile ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Oramiral Edmund Giambastiani’nin resmi davetlisi olarak Amerika’ya gitti.

Çeşitli temaslarda bulunan Orgeneral Saygun’la görüşmek isteyen ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dr. Jack D. Crouch; kendisine Beyaz Saray kompleksi içerisinde yer alan, The Eisenhower Executive Office Building’de randevu verdi.

Görüşmeye beraberindeki heyetle birlikte giden Orgeneral Saygun, güvenlik kapısından geçerken alarm çaldı. CIA görevlileri Orgeneral Saygun’un üstünü aramak istediler. Saygun buna izin vermedi. Bu sefer CIA görevlileri Orgeneral Saygun’dan üzerindeki metal yıldızlar nedeniyle alarmın çaldığını düşüncesiyle üniformasını çıkartmasını istediler. Yapılan çirkin teklif üzerine Orgeneral Saygun; bu şartlar altında görüşmeye katılmayacağını söyleyip, beraberindeki heyetle birlikte binadan ayrıldı.

Orgeneral Saygun; bu görüşme için kendisi randevu talep etmemişti. Geleceği biliniyordu. Bu nedenle, bir Türk Generalinin güvenlik gücü tarafından aranmak istenmesi; hele de üniformasının çıkartılması isteği, başlı başına hakaret ve kendini beğenmişlik örneğiydi.

Genelkurmay 2. Başkanının yapılan çirkinliğe gereken cevabı vermesinin ardından Crouch, Orgeneral Saygun’un oteline kadar geldi ve özür diledi. Kararlaştırılan görüşme Beyaz Saray’da değil; Orgeneral Saygun’un isteği üzerine kaldığı otelin lobisinde yapıldı.

Bu davranışı ile Orgeneral Saygun; amiyane tabir ile Amerikalılara tükürdüğünü yalattı, bir yıl sonra Oval Ofise giren ilk Türk Generali oldu ve bu sefer kimse üstünü arayacaklarını söyleme cesareti gösteremedi.

Şimdi anladınız mı AB ve ABD’nin neden kendilerine tükürdüklerini yalatabilen askerlerin istifası sonrası sevinçlerini gizleyemediklerini ve neden AKP’nin iktidarda kalmasından memnun olduklarını?

Şebnem ÖZBEK - 05 Ağustos 2011 - Açık İstihbarat

Son Yazılar