nazi_logo270 yıl arayla iki faşist dönem

Sevgili okurlarım, Prof. Dr. Andreas Schwartz’ın gözetiminde Elke Mond ve ekibince hazırlanıp 1948 yılında yayınlanmış olan “Hitler dönemi Almanyası” adlı kitaptan yaptığım özeti daha önce internete koymuştum. O yazımı okumuş olanlar hatırlarlar. Bu yazımda da “Hitler dönemi Almanyası” ile Tayyip Erdoğan Türkiyesi arasında bir karşılaştırma yapacağım.


Etkisi yıllarca süren ve bütün ülkeleri sarsan “1929 Dünya Ekonomik Krizi”, Almanya’da 6 Kasım 1932’de yapılan seçimde Hitler’in Nazi Partisi’ni (NP), 2001 Ekonomik Krizi de Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) iktidara getirmişti. Her iki parti de Kasım ayının ilk haftası içinde, birisi 1932 yılında, diğeri de tam 70 yıl sonra 2002 yılında yapılan seçimlerle iktidara gelmişlerdi.

Hitler, 6 Kasım  1932 seçimi öncesinde Alman halkına NP iktidara geldiğinde yolsuzlukları önleyeceğini, kapanan iş yerlerini ve fabrikaları yeniden açacağını, işsiz kimse kalmayacağını, böylece yoksulluğu da önleyeceğini, örgütlenmenin ve basının önündeki yasakları kaldıracağı, özgürlükleri genişleteçeği sözünü vermişti.

6 Kasım seçiminde aldığı yüzde 33 oyla iktidara gelir gelmez, 1933 yılında devletini, yani Weimer Cumhuriyeti’ni yıktı. Parlamentoya giren NP milletvekillerinin yüzde 51’i daha önceden çeşitli suçlara bulaşmış ve haklarında savcılık soruşturması bulunan kişilerdi. Hitler hükümeti ilkönce milletvekillerine dokunulmazlık sağlayan bir teklifi yasalaştırdı, suçlu milletvekilleri Hitler’in sayesinde her türlü soruşturma va kovuşturmadan kurtulmuş oldu. Böylece milletvekillerini Hitler adeta esir almıştı. Artık onun her isteğini kanunlaştırmak zorundaydılar. 1934 yılının Şubat ayında parlamentodan geçirilmiş olan Olağanüstü Yetki Yasası (OYY) ülkenin tek hakiminin Hitler olduğunu, yasamanın, yürütmenin Hitler’in kontrolüne sokulduğunu ortaya koyuyordu. Hitler, OYY’den aldığı güçle Almanya’da kendisi gibi düşünmediği bilinen ve toplam yargıçların yüzde 65’ini oluşturan hakim ve savcıları derhal görevden uzaklaştırılmış ve yerlerine hiçbir yargıçlık deneyimi olmayan, kendi yandaşı avukatları atamış, böylece yargıyı da ele geçirmişti.

Bu yasadan aldığı güçle ülkede huzur ve güveni sağlamak bahanesiyle müttefik-muhalif demeden NP dışındaki tüm partileri, 6 Kasım seçimi öncesinde ve sonrasında kendisine destek veren vermeyen tüm sendikaları, kendi örgütü Fırtına Kıtaları (FK) dışındaki tüm kitle örgütlerini bir gecede kapattı, liderlerini özel polis örgütü Gestapo marifeti ile alıp toplama kamplarına sürdü. Artık ülkede temel insan hak ve özgürlüğünden söz etmek imkansızdı. Hitler’in yayımlayacağı tüm genelge ve talimatların hukuka aykırılığının öne sürülmesini, yargıyı ele geçirdiği halde bu konuda mahkemelerde davalar açılmasını yasaklamış, ülke ilan edilmemiş bir sıkıyönetim altına sokulmuş, tek adam ve onun emrinde bir kukla parti diktatörlüğü hüküm sürmekteydi.

Türkiye’de Tayyip Erdoğan döneminde tanık olduğumuz gelişmelerin, Almanya’da Hitler döneminde yaşanmış olan faşizan süreçten çok daha ağır koşullarla sürmekte olduğunu görüyoruz. 12 Eylül sözde referandumu da Tayyip Erdoğan’a Olağanüstü Yetkiler vermekte, o da bu yetkisini tepe tepe, hukuku da insan hak ve özgürlüklerini de tepeleyerek kullanmaktadır.

İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan başta olmak üzere Silivri esirleri şimdi hücrelere konuldular. Abdullah Öcalan’ı ev hapsine çıkarmanın planlarını yapan Tayyip Erdoğan, Perinçek, Balbay ve Özkan’ı hücreye kapattırıyor. Bir mahkumun hücreye kapatılması için ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olması, ya tehlikeli bir halinin bulunması, ya da disiplin suçu işlemeyi alışkanlık haline getirmiş olması gerekir. Yasa ve cezaevleri yönetmeliği böyle diyor. Bu koşulların hiç biri yokken bu kişilerin hücrelere kapatılması Tayyip Erdoğan’ın talimatı dışında mı olmuştur sanıyorsunuz?

Gazeteci Nedim Şener’in gözaltına alınıp götürülürken komşuları alkışlarla uğurlamışlar. Gel de sinir olma. Nedim şener’i bugün alkışlarla uğurlamış olanlara da sıra geldiğinde geride onları uğurlayacak kimse kalmadığını görecekler.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, telefonlarının dinlendiğinden yakınıyor. Oysa İP Genel Başkanı yıllardır hapistedir. Bu duruma Kılıçdaroğlu’nun bir tepki gösterdiğini duydunuz mu?

Rus yazar Tolstoy, “Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe azgınlaşırlar” derken, gene Rus yazar Soljenitsin de, “Şiddet ancak yalanla gizlenir, yalan ise ancak şiddetle sürdürülebilir. Kim ki şiddeti bir yöntem olarak benimser, ister istemez yalanı ilke edinir” demektedir.

Dünyaca ünlü bu iki Rus yazar Tayyip Erdoğan Türkiyesi’ni ne de güzel tanımlamışlar.

Sefer ÇETİNKAYA - 04 Mart 2011 - İlk Kurşun

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar