umit zileli225

Beraber yürüdük biz bu yıllarda...

Yıl 2005...İTÜ Mühendislik Fakültesi’nden emekli profesör, “Rüyamda Nakşibendi şeyhini gördüm, evliyamız, YÖK’te yanlış işler yapıldığı konusunda ikaz ediyor, görevim size duyurmaktır” diye mektup yazdı, Başbakanlığa gönderdi...

Başbakanlık, resmi evrak olarak işleme koyup, gereğinin yapılması için Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdi... Bakanlık da, gereğinin yapılması için YÖK’e gönderdi...

-Anımsadınız mı?..

Yücel Aşkın olayı!

Aynı yıl... Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın lojmanı, polis tarafından basıldı. 13 saat didik didik arandı. Cihaz alımında yolsuzluk yaptığı iddia ediliyordu. Evde tarihi eserler bulundu, bilirkişi getirildi, hepsi kayıtlıydı. Buna rağmen sanki kaçakmış gibi el konuldu... Bu baskın gelecek baskınların, hukuksuzlukların miladıydı. 3 ay sonra tutuklandı. İte kaka cezaevine konuldu. Aslında herkes biliyordu ki, tek suçu, tarikatlar tarafından ele geçirilen üniversiteyi, yeniden laik yönetime çevirmesiydi.. Arkası gelecekti...

Profesör Aşkın’la birlikte tutuklanan, “Bana nasıl böyle kara çalarlar” diye kahrolan Üniversite Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı cezaevi çamaşırhanesinde kendini astı. İlk’ti.. Onur intiharlarının da arkası gelecekti. Rektör Aşkın, 76 gün sonra tahliye edildi...

-Bi çağrışım yaptı mı?..

*** *** ***

Yine 2007... PKK, referandum günü Dağlıca’yı basmıştı; 12 askerimizi şehit ederken, 8 askerimizi kaçırmıştı. İki hafta sonra, iyi niyet gösterisi adı altında, Kuzey Irak topraklarında, DTP milletvekilleri Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan’a teslim ettiler. Masa kurmuşlar, üstüne PKK bayrağı ve Apo posteri koymuşlar, yanına esir askerlerimizi dizmişler, teslim tutanağı imzalayarak, törenle serbest bırakmışlardı. DTP’lilerin tutanakla teslim aldığı askerlerimiz, Erbil’de Amerikan askerlerine devredildi. Memlekete Amerikalılar getirdi...

-Bilinçaltınızda bir yansıma?..

Milat!

Bu defa 2007’nin 10 Kasım’ı... Takvimde başka gün yokmuş gibi, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz el Suud, Ankara’ya geldi. Anıtkabir’e gitmeyi reddeden Kral’a, Çankaya Köşkü’nde madalya takıldı. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Nişanı verildi. Kral’da bizim Cumhurbaşkanı ile Başbakan’a madalya taktı..

Aynı gün... Isparta’da bir beden eğitimi öğretmeni hakkında, Cumhuriyet mitingine katıldığı ve öğrencilerine 19 Mayıs’ta Atatürk tişörtü giydirdiği gerekçesiyle soruşturma açıldı. Suçlu bulundu, ceza olarak maaşı kesildi. Arka sayfalarda küçücük verilen bu hadise, milat’tı. Atatürkçü avı başlamıştı...

-Nasıl, ufaktan anımsamalar başladı mı?..

‘Yazmayacaksın’

2009 yılı... Başbakanımızın küçük oğluyla büyük gelininin Atatürk Havalimanı’nda kuyumcu mağazası açtıkları ortaya çıktı. Ortakları, Cihan Kamer’di. Mücevherdeki kdv’nin hükümetimiz tarafından sıfırlanmış olması tamamen tesadüftü! O gün itibariyle... Başbakan’ın büyük oğlu gemicik almış, damadının yönetici olduğu şirket Sabah ve ATV’nin sahibi olmuş, küçük oğluyla gelini kuyumcu açmıştı... E bu haberler çok can sıkmıştı. Basına bi çeki düzen vermek lazımdı... Doğan Yayın Grubu’na “vergi kaçırdığı” gerekçesiyle, dünya basın tarihinde görülmemiş oranda, 826 milyon lira ceza kesildi... Uzun lafın kısası... Yazmayacaksın kardeşim... Mesaj buydu.

-Bunları anımsamak “cızz” ama aklınızın bi köşesinde kalmıştır...

Üç şehit ve Bihter!

2010 yılı... O gece Şemdinli’de karakol bastılar; üç şehit daha verdik... Yine o gece, “Aşkı- Memnu” dizisinin final bölümü ekrana geldi. Bihter kendini kalbinden vurdu. Türkiye gözyaşlarına boğuldu. Şehitler iç sayfalarda, Bihter’in canına kıyması manşetlerdeydi...

-Artık, bunu hatırlıyorsunuzdur herhalde...

Yılmaz Özdil!

Bunlar, binlerce, on binlerce örnekten yalnızca birkaçı...

Sevgili kardeşim Yılmaz Özdil, yaklaşık 2 yıl çalışarak, 5 büyük gazeteden tam 460 bin sayfa tarayarak, 11 yılda “gayet planlı” bir şekilde, nereden nereye savrulduğumuzu belgelemiş... Başucunuza koyun, unuttukça bi göz atın; Ergenekon’dan Balyoz’a, akla ziyan davalardan hapishanelere tıkılan yurtseverlere, gençlere, Gezi Parkı’na, “ileri demokrasi” yıllarını bir bir anımsayın... Kitabın adı da “cuk” oturmuş:

-Beraber yürüdük Biz Bu Yıllarda

Yılmaz, kitabın önsözünde şöyle yazıyor.

“Önsöz’ü var. Son söz’ü daha söylenmedi. Başı olan, sonu henüz olmayan bir kitaptır bu. AKP iktidarının şeceresidir... Yarın öbür gün... Utanılacak dönemdir. Unutturulmak istenecektir. Hatırlansın diye yazdım...”

-Altına “ıslak” imzamı atıyorum... Eline, yüreğine sağlık kardeşim...

Ümit ZİLELİ - 22 Eylül 2013 - Aydınlık

Son Yazılar