İnsanlık; Hak ve Adaletle Var Olur

Neye inanırsanız inanın, dünya görüşünüz ne olursa olsun,ğer hak ve adalet ilkelerini çiğniyorsanız, ya da inandığınız şey, – her ne ise- değersizleşir.

Din, ahlak ve kültürel değerler yerle bir olur. Kimse kimseye inanmaz hale gelir. Belki cebiniz dolar; cenneti dünyada yaşarsınız, bir eliniz yağda bir eliniz balda olur.


Bütün bunlar milyonların fukaralığı, emeklerinin sömürülmesi ve geleceğe dair umutsuzlukları pahasına olursa, hak ve adalet duyguları büyük yara almış olur.

YGS sınavlarına ilişkin toplumsal güvensizlik bunun en son ve somut örneklerindendir. Liselilerden velilere kadar insanlar meydanları dolduruyor, sınav kayırmacılığının neden kaynaklandığını soruyor. Gençlerin geleceklerini ipotek altına alan bu şaibeye karşı feryat etmeleri boşuna olmasa gerektir.

Onlar, bu denli açık ve büyük ölçekli şaibeler karşısında haklı taleplerini dile getiriyor ve soruyorlar:

“Şifreler kimlere ve neden verildi?”, “Fırsat eşitliği nerde?” Daha doğrusu “hak ve adalet, bunun neresinde?” diye çırpınıyorlar.

Hak ve adalet, tüm dinlerin ve ahlak felsefelerinin ortak noktasıdır. Bunları çiğnemek, sadece bağlı bulunduğu dinin temellerini kökünden sökmek değil, her din ve ahlak görüşünü de önemsizleştirmek demektir.

Bırakın milyonların, tek bir kişinin hakkı gasp edildiğinde bile aynı cürüm işlenmiş olur. Hak ve adalet, dinin ve ahlakın sınırlarıdır aynı zamanda. Yoksa din ve ahlak, hak ve adalet in sınırları değildir. Başka bir deyişle, dindarlık ve ahlaklılığın sınırlarını belirleyen, hak ve adalet duygularıdır. Yoksa hak ve adaletin sınırlarını belirleyen din ve ahlak değildir.

Örnek vereyim: Kur’an’da “hak ve adaletin sınırları, Allah’ın sınırlarıdır” anlamında onlarca ayet bulabilirsiniz.”Kim bu sınırları çiğnerse Allah’a düşmanlık yapmış olur” diye vurgulanır.

Buna göre din ve dindarlık, hak ve adaletten sonra gelir. Hiç kimse, bu sınırları çiğnediği halde, din ve dindarlıktan söz edemez. Ediyorsa doğru söylemiyor demektir. Bu değerlerin dini, dili, ırkı, cemaati de yoktur. “Bizden olana adalet, bizden olmayana zulüm revadır” demek, hiçbir dinin kitabında yazmaz; hiçbir ahlak sisteminde geçmez. Hiçbir insanlık onuruyla bağdaşmaz.

İnsani olan, dini olanla çatışmaz. Nasıl bir din ve ahlak “Borazan”lığıdır ki masumca hakkını arayanlara “yuh” çekebiliyor? Benim geleceğim ne olacak, neler oluyor? feryadı, tam da hak ve adaleti eşit olarak sağlamak zorunda olan bir görevlinin “yuh ” çekmesini gerektiriyorsa şaşırmamak lazımdır.

”Nerede o eski valiler dedirtecek günleri yaşıyoruz. “Buz dolapçı” Validen, “yuh”çu vali yardımcılarımızı kadar gördük, görüyoruz.

Oysa yetkililerimiz, hak ve adalet duyguları sarsılmış gençlerimize yardımcı olmalı; sorunlarının çözümü için yakın durmalıdır. Halka ve halkın taleplerine uzak bir devlet ve millet görevlisi olamaz.

İnsan, insan tanımını hak ve adalete uyduğu ölçüde, hak edebilir.Devlet ve milletin işlerini üzerine almış sorumlu kişiler de, bu ilkelere uyduğu sürece, meşrutiyetlerini korurlar. İnsanlık ve sorumluluk, birliktedir.

Hiçbir tanım, hak ve adalet kadar insanı anlatamaz. Ne “Buzdolabı”, ne de “yuh”, hak ve adaletin yerine geçemez.

Şahin FİLİZ - 12 Nisan 2011 - Aydınlık

Son Yazılar