Cumhuriyet için Güçbirliği son şansımızdır!

Şu gerçeği hemen ortaya koyayım:

3 Kasım 2002 seçiminde Parlamento’ya iki parti girmiş ve AKP aldığı yüzde 33 oyla Meclise 363 milletvekili sokmuştu. 22 Temmuz 2007 seçiminde AKP yüzde 47 oy aldı, ama Meclis’e 340 milletvekili sokabildi. Bakın, oy oranını 14 puan artırmış, milletvekili sayısı 23 azalmış. Eğer 2007 seçiminde de Meclis’e 2002’de olduğu gibi gene iki parti girmiş olsaydı AKP yüzde 47 oyla Meclise 400’e yakın milletvekili sokacaktı. Ancak 2007 seçimi sonucunda Meclis’e MHP ve şimdi BDP’de bulunan bağımsız 20 milletvekili de girdiği için AKP’nin milletvekili sayısı düştü.


2007 seçiminde bir parti veya grup kurabilecek kadar bağımsız aday da Meclise girebilmiş olsaydı AKP’nin çıkaracağı milletvekili sayısı 270’in altına düşecekti. Bunu AKP yandaşı olmayan, tarafsız bütün araştırmacılar somut verilerle ortaya koyuyor. Kamuoyu araştırmacısı ve seçim sonuçlarını doğruya er yakın tahmin etmekle ünlenmiş Hakan Bayrakçı da bunu belirtmektedir. Yani Meclis’e girecek her grup veya bağımsız aday muhalefete değil, birinci gelecek partiye zarar veriyor. Bu somut veriler ortadayken bilhassa CHP, “bağımsız adaylara verilecek oy bize zarar verir” diyemez. CHP, 12 Haziran seçiminden birinci parti olarak çıkma olasılığı en yüksek parti olsa işte o zaman bağımsız adaylara verilecek oy CHP’ye zarar verir. Bu verilerden de anlaşılıyor ki bağımsız adaylara verilen oylar ziyan olup gitmiyor ve hatta hayırlı bir sonuca da vesile oluyor. Bunun bilincinde olan AKP ve Tayyip Erdoğan, işte o nedenle şimdi bütün gücünü MHP’yi barajın altına çekmek için harcamaktadır.

30 Mart, Türkiye’nin kurtuluşu için bir başlangıç olabilir. Bunu kurtuluşa çevirmek artık bizlerin elinde. Türkiye’nin en saygın, dürüst, Atatürkçü, yurtsever bilim insanları, yazar-çizer, sanatçı, aydın kişileri hiçbir çıkar gözetmeksizin 12 Haziran seçimi öncesinde ulusumuzun önüne bir proje koydular ve doğal olarak sorumluluğu da bizlere bıraktılar. Artık sorumluluk bizde. Vatan-Millet-Sakarya denilince mangalda kül bırakmayan bizler de sorumluluğumuzun bilinci içinde ve söylemlerimizle doğru orantılı bir şekilde hareket etmek zorundayız. Aksi haldez hiçbir mazeretle bu sorumluluktan ve sonunda çekeceğimiz vicdan azabından kurtulamayız.

Bu saygın kişiler, aylardır verdikleri mücadelede ülkemizin AKP’den kurtarılmasının yol ve yöntemlerini araştırdılar; demokrasiden, ülkemizin bölünmez bütünlüğünden, Atatürk devrimlerinin yaşatılmasından yana kuruluşlara, kişilere çağırılarda bulundular. Ancak YCHP bu çağırılara hep kulaklarını tıkadı. Amerika’nın kontrolüne girmiş bir YCHP’den bu çağrılara olumlu yanıt vermesi, anti-emperyalist ve ulusalcı bir duruş sergilemesi zaten beklenemezdi. Bu saygın kişiler öyle fantezi olsun diye bir günde toplanıp bir bildiri yayınlamış da değiller. Müthiş bir çabanın ve bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjinin sonunda “Cumhuriyet Güçbirliği” ve bildiğimiz o bildiri ortaya çıktı.

Libya Tezkeresi’ne AKP ile birlikte YCHP ve MHP’nin oy vermiş olmasından sonra şaşkınlık yaşayan ve hatta sandığa gitmemeyi düşünen gerçek yurtsever, gerçek Atatürkçü, anti-emperyalist insanlar umutsuzluğa kapılmamalı, 12 Eylül referandumunda sandığa gitmeyen ve seçmen sayısının yüzde 27’sine tekabül eden 11 milyon seçmen de bu kez sandığa gitmeli ve önümüze konulan “Cumhuriyet için güçbirliği” programına oyunu vermeli; onurlu, başı dik, “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” diyen insanlarımız işte o Türkiye’nin yeniden kurulmasında sorumluluk almalıdır. Türkiye’nin, içine sokulduğu şu lanetli süreçten kurtuluşu için 12 Eylül seçimi son şanstır. AKP’yi al aşağı etmenin formülü önümüzde durmaktadır. Kürt’üyle Türk’üyle, Alevisi, Sünnisi ile hepimize çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. Allah korusun ama, bu fırsatı kaçırdığımızda şu veya bu kökenden, şu veya bu inanç ve mezhepten hepimizin çok ağır bedeller ödeyeceğimiz gün gibi ortadadır.

Sefer ÇETİNKAYA - 03 Nisan - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar