metin_feyzioglu

Ankara Barosu Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu Sözcü’ye konuştu:

“Sivil toplum ayağa kalksa bu noktalara gelmezdik” dedi.


“Kara günler bir anda gelmez” diyen Metin Feyzioğlu, “Sivil toplum ayağa kalksa bu noktalara gelmezdik” dedi.

Ankara Barosu Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, meslek üstadlarının “Türkiye’nin en iyi hukukçularından” diye tanımladığı biri…

Hukukçu bir aileden geliyor olmasına rağmen hukuk okumasına karşı çıkılan Feyzioğlu, aynı zamanda bir akademisyen… Feyzioğlu, Anayasa değişikliğinin ardından yaşanan “sessiz” süreci “Kara günler bir anda gelmez” sözleriyle yorumluyor.

Feyzioğlu, bir avukat olarak adliyelerin durumunu ise “Kanayan yara demiyorum, artık kanı kalmamış” sözleriyle özetliyor.

**********************************************
İşte o röportaj:

Devletin yapısıyla oynadılar

Anayasa değişti ama bir sessizlik var… Nasıl yorumlanmalı

Kara günler bir anda gelmez. 13 Eylül 2010 sabahında bambaşka bir Türkiye’ye uyandık. O Türkiye’nin başka bir Türkiye olduğunu ancak zamanla anlayacağız. Canlar yanmaya başladıkça anlarız. Ama bir başkasının canı yandığında bundan ders çıkartıyorsak tedbir alırız. Maalesef toplumsal sıkıntımız; ancak kendi canımız yandığında ses çıkartıyor olmamız. Hak ihlallerinde sivil toplum ayağa kalkıyor olsaydı bu noktalara gelmezdik. Ama sivil toplum mu bıraktılar? 12 Eylül faşist darbesi sivil toplum bırakmadı ki…

Sonuçlarını nasıl yaşayacağız?

Türkiye’de daha doğmamış, belki 50 yıl sonra doğacak çocukların geleceğini, hayatını etkileyen bir Anayasa değişikliği vapıldı. Devletin temel yapısına ilişkin. Anayasa Mahkemesi’nin Hakimlerin ve savcıların tabi oldukları sistemi bu kadar köklü değiştiriyorsanız bu ülkenin yapısını değiştiriyorsunuz demektir.

Adliyeler iflas etmiş durumda

Tutukluluk sürelerinde yeni düzenleme yürürlüğe girdi…
Kaç bin yıldır, tutuksuz yargılama esastır. Tutuklu yargılamanın esas olduğu dönem Ortaçağ Avrupası’nda engisizyon. Türkiye’ye bakıyorum; suçlanan kişi suçsuzluğunu ispatla yükümlü tutuklu yargılama esas hale gelmiş. Ben hukukun üstünlüğünü savunmakla görevli bir kurumun başındayım. Bütün barolar hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla görevlidir. Öbür şapkam üniversite profesörü olarak da devletin verdiği görev, doğruya doğru yanlışa da yanlış demektir. Bu iki şapkam da birbiri ile örtüşen uyumlu iki görev.

Adliyelerin durumunu nasıl anlatırsınız bize?


Adliyeler iflas etmiş durumda. Bugün Ankara Adliyesi’nde gayrimenkul icrasında aylar sonraya gün alırsanız şanslısınız. Siz ne karar çıkartırsanız çıkartın mahkemeden onu icra edemiyorsanız boştur yaptığınız. Kanayan yara demiyorum, artık kanı kalmamış. Buna acilen çözüm getirilmeli. Kredi kartlarından çok büyük bir icra yükü var. Başa çıkılabilecek bir durumda değil. Olaya avukat olarak baktığımda icra daireleri yetişemiyor. Bu durum, işin icra dairelerinin dışına çıkarılması, devreye başka çözücülerin girmesi tehlikesi demek.

Yetim bir çocuktu dedesini baba bildi

Feyzioğlu Ailesi’ni bize biraz anlatır mısınız?

Büyük dedem Sait Azmi Feyzioğlu Cumhuriyet Halk Partisi’nin önemli milletvekillerinden. Osmanlı Ağır Ceza Reisliği yapmış. Kars-Ardahan, Rus işgaline uğrayınca, babaannem ve çocuklarıyla birlikte at üstünde içlere doğru çekilmişler ve o göç sırasmda da iki evladını soğuğa kurban vermişler. En sonunda Kayseri’ye gelerek baba ocağına yerleşmişler. Aslen Kayseriliyiz. Aile şeceresi Selçuklular’a kadar gidiyor.

Kız istemeye beni götürüyorlar

Çok köklü bir aile ve Sait Azmi dedem Kayseri’nin çok önemli isimlerinden biridir, ikinci Meclis’ten itibaren 1950′lerde vefat edene kadar hep Halk Partisi’nde milletvekili ve çok partili hayata geçerken de gizli oy açık sayım esasını getiren seçim kanununun yazarı. Türkiye’de yazılmış ilk icra iflas kitabının da yazarı. Ardından da çok genç yaşta kalp krizinden kaybetmişiz.

Rahmetli Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu dedem ama baba diyorum. Siyasette 1980′e kadar çok yoğun çalışan biriydi. Beni ihmal ettiğini hiç hissetmedim. Her fırsatta bir araya gelirdik ve belki çok uzun saatler günler değil di ama kısa sürede nitelikli bir araya gelmek yetiyordu. Evde kurulan her sofraya oturur, kimse evin misafiri onlarla otururdum. Bakanlar, başbakan yardımcıları… Mütevazı bir ev düşünün; neticede 1980 öncesi Türkiye memur çocuklarıyız herkesin yaşayışı aşağı yukarı eşit. Zaten kim zengin kim fakir bunu da bilmezsiniz, çünkü aldığınız kültür bu. Ülkenin direksiyonunda olan insanlar gelir giderdi. Ben de masanın bir köşesinde hiç sıkılmadan büyük bir keyifle dinler ve gözlerdim. Bilinç altında yer eden zamanlardı.

Dedeniz Turhan Feyzioğlu’na neden baba diyorsunuz?

Annem doğumumda vefat edince büyük babam Turhan Feyzioğlu beni evlat edinmiş. Onun yanında yetiştim. Soyadımın Feyzioğlu olmasından tutun da -babam benim babam-… Annem 17 yaşında evlenmiş, 19 yaşında beni doğururken, daha genç kızken ölmüş. Öz babam ile yıllar sonra tanıştım ve çok sevdim. O da canımdan kanımdan bir parçaydı. Hiçbir kırgınlık yoktu aramızda. Onu da 2000 yılında 50′li yaşlarında iken kaybettim. Şu anda ailenin en büyüklerinden biri olarak beni kız istemeye götürüyorlar. Anne, baba, anneanne, babaanne hiç kimse yok.

Metin FEYZİOĞLU - 03 Ocak 2011 - Sözcü

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar