bu ulke islami usullere uygun olarak2

Allah'ın izni peygamberin kavliyle soygun!

"Tamam babacığım; halledeceğiz İnşaallah..."

Eğer telefondaki ses kendisine aitse, sayın başbakanın gerçekten de saygılı, dîni bütün çocuklar yetiştirdiği belli; oğlunun konuşmasındaki o derûnî hitap tarzını dinlerken şıp diye anladım. Ama hemen ardından beni bir sıkıntı sardı, çocuklarım niye böyle olamadı diye... Hoş, telefondaki Bilâl Oğlan biraz geç intikalli gibi geldi bana, ama nasıl olmasın ki?.. Daha önce bu kadar miktar ve hacimde banknot topluluğu görmeyen çocuk şaşırmış zahir; kim şaşırmaz ki?..

Bir başka boyutuyla bakarsak, meselâ bir milyar doların, bir ev içinde ne kadar yer kaplayacağını kestirmenin neredeyse imkânsız olduğunu anlarız. İşte, bunu düşünen benim iyi Amerikalım, diğer dünya insanları gibi biz TC vatandaşları da görsün diye, sadece 100'lük banknotlardan hesapladığı para bloklarının ne kadar yer kaplayacağı anlaşılsın diye blokların temsilî görüntüsünü, üstelik tam zamanında yayınlamış. Ben de (bu kıyağımı unutmayın diyerek) görüntüyü sizlere aynen aktarıyorum.

bilal erdogan calinan paranin boyutu

Büyük bir salon düşünürseniz eğer, kadının aynı zamanda banknot destelerinden yapılmış çift kişilik bir koltukta oturduğunu bilerek kıyaslama yapabilirsiniz. Paraların yanındaki gencin boyu da hiç şüphesiz 1.90 var. Yani 1.60 boylarındaki bir insan paraların üst kısmını hiçbir zaman göremeyecektir. Unutulmasın: Bu banknot blokları 100'lüklerden oluşuyor; yarısının dahi 50'lik olması ihtimali, akıllara ziyan bir hacim anlamındadır; ya da para bloklarını yarıya kadar alçaltırsanız, o salon hiçbir şekilde yetmeyecektir... (Üstelik ABD doları, Türk Lirası'ndan daha küçük boyuttadır; yani anlaşılmaktadır ki TL'ler daha geniş bir yer kapladığı için tercihe şâyan değildir)... Dolayısiyle, mealen, "çok yer tutuyor baba yaw" diyen delikanlının şaşkınlığına herhalde artık kimse ağız tadıyle itiraz edemeyecektir...

Pekiyi, bu kadar para niçin evde/evlerde saklanmaktadır?

Bu memleketin bankaları ya da bu insanların onlarca, yüzlerce örgütlü mutemedi yok mudur? Bu sorulara aranacak cevapların da sorunun içinde olduğunu görüyoruz: Banka genel müdürü dahi parayı evdeki kutularda saklamaktadır. Dolayısiyle anlaşılıyor ki adamların kafa yapısı, 17.5 lirasını mendile sarıp göğsüne saklayan Alaplı doğumlu sevgili rahmetli Anneannem'den sadece kantite (miktar) ölçüsünde farklıdır... Üstelik normalde, insan bu kadar çok parayı götürecekse, buna uygun boş mekânlar bulmalı veya yeraltında inşa ettirmelidir. Ama bunu söyledikten sonra tekrar yukarıdaki satırları hatırlayarak diyoruz ki, adamlar hiç kimseye güvenmemektedirler; sadece "allah" adını verdikleri ve çalanların destekçisi ve müttefiki olduğu anlaşılan soyut bir simgeye teşekkür etmektedirler... Allah kurtarsın!..

*** *** ***

Hz Muhammed'in ölümünden sonraki süreçte dinin siyasete, her ikisinin de ticarete yaradığı gerçek sosyo-ekonomik sistem görülür; ki, dinler bunu değiştirememektedir. İslâmiyette de meselâ Ebûbekir durumu idare ederek belli bir süreci kurtaracak ama Ömer ve Osman hazretler tamamen şaşırmış durumda kalacaklardır: Birincisi içki içer, içenleri dövdürür; ikincisi eş-dost-akraba gibi "güvendiği" kişileri vali, genelkurmay başkanı, hazinedar, vesaire tayin eder durur... Nitekim bu süreçte Hz Ali'nin geride tutulması, onun da büyüklerine saygıda kusur etmekten çekinerek tereddüte kapılması, özellikle Mekke ticaret erbâbını oluşturan büyük rakip ailelerin Müslüman yönetimini âdetâ abzorbe etmesine yolaçacaktır.

Hiçbir halifeye biat etmeyen fevkalâde irâdî şahsiyetler ise zaman içinde birer birer lüzumsuzlaştırılacak veya temizlenecektir. Hz Ali gibi İslâmiyetin temel prensiplerini uzun bir süre dik tutabilecek çok diri bir mutemet şahsiyetin öldürülmesi sonrasında da işler çığrından çıkacaktır. Hiçbir zaman o yeni dine gerçekten inanmamış ticaret erbâbı Ebû Süfyan'dan başlayarak, torunu Yezid'e kadar sürecek olan zaman dilimi, bir katliam zinciri olarak düşünülmelidir: Muhammed'e en yakın unsurlar böylece temizlenecektir...

Süfyan'ın oğlu Muaviye, camilerde Ali'ye hakaret ettirerek Şia (Şiilik) geleneğinin açılmasını sağlamıştır. Yani İslâmiyet'teki ilk bölücülük, iktidar sahibi zümrenin "diğerleri"ni yaratmasıyle yol bulmuştu; bugün de böyledir... Halkı soymak suretiyle zenginliklerine zenginlik katan egemenler diğer yandan birbirini yemeyi sürdürdü; bugün de böyledir... Halifelerin çoğu, kendi şahıslarında tanrısal bir keramet bulunduğunu varsayarak yaşadı; Kuran'da ve şeriatta (yasalarda) olmayan kararlar verdi, adımlar attı; bugün de böyledir... Üstelik günümüzde iş, bu bölücülüğü başlatan Muaviye'ye "hazret" denilerek zirve noktasına ulaştırıldı. Yani Arabistan gericiliğine teşne olan bugünkü egemen zümre kendisine bir "Hazreti Muaviye" yarattı...

İşte, zalim Muaviye'nin kutsanarak hazret sayıldığı bütün bu sürecin günümüz Türkiyesindeki temsilcisi, telefondaki o sesin sahibidir. Telefondaki ses (her kimse), sessiz konuşursa dinlenemeyeceğini ve hatta muhatabı dinlense bile kendi sesinin duyulamayacağını zanneden bilim-dışı bir yapılanma olarak karşımıza çıkıyor... (Malûm, "dinleniyoruz" demiyor, "dinleniyorsunuz" diyor). Üstelik, o telefondaki ses, asıl yüksek kazancın nerede olduğundan da habersiz görünüyor; çünkü hem dinleniyorsunuz diyor, hem de konuşmadan duramıyor. Oysa söz gümüşse, sükût altındır...

Cumhur AKSEL - 11 Mart 2014 - Baki Selamlar

Son Yazılar