fasizm_ssFaşizmin sonu yoktur

Dünyaca ünlü yazar Aleksandr Soljenitsin, “Şiddet ancak yalanla gizlenebilir, yalan ise ancak şiddetle sürdürülebilir. Kim ki şiddeti bir yöntem olarak benimser, ister istemez yalanı ilke edinir” diyor.

Bugün Türkiye’de yaşananlara bakınca Soljenitsin’in bu sözünün üstüne söz koymak o kadar zor ki. İki cümlede bugünkü Türkiye’yi ne de güzel tanımlamış.


Alman düşünür William Caar, “Hitler” adlı kitabında İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın başına gelenleri irdelerken, “Almanya’nın felaketi tek başına Hitler değildir. Alman felaketinin sorumlusu, bir Hitler yaratan ve kendi kaderini onun ellerine kendi isteğiyle teslim eden Alman halkıdır” demektedir.

Bir Tayyip Erdoğan gözü dönmüşlüğünü ve çılgınlığını yaşadığımız şu son günlerde, 12 Haziran seçimine de 4 aya yakın bir süre kalmışken Aleksandr Soljenitsin’in ve William Caar’ın söylediklerini parti farkı gözetmeksizin, bütün bir ulus olarak bir daha okumalıyız, üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz ve Türkiye için gerekli çıkarımları yapmalıyız diye düşünüyorum. Arnavutluk’ta, Tunus, Yemen ve Mısır’da meydana gelen son olaylar ve yaşananlar da bizlere bir ders vermelidir.

Tarihin hiçbir döneminde ve dünyanın hiçbir ülkesinde diktatörlüğe yeltenenler halkı korkutarak, sindirerek, dalkavuklarının da desteğiyle bütün güçleri ellerine geçirseler ve diktatörlüklerini ilan etseler de uzun ömürlü olmuyorlar. Bunun en son örneğini Tunus’ta, Mısır’da gördük. Tunus diktatörü, yanına aldığı 5 ton altınla Arabistan’a, Mısır diktatörünün geleceğin Mısır Devlet Başkanı gözüyle bakılan oğlu da henüz miktarı belirlenemeyen ama bazı söylentilere göre 40 ton altını da alarak İngiltere’ye kaçtı.

Bakın diktatörlerin ne polisinin, ne askerinin gücü onları kurtarmaya yetmedi. Mısır’ın faşist diktatörü Mubarek, polisine ve askerine, diktatörlüğüne karşı çıkanları vurmaları talimatını gözünü kırpmadan, en küçük bir acıma hissi duymadan vermiş olmasına rağmen halk, ağır bedeller ödeyerek de olsa diktatörlükleri deviriyor. Oysa diktatörlüğe, faşizme daha başında karşı çıksalardı ve geçit vermemiş olsalardı bugün bu bedelleri ödemek zorunda kalmayacaklardı.

Mısır’da, Tunus’ta, Yemen’de yapılan yolsuzluklar, kanunsuzluklar belki Türkiye’dekinin binde biri bile değildir.

Buna rağmen nihayet halk patladı, diktatörleri, faşistleri koltuğundan etti, ülkeden kaçmalarına sebep oldu. Mısır’da sanayici ve iş adamları da ülkeden kaçmaya başlamışlar. Canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Bu durum da bizdeki sanayici ve iş adamlarımıza bir ders olmalı. Hiç kimse, bizde böyle şeyler olmaz demesin. Çünkü halk patlamaya hazır bir bomba gibi ve her an her şey olabilir.

Tayyip Erdoğan’ın polis sayısını sürekli artırıyor olması, polisi savaş uçağı, hücumbot, denizaltı gibi ağır savaş silahları, araç ve gereçleri ile donatmak ve bu silahların edinimine karar verme yetkisini Savunma Bakanı’na vermek istemesi, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken çok önemli bir olaydır.

Tayyip Erdoğan, kendi emrine niçin 4 uçak ve bir helikopteri, oğluna da bir gemiyi niçin aldı acaba? Belki Tayyip Erdoğan kaçarken tonlarca altın götürmeyecek. İsviçre’deki sırdaş hesaplardaki para Wikileaks belgeleriyle açığa çıktı. Geride 600 milyar dolar sınırına dayanmış iç ve dış borçtan başka bir şey bırakmadığına göre ne kaçıracak ki?

Dünyanın birçok yerinde diktatörler de seçimle iktidar olmuşlardı. Almanya’da Hitler, 6 Kasım 1932’de yapılan seçimde aldığı yüzde 33 oyla iktidarı ele geçirmişti. O seçimde kendisine en büyük desteği gene kendisinin kurduğu ve Türkçeye Fırtına Kıtaları şeklinde çevirebileceğimiz Strum Abteilung (SA) vermiş, Nazi Partisi’ne oy vermeyecek olanların da sandık başına gitmelerini engellemişti.

Seçim sonuçları üzerinde bu kadar etkili kendi örgütü SA’nın üst düzey yöneticilerinden ve kendisine en sadık adamlarından 85 kişiyi 30 Haziran 1934’ü 1 Temmuz 1934’e bağlayan ve tarihe ‘Uzun Bıçaklar” olarak geçen gecede sadık adamı Staffel Schultz’un kurduğu SS subaylarına katlettirmişti. Gördüğünüz gibi faşizm kendi çocuğuna bile acımamaktadır.

Şimdi Tayyip’in eteğine tutunanlar, eline ayağına kapananlar, ondan aldıkları emirleri sorgusuz sualsiz yerine getirenler tarihten ders alsınlar. 12 Haziran seçimi bu bakımdan halkımız için son derece önemlidir. Ya faşizmin önünü keseceğiz, ya da tıpkı Mussolini döneminde İtalya’da, Hitler döneminde Almanya’da, şimdilerde Tunus’ta, Yemen’de ve Mısır’da olduğu gibi sonuçlarına katlanacak ve ağır bedeller ödeyeceğiz.

12 Haziran seçiminde ulusumuzun, Soljenitsin’in dediği gibi yalana kanmayacağını, şiddete boyun eğmeyeceğini; Caar’ın dediği gibi ülkenin kaderini kendi isteği ve iradesiyle son bir kez daha Tayyip Erdoğan’ın ellerine teslim etmeyeceğini umuyorum.

Sefer ÇETİNKAYA - 31 Ocak 2011 - İlk Kurşun

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar