hem polis hem savci hem yargic225 

Faşist diktatörlük!

Faşizm, sözlüklere göre, radikal otoriteryen milliyetçi bir siyasî ideolojidir.

İlk olarak Ulusal Faşist Parti’nin kurulmasıyla adını duyurmuştur. Faşistler; bireylerin millî kimlik altında tek kişi olarak birleştiği bir organik ulusal komüniteyi esas alarak, kendi milletlerinin yükselişini amaçlarlar; ayrıca disiplin, endoktrinasyon, fiziksel eğitim ve öjenik unsurlar yoluyla halk seferberliği arayışı içinde olan totaliter bir devlet aracılığıyla ortak bir ata ve kültür gibi birey ötesi bağlarla birleşirler. Faşizm, millet üzerinde dejenerasyona sebep olduğu düşünülen veya milli kültüre uyum sağlamayan yabancı tesirleri def etmeyi hedefler. (Bkz: Robert O. Paxton. The Anatomy of Fascism. First Vintage Books Edition. New York.)

Diktatörlük, (Latince: dictatura), otok-ratik bir Hükûmet biçiminde, yönetimin diktatör olan tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür.

Demokrasi ise, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Tümüyle halka dayanır. Halkın yönetime doğrudan katılımını öngörür.

*** *** ***

Özgür toplum ve köle toplum nedir?

Bir toplumun “demokrasi ile yönetildiği” nasıl anlaşılır? Sandık, demokrasinin temeli midir?

Elbette değildir. Toplumsal demokrasinin varlığı, ancak; “toplumsal özgürlük ile mümkündür.” Yani, sandığa giden toplumun “herhangi bir şekilde koşullanmamış olması, tümüyle özgür tercihlerde bulunabilecek durumda olması şarttır.” Aksi takdirde “demokrasi işlemez.” Demokrasinin varlığından söz edilemez.

Bu bağlamda, demokrasiden bahsedebilmek için 3 temel meselenin tesis edilmesi şarttır;

Medya ve propoganda aygıtlarının özgürlüğü ve objektifliği,

Sermaye ve üretim araçlarının özel mülkiyetinin toplumsal tabana yayılmış olması,

Üstyapının bağımsızlığı.

Bu 3 temel olgu gerçekleşmeksizin “demokrasinin işlemesi mümkün olmaz.”

Ve “demokrasinin olmadığı bir zemin” ancak “diktatörya” hegemonyasını tesis eder. Bu minvalde, faşizm tanımını doğru anlamamız lazımdır.

Faşizm, “devletin egemen kimliğine adapte olan geniş kitlelerin, üretimden doğan artık değeri eşit paylaşmasıdır.” Yani, bir tür “yükselme ideolojisi olarak” tanımlanır. Keza, tarihin en vahim ve en zararlı fikridir.

Bir yerde “faşizmin olup olmadığı şu şekilde anlaşılır”:

Devletin yarattığı egemen kimlik (bugün için muhafazakârlık) bir şekilde “üretimden doğan artı değeri kendi içinde paylaşıyor ise” ve diğer kimlik ve siyasetler bu paylaşımın dışında tutuluyor ise orada “faşizm var demektir.”

Ve bu tür faşizm, bir “liderin” ya da demokrasinin “işlemesi için yukarıda saydığımız temel pratikleri uygulamaksızın” sandığa dayanarak “demokrasi narası atan” bir muktedirin hegemonyasında gerçekleşiyorsa, bu rejime “faşist diktatörlük” denilir.

*** *** ***

Toplumun hür iradesini yansıtması gereken “sandıkları” kurmakla demokrasi olmaz. Toplumun “hür iradesini yansıtmasını engelleyici” propoganda aygıtlarını ele geçirmek, eğer bir kimliğin yükselmesini öngören bir siyaset tarafından gerçekleştiriliyorsa; orada “demokrasi maskeli faşist diktatörlük var demektir.”

Keza, medyanın taraflılığı; tarafsız kalmaya çalışanlar üzerinde oluşturulan baskılar; “faşist diktatörlüklerin” pratiğidir. Bilimsel açıdan bu durumun başka bir izahı yoktur.

*** *** ***

Özellikle de “seçim barajları” faşist diktatörlüğün gelişmesinde çok mühim bir araçtır. Etki altına alınan medyanın geniş propagandası üzerinden kurulan sandıkta “halkın vicdanının tecelli etmesini” engelleyecek bir sürecin ortaya çıkmasını sağlayan bu türden uygulamalar, demokrasi ile doğrudan çelişen uygulamalardır.

Bu uygulamaların “hayata geçtiği” her ülke bir “faşist diktatörlük, o ülkenin lideri ise faşist diktatördür.”

*** *** ***

Faşist diktatörlüklerle nasıl mücadele edilir?

Mutlak surette “demokrasinin işletilmesi” zemininde, demokratik bir mücadele biçimi geliştirilmeli, insanlar; faşist diktatörler tarafından güdümlenen “medya organlarına” alternatif medya zemininin oluşması adına çaba sarf etmeli ve halk “örgütlü” mücadele etmelidir.

Keza, faşist diktatörlüklere karşı “örgütsüz mücadele” en kolay çözülecek mücadeledir. Örgütlü mücadele “dernekte, sendikada, partide, örgütte” örgütlenen halkın, demokratik mücadelesi, faşist diktatörlüklerin yıkılması için en gerekli iştir.

NOT: Rahatsızlığımdan dolayı dün yazı yazamadım. Herkesin affına sığınırım...

NOT2: Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni “İlker Yücel de dahil, gözaltına alınan herkese sabır diliyorum. Şu mübarek günlerde, zulmedenlerin cedd’i şürekâsına Allah’tan kahır dilerim...”

Eren ERDEM - 05 Ağustos 2013 - Aydınlık

Son Yazılar