cumhuriyet mitingi2 225 

Vatan, Cumhuriyet, Emek!

Üyesi olduğum Genel Sağlık- iş Sendikası, 20.04.2013 Cumartesi günü İzmir’de “Kamu Sağlık Sistemi Tasfiye Ediliyor” adlı bir panel düzenledi.

Panelde, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erdener Özer “Sağlıkta Dönüşüm ve Gerçekler” , Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden Yıldırım Koç “Sağlık Hizmetleri ve Milletleşme” ve ben de “Sağlıkta Dönüşümün Sağlık Çalışanlarına Etkileri” konulu bir konuşma yaptım. Arkasından da sendikanın genel değerlendirme toplantısına katıldım. Bugüne dek üniversitede verdiğim dersler bir yana, birçok yerde çok çeşitli konularda ve farklı dinleyici grupları ile birlikte konuşmalar dinledim ve konuşmalar yaptım. Bu seferki bir başka idi. Genel Sağlık- iş’in örgütlü olduğu hemen tüm illerden gelen sendikacılar salonu tıklım tıklım doldurmuştu. Gerek panel sürecinde konuşmacılara yapılan katkılar ve sorulan sorular gerekse değerlendirme oturumunda söz alan sendikacı arkadaşlarımın bilinç ve heyecan düzeyi bende büyük bir sevinç ve ümit yarattı.

İzleyen gün, Genel Sağlık- iş Sendikası’nın da üyesi olduğu Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun İzmir Bölge Toplantısı’nı izleme şansım oldu. Toplantı süresince başta Konfederasyon başkanı Sayın İsmail Tutoğlu olmak üzere, söz alan tüm konuşmacıların hemen tamamının konuşmaları “Vatan, Cumhuriyet, emek” üçlüsü üzerine yoğunlaştı. Bir konfederasyonun bölge toplantısında konuşmaların içeriğinin bu üçlüye yoğunlaşmasının nedeni Ulusumuza dayatılan “Anayasa Süreci” ve “Çözüm Süreci” idi. Benim için tüm konuşmalar sevindirici sevindirici olmakta da öte güven duygusu yaratan konuşmalar idi.

Bazı konuşmacılar, bir sendika toplantısında “emek” ya da “özlük hakları” söylemlerinin yanında ve hatta onlardan daha da çok “Anayasa Süreci” ve “Çözüm Süreci” üzerinde durulmasına dikkatleri çekerek, bunun yarattığı tereddüt ve çelişik duygularını dile getirdiler. Başka bir söylemle, bir sendikanın gündeminde “Anayasa Süreci” ve “Çözüm Süreci”nin “özlük hakları”nın önüne geçmesinin tereddüt ve endişesini yaşıyorlardı.

Bu tereddüt salt sendikal yaklaşım açısından anlaşılabilir ve üzerinde durmaya değerdir. Ancak bu endişe ya da tereddüt “vatan kalmayınca emek de kalmaz”,” cumhuriyet kalmayınca demokrasi ve emek mücadelesi de kalmaz” sürecinin iyi algılanamamış ve de özümsenememiş olmasından kaynaklanıyor. Bugün Irak’ta ve Suriye’de ne kadar demokrasi ve emek mücadelesi var ise, Vatan ve Cumhuriyet kaybedildikten sonra Türkiye’de de o kadar demokrasi ve özlük hakları mücadelesi kalacağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

“Türkiye’nin bağımızlığı, bütünlüğü ve ulusun birliği” savunulmadan,

“Cumhuriyet Devrimine, ilkelerine ve kazanımlarına” sahip çıkılmadan,

“Ülkemize dayatılan emperyalist politikalara karşı mücadele” etmeden

genelde sendikal sorunlar özelde de çalışanların özlük sorunlarının çözülemeyeceğinden kimse tereddüt etmemelidir.

Kaldı ki Vatan ve Cumhuriyeti savunma ile özlük hakları ya da demokrasiyi savunma birbirine alternatif değildir.

Demokrasi ve özlük hakları nefes ise, Vatanı ve Cumhuriyet akciğerlerdir. Ertelemeden, sürekli ve düzenli nefes almak yaşam için gerekli. Ancak insan akciğerleri var ise nefes alabilir ve yaşamını sürdürebilir. Saniye bile ara vermeden, taviz vermeden demokrasiyi ve özlük haklarını savunmak gerekir. Ancak Vatanı ve Cumhuriyeti savunmayı hiç unutmadan, hiç bırakmadan. Bu nedenle dir ki; “söz konusu vatan ise gerisi teferruattır”.

Aslında Ulusumuza dayatılan “Anayasa Süreci” ve “Çözüm Süreci” bir bütünün iki parçasıdır. İkisinin de hedefi Vatan Ve Cumhuriyettir. AKP kafaları karıştırma ve kitleleri yanıltmada çok ustalaştı.Bu ustalık “Anayasa Referandumu” sürecinde deneyime de dönüştürüldü. 26 maddelik Anayasa değişikliği içeren paketin içine, bazıları gerçekten demoktratik olan maddeler yerleştirildi ve hepsi birden evet ve hayır şeklinde oylamaya sokuldu. Değişikliklere bu olumlu maddeler noktasından bakan “Yetmez ama evet”çiler gibi diğer birçok gruplar bütünü göremediler. Atılan zokanın ucundaki yem olan bu maddelere takıldılar. Yanılgılarının sonuçlarını yaşayarak öğrendiler.

Yeni “Anayasa Süreci” de benzer bir seyire doğru hızla yol alıyor. Anlaşılıyor ki AKP bazı yemlerle zokayı atacak ve esas hedefi olan “değişmez ve de değiştirilmesi bile teklif edilemez” üç maddeyi kaldırmayı deneyecek. Gözümüz açıldı, ayaklarımız yere erdi, her ne verirler ise versinler, ne yem takarlarsa taksınlar, bu sefer emekçiler ve sendikaları bu zokayı yutmayacak.

Tüm sendikaların tüm yurtsever emekçilerin acil görevi “bölücü çözüm sürecinin boşa çıkarmak” ve “bölücü anayasanın reddi”ni sağlamaktır.

Tüm sendikalar, tüm kitle örgütleri, tüm partiler bu göreve kilitlenmeli ve bu görev etrafında birleşmelidir.

Acil görev “Vatan, Cumhurıyet, emek” dayanışmasıdır. Bu görevin nöbetinde yerini almadan; demokrat da, sendikacı da, solcu da, devrimci de, milliyetçi de olunamaz.

Recep AKDUR - 22 Nisan 2013 - İlk Kurşun

Son Yazılar